Türkiye’de ikinci el satış sitelerinde kullanılmış bebek ürünlerine yönelik ilanların artması, ekonomik krizin hane halkı üzerindeki etkisini çarpıcı biçimde ortaya koydu. Özellikle biberon, emzik ve oyuncak gibi hijyen açısından risk taşıyan ürünlerin dahi satılması ve fazlaca alıcı bulması, daralan alım gücü nedeniyle ailelerin en temel ihtiyaçlarda bile tasarrufa yöneldiğini gösterdi. Uzmanlar, bu tablonun yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını, derinleşen yoksulluk, yüksek enflasyon ve gelir dağılımındaki bozulmanın toplumun geniş kesimlerini ikinci ele mecbur bıraktığını vurguladı. Bir zamanlar “asla ikinci el olmaz” denilen ürünlerin bile satışa çıkması, vatandaşın artık en temel ihtiyaçlarda bile çaresiz kaldığını gözler önüne seriyor. Evlenen çiftlerin ömür boyu sakladığı gelin çiçeklerini bile satar hale gelmesi ekonomide gelinen noktaya en iyi örnek.

‘Atasözü gerçek oldu’
İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD) Genel Başkanı Nesibe Gençer, Türkiye’nin artık hayatın her alanında yoksulluğu içselleştirdiğini belirterek, “Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı’ atasözü, atasözü olmaktan çıktı. İktidarın uyguladığı politikalar sonucunda doğan ve gittikçe derinleşen yoksulluk artık vatandaşın yaşam biçimi haline geldi. Öyle ki iyice yoksullaşan halkımız giyim kuşamını, ayakkabısını, halı, koltuktan, avizesine kadar, özellikle geceleri kimseye görünmemek için ikinci el pazarlarının devamlı müşterisi haline geldi. Üstelik her şey o kadar pahalı ki artık sadece açlık sınırı altında maaş alan asgari ücretli ve emekliler değil kısmen daha iyi durumda olan vatandaşlar da ikinci el pazarından alışveriş yapıyor” dedi.
Yaşam biçimi: Yoksulluk
İkinci el pazarları ya da ikinci el ürün satan sitelerde artık kullanılmış bebek kıyafetleri, oyuncaklar, hatta biberon, emzik de satıldığının altını çizen Başkan Gençer, “Örneğin biberon’un ikinci el olması kabul edilemez. Bu tam anlamıyla yoksulluğun geldiği son noktadır. Ayrıca bu durum sıhhi ve hijyenik açıdan da tasvip edilemez. Artık Türkiye’de ekonomik darboğazın vatandaşın belini büktüğünü görüyoruz. Kullanılmış biberonun bile satılması daha doğrusu satılmak zorunda kalınması, son 24 yılda içine düşürüldüğümüz işsizlik ve pahalılığın geldiği vehametin göstergesi. Artık hayatımız ikinci el oldu” diye konuştu. İnsanların bu tür ürünlere yönelmesinin bir tercih değil, mecburiyet olduğunu açıklayan Gençer, “Türkiye’de yoksulluk maalesef yaşam biçimi haline geldi. Bu durum yalnızca dar gelirliyi değil, toplumun geniş kesimlerini içine almış durumda. Eskiden ikinci el pazarlarının “geçici müşterileri” olan vatandaşlar artık kalıcı hale geldi” ifadelerini kullandı.

‘Yoksulluğun göstergesi’
Türkiye'de gelir dağılımının da çok bozuk olduğunu söyleyen Ekonomist Prof. Dr. Hüsnü Erkan, “Enflasyon kronik hale gelince ve yüksek seyredince, küçük bir kesim zenginleşirken büyük bir çoğunluk yoksullaşıyor. Özellikle petrol krizinden sonra ulaşım ve lojistik maliyetleri arttığı için pazara gelen ürünler de çok pahalı hale geldi. İnsanlar boğazından mı kıssın yoksa bu ihtiyaçlarından mı? Çocuğunu besleyecek bir emziği alamayacak durumdaysa bu durum tamamen yoksulluğun bir göstergesidir. Yoksul insan mecburen tasarruf ediyor. Ancak asıl tasarrufun devlet yöneticileri tarafından yapılması gerekiyor. Türkiye'deki devlet harcamaları son derece yüksek. Bu kapsamda bütün devlet harcamalarının gözden geçirilmesi ve Sayıştay denetimlerinin dikkate alınması gerekiyor. Tasarrufun oradan başlaması lazım. Yoksa halk bebeğinin emziğini dahi görüldüğü gibi ikinci el almak zorunda kalır” dedi.
‘Tasarruf etmeye çalışıyor’
Halkın bebeğinin ihtiyaçlarından bile tasarruf etmek zorunda kaldığını belirten Ekonomist Prof. Dr. Hüsnü Erkan ise, “Ülkemizde vatandaşlar bir emziği ya da hatırası olan gelin çiçeğini bile ikinci el almak durumunda kalıyorsa bu tamamen yoksulluktan kaynaklı. Çünkü bunlar ikinci elden satın alınacak ürünler değildir. İnsanlar artık her şeyden tasarruf etmeye çalışıyor. Bu da en başta Türkiye'de üretim sisteminin durmasından kaynaklanıyor. Birçok fabrika ekonomik sebepler ile satıldı veya yurt dışına kaçtı. Tarım ve sanayi zayıfladı. Ülke üretmediği için her şey ithal geliyor ve dolayısıyla pahalı oluyor” şeklinde konuştu.





