İnsan, günümüzün karmaşasında savrulurken çoğu zaman kendi iç evini ihmal ediyor. Düşünceler bulanıyor, kalp yoruluyor, ruh bir çıkmazın ortasında kayboluyor. İşte Ramazan, bu dağınıklığın ortasında insana sessizce “Gel, kendini toparla” diyen bir çağrı gibidir. Kur’an’ın “Oruç size farz kılındı ki, takvaya ulaşasınız” (Bakara 2/183) ayeti, bu çağrının özünü ortaya koyar: Arınmak, derinleşmek ve özüne dönmek.
Oruç, dışarıdan bakınca yalnızca aç kalmak gibi görünür; ama iç dünyada başka bir düzen kurulur. Aç kalan sadece beden değildir. İnsan hırslarını, savrulmuşluğunu ve öfkesini de dizginler. Peygamberimizin “Oruç bir kalkandır” sözü, orucun bu içsel duruşunu tarif eder. Bu kalkana yaslanan insan, nefsinin dağınıklığını toparlar, sabrın olgunluğunu keşfeder ve merhametin kapılarını aralar.
Ramazan sadece bir bireysel eğitim değildir. Aynı zamanda sosyal bir vicdanın da harekete geçmesidir. Sofralar açılır, gönüller genişler, insanlar birbirini daha çok hatırlar. Paylaşmanın sıcaklığı, empatiyi yeniden uyandırır. Kimi kendi nimetini bölüşerek şefkati yeniden hatırlar, kimi bir yetimin başını okşayarak insanlığını tazeler.
Ramazan’ın en özel ibadetlerinden biri de itikâftır. İtikâf; insanın dünyayla arasına nazik bir perde çekmesidir. Camide sessiz bir köşeye çekilip kalbin gürültüsünü susturmak, dünya telaşını bir süreliğine bırakmak ve kendi iç sesini duymaktır. Bu, modern çağın kaybettirdiği o derin tefekkür alanını yeniden inşa eder. İnsanı kendisiyle yüzleştirir; neyi ihmal ettiğini, neyin peşinden koştuğunu, neyi düzeltmesi gerektiğini fark ettirir. İtikaf adeta “içine doğru küçük bir yolculuk” gibidir; sakindir ama etkisi güçlüdür.
Ramazan’ın bir diğer kadîm geleneği olan Mukabele ise; Kur’an ile kalp arasındaki bağı tazeleyen bir köprü olur. İlk vahyin ritmine uyar gibi, insanlar her gün Kur’an’ı okuyup dinleyerek ilahi mesajı yeniden duyar. Bu sadece bir okuma değildir; düşünceleri hizaya çeken, duyguları arındıran bir iç eğitimdir. Kur’an sesi, insanın içindeki yorgun bölgelere su serper gibi ferahlık verir. Mukabele; hafızayı temizler, ruhu besler, kalbe yeni bir ahenk katar. Gidişatının nereye doğru olduğunu veya olması gerektiğini bir kez daha hatırlatır.
Ramazan gecelerinde ise ayrı bir derinlik vardır. “Biz onu Kadir gecesinde indirdik” Ayeti, bu ayın içindeki manevi yoğunluğu anlatır. O gece, insanın uzun zamandır arayıp da bulamadığı anlamı bir anda yakalayabileceği bir fırsat gibi durur. Sessizdir, ağırdır, insanın ruhuna nüfuz eden bir tarafı vardır.
Dillerimizden dökülen, camilerimizin kubbelerinde yankılanan tekbirler ve salavatlarla gönüllerimiz huzur bulur.
Sonunda insan şunu fark eder: Ramazan, sadece açlığın değil; içsel toparlanışın, manevi büyümenin ve ruhun dinlenişinin adıdır. Oruç, nefsi terbiye eder; itikâf, kalbi sadeleştirir; mukabele, ruhu besler. Hepsi bir araya gelince Ramazan, insana kendini yeniden kurması için eşsiz bir imkân sunar.
Recep ve Şaban Ayları; Regâib’iyle, Mirac’ıyla, Bera’ıyla bizleri nasıl Ramazan’a hazırladıysa, bizler de evlerimizi, işyerlerimizi, camilerimizi ve sokaklarımızı Ramazan’a hazırlayalım. İyilik kapılarımızı sonuna kadar açalım, gönüllerimizi birbirine yaklaştıralım. Kur’an’ın ilahi mesajlarını hayatımıza yansıtalım.
Bu vesileyle şimdiden Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyorum.
Bir Fetva :
Ramazan orucu, Farz-ı Ayn’dır. Yani; mükellef olan her Müslümanın bizzat yapması gereken farzdır. Özürsüz terk edilmesi büyük günahtır. İtikâf ve mukabele ise sünnettir; terkinde günah yoktur fakat ihmalinde bereket kaybı vardır.
Bir Dua :
Allah’ım!
Ramazan’ı sadece takvimden değil, kalbimizden yaşamayı nasip et.
Açlığımızı şükre; sessizliğimizi tefekküre çevir.
Bizi Ramazan’da günahlarından temizlenmiş olarak çıkar… Âmin.
Kaynak: T.D.V. Yayınları, (Din Görevlisiyle 365 Gün.) adlı eserden istifade edilmiştir.
Hazırlayan: Mustafa YAKICI (İzmir İl Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı)





