Son dönemde gündemin üst sıralarına taşınan mutlak butlan kararı, yalnızca hukuki bir tartışma konusu olmanın ötesine geçerek ekonomik piyasalarda ciddi dalgalanmalara yol açtı. Kararın ilanının ardından piyasalarda risk algısı güçlenirken faiz, rezerv ve büyüme dinamiklerinde olumsuz beklentiler öne çıktı; ekonomistler artan belirsizliğin daha yüksek faiz, daha düşük ekonomik büyüme ve işsizlik riskini beraberinde getirebileceğine dikkat çekti.
Ekonomide zaten uzun süredir devam eden yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve gelir dağılımındaki bozulmanın, dar ve sabit gelirli kesimler üzerinde ciddi bir baskı yarattığını belirten Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş, “Türkiye’de özellikle gıda, kira, ulaşım ve enerji maliyetlerindeki artış vatandaşın alım gücünü önemli ölçüde düşürmüş durumda. Tam böyle dönemde hem küresel gelişmeler hem de iç siyasi tartışmalar ekonomideki kırılganlığı artırıyor. Zaten yüksek seyreden enflasyonun üzerine yeni maliyet baskılarının eklenmesi, özellikle düşük gelirli vatandaşların yaşam koşullarını daha da zorlaştırıyor. Ekonomideki en temel sorunlardan biri belirsizlik. Piyasalar öngörülebilirlik ister. Yatırımcı da vatandaş da önünü görmek ister. Ancak hem dış politikadaki gelişmeler hem içerideki siyasi ve hukuki tartışmalar bu güven ortamını zedeliyor. Özellikle mutlak butlan kararına ilişkin tartışmaların yarattığı siyasi gerilim, yalnızca hukuk ya da siyaset başlığı altında değerlendirilmiyor; ekonomik sonuçlarıyla da dikkat çekiyor. Toplumun önemli bir kesiminde sürecin adil ve güven verici olmadığı yönünde oluşan algı, ekonomik beklentileri olumsuz etkiliyor” dedi.

‘Büyüme yavaşlıyor’
Hukuki güven ortamının zedelenmesinin, piyasalarda risk algısını artırdığını aktaran Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş, “Bu durum döviz kuru üzerinde baskı oluştururken, tahvil faizlerinden rezervlere kadar birçok ekonomik göstergede kırılganlığı büyütüyor. Nitekim son dönemde rezervlerde yaşanan hızlı hareketlilik ve piyasalardaki dalgalanmalar da, bu güvensizlik ortamının ekonomik yansımaları arasında gösteriliyor. Kısa vadede yalnızca kur artışı ya da fiyat dalgalanması gibi etkiler görülse de, orta ve uzun vadede bu süreç ekonomide daha derin yaralar bırakabiliyor. Belirsizlik ortamında yatırım iştahı azalıyor, üretici maliyet hesabı yapmakta zorlanıyor, şirketler yeni yatırım kararlarını erteliyor. Bunun sonucunda büyüme yavaşlıyor, istihdam üzerinde baskı oluşuyor ve işsizlik riski artıyor. Aynı anda hem enflasyonun yükselmesi hem de ekonomik büyümenin zayıflaması ise toplumun en kırılgan kesimlerini daha ağır etkiliyor. Çünkü yüksek gelir grupları kriz dönemlerinde birikimleriyle kendilerini koruyabilirken, dar gelirli vatandaşın böyle bir imkânı bulunmuyor” diye konuştu.
Maaşı sabit kalan milyonlarca insanın, her yeni zam dalgasında alım gücünü biraz daha kaybettiğini vurgulayan Ayhan Bülent Toptaş, “Özellikle temel ihtiyaç harcamalarının büyük bölümünü oluşturan gıda, ulaşım ve enerji kalemlerindeki artış, düşük gelirli hanelerde yaşam standartlarını doğrudan aşağı çekiyor. Bu nedenle mutlak butlan kararının ardından oluşan siyasi ve ekonomik belirsizlik ortamı yalnızca piyasaları değil, doğrudan vatandaşın günlük hayatını da etkiliyor” sözlerine yer verdi.

‘İşsizliği artırıyor’
Türkiye ekonomisi uzun süredir üretken, yenilikçi ve katma değer yaratan bir yapıdan uzaklaştırıldığını dile getiren Ekonomist Prof. Dr. Hüsnü Erkan, “Sanayi ve teknoloji temelli bir ekonomik model yerine ticaret ve inşaat ağırlıklı bir sistem tercih edildi. Bu tercih, ekonominin kaynak üretme kapasitesini zayıflatırken, dışa bağımlılığı artırdı. Üretimden kopan ekonomi, kaçınılmaz olarak dış kaynağa muhtaç hale geldi. Ancak dış kaynağın en temel şartı hukuki güvenliktir. Hukukun öngörülebilir olmadığı, kararların siyasi çatışmaların gölgesinde alındığı bir ülkede sermaye kalıcı olmaz. Mutlak butlan kararları gibi hukuki belirsizlik yaratan adımlar, ekonomideki kırılganlığı daha da derinleştiriyor. Güven kaybı, yatırımların durmasına; yatırımların durması ise doğrudan işsizliğin artmasına yol açıyor. Bu ortamda ekonomi ya kaynak bulamıyor ya da ancak çok yüksek maliyetlerle borçlanabiliyor. Artan faiz yükü, yükselen enflasyon ve derinleşen bütçe açıkları, kamu kaynaklarının sosyal politikalara değil borç ödemelerine ayrılmasına neden oluyor. Bunun sonucu olarak ücretler baskılanıyor, sosyal destekler yetersiz kalıyor ve hayat pahalılığı daha da ağırlaşıyor” ifadelerini kullandı.
“Sabit gelirli çalışanlar hızla yoksullaşıyor’
Mutlak butlan kararlarının yarattığı siyasi ve hukuki sarsıntının, piyasada belirsizliği artırarak fiyat istikrarını bozduğunu belirten Prof. Dr. Erkan, “Kur dalgalanmaları, gıda ve enerji başta olmak üzere temel tüketim kalemlerinde zam olarak yurttaşın sofrasına yansıyor. Sabit gelirli çalışanlar, emekliler ve asgari ücretliler bu artışlar karşısında hızla yoksullaşıyor. Ekonomi bilimsel ve hukuka dayalı biçimde yönetilmediğinde, üretim yerine rant ve al-sat düzeni güçleniyor. Bu düzen katma değer yaratmadığı gibi kalıcı istihdam da sağlamıyor. İşsizlik arttıkça hane gelirleri düşüyor, borçlanma yaygınlaşıp dar gelirli kesimler geçimini kredi ve borçla sürdürmek zorunda kalıyor. Sonuçta mutlak butlan kararları, yalnızca hukuki bir tartışma değil; ekonomik bedeli en ağır şekilde halka ödetilen bir sürecin parçası haline geliyor. Hukuki belirsizlik, ekonomik güvensizliği; ekonomik güvensizlik ise en çok dar gelirli yurttaşların yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor. Bu zincirin her halkasında kaybeden yine emeğiyle geçinen kesimler oluyor” diye konuştu.





