Bir dönem ailece yapılabilecek en ulaşılabilir sosyal aktivitelerden biri olan sinema, artık perde açılmadan önce bütçe hesabı yaptırıyor. 4 kişilik bir ailenin bilet, mısır ve kola dahil sinema masrafı 3 bin 120 liraya kadar çıkarken, bu tutar 28 bin 100 liralık asgari ücretin yüzde 11’ini götürüyor. Yani asgari ücretle geçinen bir aile, yalnızca birkaç saatlik sinema keyfi için aylık gelirinin yaklaşık 9’da 1’ini harcamak zorunda kalıyor. Üstelik mesele yalnızca fiyatların yükselmesi değil. Sinema bileti reel olarak da pahalandı. 2005’in sekizinci haftasında 6,85 lira olan ortalama bilet fiyatı bugün 279,3 liraya ulaştı. Fiyat arttıkça seyirci ise salondan uzaklaştı; 2026’nın ilk sekiz haftasında yaklaşık 6,5 milyon kişi sinemaya giderken, pandemi nedeniyle salonların kapalı olduğu 2021 hariç tutulduğunda son 22 yılın en düşük seyirci başlangıcı yaşandı. Perde açık, filmler vizyonda ancak vatandaş için sinema artık “canım istedi, giderim” denilecek kadar ucuz bir alışkanlık olmaktan çıktı.

‘2 kişi bile gidemiyorlar’
Etrafından emeklisine, memuruyla, sabit gelirlisiyle herkesin kültürel etkinliklerden yeterince yararlanamadığını aktaran Ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “İnsanlar sinemaya, tiyatroya, konsere giderken elli defa düşünüp hesap yapıyor. ‘İçeceğe, bilete, ulaşıma, mısıra ne kadar vereceğim, bileti nereden daha uygun fiyata alırım’ diye düşünüyor. Hatta son dakikaya kadar bekleyip indirimli bilet almaya çalışıyor. İyi seyredilecek, daha güzel yerlerde bilet ücretleri yüksek olduğu için insanlar ucuz bilet peşinde koşuyor. ‘Nasıl olsa bu salon dolmaz, biz gider 1500 liralık yerde otururuz’ diye konuşuyorlar. Bunu söyleyen insanlar doktor, memur, emekli. Yani sadece asgari ücretli ya da dar gelirli kesimden bahsetmiyoruz. Farklı gelir gruplarındaki insanların bile artık kültürel etkinliklere giderken ciddi bir hesap yaptığını görüyoruz” dedi.
‘Kaçamak bile yapamıyor’
Sinemanın köklü bir kültür ihtiyacı olduğunun altını çizen Sirkeci, “İnsanların arkadaşlarıyla, ailesiyle, çocuklarıyla birlikte gidip birkaç saat vakit geçirebildiği, sosyalleşebildiği bir alan. Fakat özellikle vizyona giren yeni filmlerde fiyatların yükselmesi, bırakın bütün ailenin birlikte film izlemeye gidebilmesini, anne babanın 2 kişi olarak küçük bir kaçamak yapmasını bile önlüyor. Gençler açısından da durum farklı değil. Gençlerin harçlıklarından 2 bin, 3 bin lira ayırarak arkadaşlarıyla filme gitme olanağı giderek ortadan kalkıyor. Çünkü genç için bu sadece bilet parası değil; bunun içinde ulaşım var, içeride yiyecek ve içecek var, arkadaşlarıyla bir şeyler yemek var. Dolayısıyla birkaç saatlik bir etkinlik, genç açısından ciddi bir bütçe gerektiren bir harcamaya dönüşüyor” diye konuştu.
‘Ay sonunu düşünüyorlar’
Sanata ve kültüre erişim konusunda mutlaka bir destek mekanizmasına ihtiyaç olduğunu belirten Dr. Sirkeci, “Çünkü sanat ve kültür zaten doğrudan para kazandırılan, yalnızca ticari bir faaliyet olarak görülmemesi gereken alanlar. Çok büyük gişe yapan, kendi seyircisini bulan filmleri bir kenara bırakırsak; sinemanın, tiyatronun, müziğin ve diğer kültürel faaliyetlerin toplumun daha geniş kesimlerine ulaşabilmesi için mutlaka desteklenmesi gerekiyor. Çünkü kültür ve sanat sadece belli bir gelir grubunun ulaşabileceği bir alan haline gelirse toplumun çok önemli bir kesimi bundan mahrum kalacak. Bugün emeklisi, memuru, öğrencisi, genci herkes ‘buna bu kadar para verirsem ay sonunu nasıl getiririm?’ diye düşünüyorsa burada artık yalnızca bir sinema bileti fiyatından söz etmiyoruz. Oysa sinema, tiyatro, müzik ve sanatın diğer alanları toplumun tamamının ulaşabileceği, insanların hayatına dokunan, sosyalleşmesini sağlayan alanlar olmalı” ifadelerini kullandı.

‘Sosyal yaşamı daraldı’
Sinemanın geçmişte ailelerin birlikte vakit geçirebildiği en yaygın kültürel ve sosyal etkinliklerden biri olduğunu vurgulayan Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Genel Başkanı Aziz Koçal, “Bugün ise bilet, ulaşım, yiyecek ve içecek giderleriyle birlikte 4 kişilik bir ailenin birkaç saatlik sinema etkinliği için 3 bin TL’nin üzerinde harcama yapmak zorunda kalması, sinemanın dar ve sabit gelirli vatandaşlar açısından lükse dönüştüğünü gösteriyor. Bir ailenin birkaç saatlik sosyal etkinlik için böylesine yüksek bir bedel ödemek zorunda kalması, vatandaşın alım gücündeki kaybın yalnızca mutfağa ve temel ihtiyaçlara yansımadığını ortaya koyuyor. İnsanlar artık gelirlerini kira, gıda, ulaşım, eğitim ve enerji faturalarına yetiştirmeye çalışırken sinema, tiyatro, konser ve benzeri sosyal etkinliklerden vazgeçiyor. Ekonomik kriz, vatandaşın yalnızca sofrasını küçültmemiş; sosyal ve kültürel yaşamını da daralttı. ‘Eskiden ailece sinemaya giderdik, şimdi bütçemiz yetmiyor’ sözü, Türkiye’de yaşanan ekonomik tablonun en yalın ifadelerinden biridir. Bu cümle, ailelerin yaşam standartlarının gerilediğini, orta gelirli kesimlerin giderek yoksullaştığını ve toplumun geniş bir bölümünün temel ihtiyaçların dışındaki harcamaları bütçesinden çıkarmak zorunda kaldığını gösteriyor” şeklinde konuştu.
‘Televizyon izliyorlar’
Sorunun bir diğer boyutunun da kültürel, sanatsal ve toplumsal değeri yüksek filmlerin yeterince üretilmemesi veya geniş toplum kesimleri tarafından erişilebilir olmadığını belirten Koçal, “Sinemaya gidemeyen yurttaşlar, televizyonlarda ağırlık kazanan şiddet içerikli, tüketimi ve gösterişli yaşam biçimlerini özendiren, kültürel ve eğitici yönü zayıf film ve dizilere yönelmek zorunda kalmaktadır. Bu durum özellikle çocuklar ve gençler açısından toplumsal ve kültürel gelişimi olumsuz etkileyebilecek önemli bir sorundur. Kamu yararını gözeten, toplumsal gerçekleri anlatan, dayanışmayı, eşitliği ve kültürel çeşitliliği güçlendiren nitelikli yapımlar desteklenmeli ve toplumun her kesimine ulaştırılmalıdır. Vatandaşın yeniden sosyal ve kültürel etkinliklere bütçe ayırabilmesi için öncelikle ücretlerin ve emekli aylıklarının gerçek enflasyon karşısında korunması, alım gücünün kalıcı biçimde artırılması ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesi gerekir. Çalışanların ve emeklilerin gelirleri yalnızca aç kalmadan yaşamaya değil, insan onuruna yaraşır bir yaşam sürmeye yetecek düzeye çıkarılmalı. Bunun yanında merkezi yönetim, yerel yönetimler ve kültür kurumları iş birliğiyle çocuklar, öğrenciler, emekliler, işsizler ve dar gelirli aileler için indirimli ya da ücretsiz sinema gösterimleri yaygınlaştırılmalı. Vatandaşın sinemaya gitmek ile mutfak masrafını karşılamak arasında seçim yapmak zorunda kaldığı bir ekonomik düzen kabul edilemez” dedi.





