Çocukluk çağında güzellik algısı da değişiyor. Sosyal medyada saniyeler içinde kusursuzlaştırılan yüzler, inceltilen bel ve şekillendirilen bedenler, artık çocukların kendilerine bakışını da etkiliyor. Özellikle 13-15 yaş grubunda “Barbie burun”, ince bel, dolgun dudak ve kusursuz yüz gibi sosyal medyada öne çıkan güzellik kalıpları çocukların estetik operasyon taleplerine kadar uzanıyor. Bu gençler, artık kendilerini yalnızca çevrelerindeki akranlarıyla değil, dijital filtrelerle “mükemmelleştirilen” görüntülerle kıyaslıyor. Uzman Psikolog Özlem Gülder Altuner, sürekli filtre kullanımının, fotoğraf beğenmeme ve tekrar tekrar çekilme gibi davranışların ergenlerde beden algısına yönelik ciddi sorunların erken işaretleri olabileceğine dikkat çekerek, sosyal medya kaynaklı güzellik baskısının ilerleyen süreçte özgüven kaybı, sosyal kaygı, yeme bozuklukları ve beden dismorfik bozukluğuna kadar uzanabileceği uyarısında bulundu.

Özlem Altuner (1)

‘Psikolojik soruna dönüşüyor’

Sosyal medyanın, ergenlik dönemindeki kimlik oluşumu ve beden algısı üzerinde oldukça güçlü belirleyici bir role sahip olduğunu vurgulayan Uzman Psikolog Özlem Gülder Altuner, “Klinik gözlemlerimize göre, özellikle 13-15 yaş grubunda güzellik algısı doğallıktan uzaklaşarak standartlaşmış, dijital olarak mükemmelleştirilmiş bir kalıba dökülmüş durumda. Bu yaş grubu, kendilerini gerçek dünyadaki akranlarıyla değil; dijital filtrelerle değiştirilmiş, açısı ve ışığı ayarlanmış "kusursuz" görsellerle kıyaslıyor. AR (artırılmış gerçeklik) filtreleri, bireylerin kendi yüzlerini bir hamur gibi değiştirebileceği illüzyonunu yaratarak aynadaki gerçek görüntüleriyle aralarında derin bir yabancılaşma oluşturuyor. Filtreli halini referans alan ergen, aynadaki doğal yansımasını "kusurlu" olarak etiketlemeye başladığında özgüven erozyonu kaçınılmaz hale geliyor. Ergenlik doğası gereği beden odaklı kaygıların arttığı bir dönem. Ancak “burnum düzgün değil” veya “belim yeterince ince değil” gibi söylemler, ergenin günlük işlevselliğini bozmaya başladığında, aynanın karşısında geçirilen saatler arttığında, sosyal ortamlardan kaçınma veya fotoğraf çektirmekten korkma (dijital içe kapanma) başladığında artık normal bir kaygıdan çıkıp psikolojik bir probleme dönüşür. Sürekli filtre kullanımı, beğenilmeyen fotoğrafların silinmesi veya tekrar tekrar çekilmesi de bu klinik tablo öncesindeki en belirgin erken uyarı işaretleridir (kırmızı bayraklar). Bu durum kontrol altına alınmadığında, kişinin bedenindeki hayali ya da abartılmış kusurlarla aşırı uğraşması durumunu ifade eden Beden Algısı Bozukluğuna kadar ilerleyebilir” dedi.

‘Hızlı mutluluk aracı’

Ergenlerin “Barbie burun”, "foxy eyes" veya aşırı ince bel gibi şablon estetik kalıplara yönelmesi ya da estetik operasyon istemesinin nadiren tamamen kendi özgün arzusu olduğunu aktaran Altuner, “Bu talebin arkasında yoğun bir şekilde influencer kültürü, dijital algoritmalar ve bunların beslediği akran baskısı yatar. Sosyal medyada fetişleştirilen ameliyat öncesi/sonrası içerikleri ve estetik süreçlerinin basitleştirilerek sunulması, ergenlerde bu tür invaziv müdahalelerin bir "öz bakım" veya "hızlı mutluluk aracı" olduğu algısını yaratır. Akran zorbalığı ise bu duygusal yükü tetikleyen en büyük unsurdur; okulda veya dijital ortamda burun, kilo veya yüz hatlarına dair yapılan tek bir olumsuz yorum, algoritmaların işlediği kaygıyı eyleme dönüştürme riskine sahiptir. Bu durum karşısında ebeveynlerin sadece “Sen çok güzelsin, hiçbir şeyin yok” demesi maalesef yeterli değildir; çünkü ergen bunu samimi bir değerlendirme değil, bir "teselli cümlesi" olarak algılar. Erken yaşta (13-15 yaş) estetik talebiyle gelen bir ergene yaklaşırken yasaklayıcı, kestirip atan veya küçümseyen bir tutum reddedilmişlik hissini artırır” ifadelerini kullandı.

‘Aileler, çocukla konuşmalı’

Reddedilmişlik hissi oluşturulmaması için sorgulayıcı ve empatik iletişim kurulması gerektiğini belirten Özlem Gülder Altuner, “Aileler yasaklamak yerine talebin altındaki duygusal ihtiyacı anlamaya çalışmalıdır. "Burnunu değiştirmek sana kendini nasıl hissettirecek?", "Bu değişiklik hayatında neleri farklı kılacak?" gibi sorularla çocuğun iç dünyasına odaklanılmalıdır. Sosyal medya okuryazarlığı geliştirilmelidir. Görsellerin dijital müdahalelerden geçtiği, ışık ve açı oyunlarıyla kurgulandığı çocukla birlikte analiz edilmelidir. Soruya net yanıt verilmelidir. "Kendimi daha güzel hissedersem daha mutlu olurum" düşüncesi bir yanılsamadır” dedi.

‘Sosyal kaygıyı tedavi etmez’

Özlem Gülder Altuner sözlerini şöyle sürdürdü: “Estetik operasyonlar beden yapısını değiştirebilir ancak altındaki özdeğer eksikliğini, yetersizlik duygusunu veya sosyal kaygıyı tedavi etmez. Gerekiyorsa uzman desteği alınmalıdır. Estetik talebi ısrarlı bir hal aldığında mutlaka bir çocuk-ergen psikoloğu veya psikiyatristinden profesyonel değerlendirme alınmalıdır. Bugün çocukların güzellik algısını tek bir unsur değil; sosyal medya, influencer kültürü ve akran çevresinin birleştiği dijital akran ekosistemi şekillendirmektedir. Kusursuz görünme baskısının devam etmesi durumunda ise ergenlerde majör depresyon, anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları (anoreksik/bulimik eğilimler) ve kronik yetersizlik duygusu kaçınılmaz birer klinik sonuç olarak karşımıza çıkıyor.”

Kaynak: Filiz Erol