Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bahçeli, Suriye sahasında yaşanan son gelişmelerin Türkiye’nin güvenlik ve çözüm perspektifini doğrudan etkilediğini vurguladı.
Bahçeli, Suriye’de faaliyet gösteren SDG ve YPG unsurlarının, 27 Şubat’ta ilan edilen Barış ve Demokratik Toplum sürecini baltalamaya dönük adımlar attığını savundu. Bu değerlendirmesinin kaynağına da dikkat çeken Bahçeli, söz konusu sürecin bizzat PKK’nın kurucu liderliği tarafından da bu şekilde yorumlandığını ifade etti.
Bahçeli'nin açıklamasının satır başları;
"Ülkemizi etkileyen iç ve dış gelişmeleri, çoğalan risk ve tehditleri kapsamlı olarak ele aldık. Terörsüz Türkiye'ye karşı bozguncu tesirleri dikkatle ele aldık. Husumet senaryolarını gözden geçirip temkinli duruşumuzu teyit ettik.
Terörsüz Türkiye ucuz hesaplara kurban verilmeyecek kadar hayati.
Bir yandan atılan kararlı adımları, diğer yandan da bozucu tesirleri ve bozguncu telkinleri dikkatle yorumladık.
Yıkımı ve yıkıcılığı tercih eden Siyonist emperyalizmin yoz ve yeminli işbirlikçilerini, bunların şiddet ve şevkatle yazılmış husumet senaryolarını gözden geçirip temkinli ve tedbirli siyasi duruşumuzu teyit ettik.
Memnuniyetle ifade etmeliyim ki Milliyetçi Hareket Partisi huzurlu, güvenli, milli birlik ve bütünlüğü çelikleşmiş, barış ve refahla çatısı örülmüş bir Türkiye'yi Cumhur İttifakı'nın ortak akıl ve ahlaki yapısıyla hayata geçirmenin sonsuz amaç ve azmindedir.
Bu soylu amaç ve azim, ucuz hesaplara, basit oyunlara kurban verilmeyecek kadar hayatidir. Hakikatlidir, haysiyetlidir.
Rotası gayret edenin damla damla akan teriyle çizilmektedir. Nitekim kader gayrete meftundur. Kur'an-ı Kerim'in Necm suresi 30. ayet 39. ayetinde buyurulduğu gibi insan için yalnızca çalışmasının, gayretinin halis niyetlerinin karşılığı olacaktır.
Yeni yüzyılın 2. çeyreğine ulaşılacak büyük hedeflerimiz hayalleri gerçeğe dönüştürecek kutlu heves ve heyecanlarımız vardır. Peki bunu nasıl yapacağız? Hangi vasıtaları kullanacağız? İlk olarak milletimizin irade namusunu kendi namusumuz bileceğiz. Demokrasinin sapma ve savrulma göstermeyeceğiz. İkinci olarak çağın gereklerini, zamanın ruhunu değişim dinamiklerinin istikamet ve iç yüzünü Türk milliyetçiliğinin perspektifiyle dünyanın geneli de Türkçenin imkanlarıyla okuyacağız. Türkçenin zenginliğiyle kavrayacağız.
Milli ve manevi değer hükümlerimizi varoluş onurumuzun zırhı, birliğimizin, dirliğimizin ve kardeşliğimizin bedeli hiçbir şekilde ödenemeyecek ziyneti olarak değerlendireceğiz.
Üçüncü olarak kökümüzden kopmadan, milli kimliğimizden ayrılmadan kaynağımızdan ve yükülerimizden, aydınlığından savrulmadan güç birliği ve inanç birliği halinde saflarımızı sımsıkı tutarak devamlı ilerleyeceğiz. Hasılı kelam Kızıl Elma'nın şafağında hep birlikte buluşacağız.
Biz yalanın değil hakikatin izindeyiz. Halkın yanındayız. Hakkın yanındayız. Hakkaniyetin yanındayız. Helalin safındayız. Tıpkı bir bayrak gibi haramın karşısındayız. Hıyanetin karşısındayız. Hainlerin karşısındayız. Havis emellerin karşı cephesindeyiz. Biz kula kulluğu reddeden inanmış bir vicdana sahibiz.
Eğilmez başımızla, teslim olmaz mizacımızla milletimizin hizmetkarıyız. Milliyetçi Hareket Partisi'nin siyaseti Türk tarihinden zamanlar üstü mesajıdır. Türk kültürünün çağları aşan seslenişidir. Türk milletinin kıpta edilen muazzez varlık ve vakarıyla da mümteviştir. Siyaseti hizmet yarışı yerine hezimet rekabetine zillet parkuruna dönüştürenler bizi anlayamaz.
Anlasalar bile anlatmaya takatleri yetemez. Yalanı, fitneyi, dedikoduyu ve iftirayı siyaset zannedenler. Siyaseti rant ve çıkar devşirme fırsatı gören üç kağıtlarıdır...
20. yüzyıla adını yazdıran meşhur bir düşünür demişti ki hepimiz aynı şeylerden konuşuyoruz. Ancak konuştuğumuz şeyin ne olduğu konusunda hala anlaşabilmiş değiliz. Siyaset vaki bu akıl tutulmasının sebep olduğu kör düğümleri çözmekle yükümlüdür. Siyaseti sanal korkulara tahvil etmek isteyen pişkin zihniyetler pireyi deve yapan palavracılar bir kaşık suda fırtına koparan pervasızlar akıllarından çıkartmasınlar ki hak edene fırlatı fırlatılacak taşlar cebimizdedir. Hesapsız uçanlar, istismar dallarına yüzsüzce konanlar bedel ödemeyi muhakkak surette göze almalıdırlar.
SDG'YE TEPKİ
Değerli milletvekilleri. Bölgesel ve küresel gelişmelerin baş döndüren hız ve değişimi hepimizin gözü önünde cereyan etmektedir.
Evvel emirde yapacağımız her değerlendirmenin ağırlık merkezi Türkiye olmak mecburiyetindedir. Çünkü politik kavrayışımızın ve fikir kuvevimizin kaynak ve hareket üssü Başkent Ankara'nın tarihi, siyasi ve gelecek vizyonuyla sınırlıdır.
Pergelin sabit ucunu Ankara'ya koyarak hareketli ucuyla da dünyayı yaşanan hadiseleri ve hayatın derisini, kuvvetli akışını 360 derecelik açıyla analiz ve takip etmek durumundayız. Bunu yaparken siyaset felsefesinde izleyeceğimiz usul ve yöntem ise tümevarım yönteminden başkası değildir. Görüş menzilimizin etki ve temas alanını kademe kademe merkezden çevreye, Ankara'dan Kürenin her noktasına ulaştıracak çoklu mekanizma ve ufuk derinliğine sahip olmaktan başka akla, mantığa ve tarihsel müktesebata muvafık bir çare yoktur.
Önce Suriye'de şekillenen ve somut bir içerik kazanan siyasi tabloyu değerlendirmek, bunun sonuçları hakkında mütalaada bulunmak lazımdır. Malumunuz olduğu üzere SDG ve YPG yuvarlandığı sahalardan Suriye Ordusunun müessir mücadele yeteneğiyle sökülmüş.
Nihayet Fırat'ın batısından sürüp çıkarılmıştır. Halep'in yanı sıra Rakka ve Deyrizor esaret, baskı, dayatma ve işgalden kurtarılmıştır. 10 Mart mutabakatına direnç gösteren her fırsatta ayak sürüyen dış tesirlerle masayı ve müzakere ortamını sabote eden SDG ve YPG kapsamlı bir süpürme harekatı ile tutulduğu alanlardan zora ve silaha dayalı olarak defedilmiştir.
Son gelişmeler hem Suriye hem de bölge ülkeleri ve Türkiyemizin adına son derece müspet ve kayda değerdir.
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine suikast üstüne suikast düzenleyen SDG ve YPG'nin 27 Şubat İmralı çağrısına muhalif ve mugayir hareket ettiği açıktır.
Gerçekten de Suriye'de tezahür eden SDG, YPG provokasyonlarını 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum sürecini baltalama girişimi olarak gören ve gösteren bizzat PKK'nın kurucu önderliğidir.
Suriye'de yeni bir siyasi ve toplumsal yapı kurulmaktadır. Sıkıyı görünce teslim bayrağını çeken SDG ve YPG'nin Şam yönetimiyle 14 maddelik ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını imzalamak durumunda kalması oldukça anlamlı ve hayırlı bir sonuçtur.





