İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışmaların bölgeye yayılması Türkiye’de de yakından takip ediliyor. Ankara, komşu ülke İran’ın da taraf olduğu savaşın nasıl bir seyir izleyeceğini ve bunun Ortadoğu ile küresel dengeler üzerindeki etkilerini dikkatle değerlendiriyor. Türk yetkililer için en büyük risk ise çatışmanın daha fazla ülkeye yayılması ve bölgesel bir istikrarsızlık dalgası oluşturması olarak görülüyor.
Ankara’nın en büyük kaygısı savaşın genişlemesi
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, yaptığı açıklamada Türkiye açısından en olumsuz senaryonun savaşın tırmanarak devam etmesi olduğunu belirtti. Fidan, çatışmanın büyümesi halinde İran’ın da dahil olduğu daha geniş bir bölgesel istikrarsızlık ortamının oluşabileceğine dikkat çekti. Ankara’daki değerlendirmelere göre savaşın genişlemesinin en önemli nedenlerinden biri İran’ın Körfez ülkelerinde bulunan Amerikan üslerini ve enerji altyapısını hedef alması. Bu tür saldırıların bölge ülkelerini ABD ve İsrail ile daha yakın bir askeri işbirliğine yöneltebileceği düşünülüyor.
Enerji güvenliği Ankara’nın öncelikli gündemi
Türkiye için bir diğer kritik konu ise enerji güvenliği. İran’dan Türkiye’ye doğal gaz akışı ile Körfez ülkelerinden yapılan enerji ithalatının aksaması ihtimali Ankara’da önemli bir risk olarak görülüyor. Enerji arzındaki olası kesintilerin sadece Türkiye’yi değil küresel enerji piyasalarını da etkileyebileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle Ankara, çatışmanın enerji altyapılarına zarar vermeden kontrol altına alınmasını diplomatik temaslarının merkezine yerleştiriyor.
Diplomatik temaslar yoğunlaştı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana çok sayıda diplomatik temas gerçekleştirdi. Bu görüşmelerde hem bölgesel hem de küresel aktörlerle çatışmanın daha da büyümesini önleyecek adımlar ele alındı. Erdoğan’ın İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmelerde, taraflara diplomasiye dönülmesi çağrısı yaptığı ve Ortadoğu’nun yeni bir geniş çaplı savaşı kaldıramayacağı uyarısında bulunduğu belirtiliyor.
Ankara iki tarafa da eleştirel yaklaşım sergiliyor
Türkiye, savaşın başlamasının ardından yaptığı ilk resmi açıklamada hem ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını hem de İran’ın bazı askeri hamlelerini eleştiren bir dil kullandı. Ankara, özellikle İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının stratejik açıdan hata olabileceğini düşünüyor. Türk yetkililere göre bu tür saldırılar bölge ülkelerini ABD ve İsrail’in yanında konumlanmaya iterek çatışmanın daha geniş bir cepheye yayılmasına yol açabilir.
Savaşın süresi belirsiz
Ankara’da savaşın ne kadar süreceğine ilişkin net bir tahmin yapılmıyor. Ancak Dışişleri Bakanı Fidan, çatışmanın kısa sürede sona ermeyebileceğine işaret etti. Fidan’a göre savaş en erken İran’ın temel askeri kapasitesinin etkisiz hale getirilmesiyle, en geç ise İran’da bir yönetim değişikliği yaşanmasıyla sona erebilir. İran’ın geniş bir coğrafyaya sahip olması ve askeri sistemlerinin farklı bölgelere dağılmış olması, operasyonların uzun sürebileceği anlamına geliyor.
Türkiye’deki askeri üsler gündemde
Savaşın Türkiye’ye sıçrayıp sıçramayacağı da kamuoyunda tartışılan başlıklardan biri. Özellikle Türkiye’de bulunan Amerikan askeri tesisleri olası hedefler arasında gösteriliyor. Adana’daki İncirlik Üssü ve Malatya’daki Kürecik Radar Üssü bölgede önemli stratejik tesisler arasında yer alıyor. Ancak Ankara’daki değerlendirmelere göre İran’ın bu tür bir saldırı gerçekleştirmesi durumunda ciddi bir askeri karşılıkla karşılaşacağını bildiği düşünülüyor. Türkiye’nin NATO üyesi olması da olası bir saldırının ittifakın savunma mekanizmalarını devreye sokabileceği anlamına geliyor.
Bölgesel istikrar için diplomasi vurgusu
Ankara, savaşın genişlemesini önlemek için diplomatik girişimlerini sürdürürken İran ile de temaslarını devam ettiriyor. Türk yetkililer, Tahran’a bölge ülkeleriyle daha geniş bir diyalog ve işbirliği süreci başlatması yönünde telkinlerde bulunuyor. Türkiye’nin temel hedefi ise çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşmesini önlemek ve Ortadoğu’da daha büyük bir istikrarsızlık dalgasının oluşmasını engellemek olarak ifade ediliyor.




