Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen ihtiyacını karşılamak için görevlendirdiği yaklaşık 100 bin ücretli öğretmenin yeni ders ücretleri belli oldu. Son düzenlemeyle ders saati ücreti 204 liraya yükselirken, fiilen 120 saat derse giren bir öğretmenin aylık ücreti kâğıt üzerinde 36 bin 750 liraya kadar çıkıyor. Ancak ücretlerin yalnızca girilen ders saati üzerinden hesaplanması nedeniyle resmi tatiller, ara tatiller ve yaz tatilinde maaşlar önemli ölçüde düşüyor. Bu nedenle ücretli öğretmenlerin büyük bölümü yılın önemli kısmında 17 bin ile 30 bin lira arasında gelir elde ederken, eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle birlikte tamamen işsiz kalıyor. Geçim sıkıntısı yaşayan öğretmenler ise yaz aylarında tarım, inşaat ve farklı sektörlerde çalışarak yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Okullarda ne kadar ücretli öğretmenin çalıştığı resmi olarak açıklanmazken, Türk Eğitim-Sen, valiliklerin açıkladığı rakamları duyuruyordu. Buna göre, 2025-2026 eğitim-öğretim yılında 62 ilde ücretli öğretmen sayısı 71 bin 757 oldu. Bu sayı 81 il dahil edildiğinde 100 bini bulduğu belirtiliyor.

‘Emekler gasp ediliyor’
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yıllardır eşit işe eşit ücret ilkesini hayata geçirmek yerine, öğretmenleri farklı statülere ayırarak aynı işi yapan eğitim emekçileri arasında derin bir gelir adaletsizliği yarattığını aktaran Eğitim İş İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Özgür Şen, “Aynı sınıfa giren, aynı müfredatı uygulayan, aynı sorumluluğu taşıyan öğretmenler; yalnızca unvanları farklı olduğu için birbirinden çok farklı ücretler almaktadır. Bu kabul edilemez bir çalışma düzenidir. Siyasi iktidarın plansızlığı yüzünden her ilde açılan eğitim fakülteleri sonrası mezun olup atamasını yapılmayan öğretmen sayısı 1 milyona yaklaştı. Bu ülkede atanamayan öğretmen değil atanmayan öğretmen sorunu giderek büyümekte. Bugün yaklaşık 100 bin ücretli öğretmenin görev yapıyor olması, aslında sistemin gizlemeye çalıştığı gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. 100 bin öğretmene ihtiyaç vardır. Madem bu ihtiyaç vardır, yapılması gereken kadrolu ve güvenceli atamadır. Öğretmen açığını güvencesiz çalıştırmayla kapatmak ne eğitime ne de öğretmene yakışmaktadır. Ücretli öğretmenler, yalnızca girdikleri ders kadar ücret almakta; resmi tatillerde, idari tatillerde, ara tatillerde ve yaz aylarında ücret almamaktadırlar. Eksik sigorta uygulamaları nedeniyle emeklilik hakları da gasp edilmektedir. Eğitim-öğretim yılı biter bitmez binlerce öğretmenin tarlada, inşaatta, otellerde ve farklı işlerde çalışmak zorunda kalması, ülkenin eğitim politikası adına utanç verici bir tablodur” dedi.
Yeni döneme hazırlık
Öğretmeni ucuz iş gücü olarak gören anlayışın sürdürülemez olduğunu vurgulayan Şen, “Eğitim emekçisinin alın teri saat hesabına indirgenemez, güvencesizlik normalleştirilemez. Yapılması gereken bellidir. Öğretmenler arasında statü ayrımına son verilmeli, eşit işe eşit ücret ilkesi eksiksiz uygulanmalı, ücretli öğretmenlik uygulaması kalıcı biçimde kaldırılmalı ve ihtiyaç duyulan tüm kadrolara güvenceli öğretmen ataması yapılmalıdır. Ücretli öğretmenler, eğitim-öğretim dönemi boyunca zaten düşük ücretlerle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Okullar kapandığında ise gelirleri tamamen kesiliyor. Yaz aylarında maaş alamayan, çoğu zaman sigortası da sona eren öğretmenler, ailelerinin geçimini sağlayabilmek için farklı sektörlere yönelmek zorunda kalıyor. Bir öğretmenin tatilde dinlenmesi, kitap okuması, mesleki eğitimlere katılması ve yeni döneme hazırlanması gerekirken, ağır işlerde çalışmak zorunda bırakılması kabul edilemez. Eğitimin niteliğini artırmaktan söz ediyorsak, önce öğretmenin yaşam koşullarını iyileştirmek zorundayız. Geleceği emanet ettiğimiz insanların kendi geleceklerinden endişe duyması, ekonomik kaygılar nedeniyle mesleklerinden uzaklaşması hiçbir ülkenin arzu edeceği bir tablo değildir. Öğretmen, yaz tatilini hayatta kalma mücadelesi vererek değil, öğrencilerine daha iyi nasıl katkı sunacağını düşünerek geçirmelidir” ifadelerini kullandı.

Mevsimlik işçi
Yaz tatili, öğretmenler için dinlenme, yeni eğitim dönemine hazırlanma ve mesleki gelişim süreci olması gerekirken, binlerce ücretli öğretmen için tam tersine ağır bir geçim mücadelesine dönüştüğünü belirten Eğitim Sen İzmir 1 No'lu Şube Başkanı Nafiz Ceylan, “9 ay boyunca sınıflarda öğrencilerine eğitim veren, geleceğin nesillerini yetiştiren öğretmenler, okulların kapanmasıyla birlikte gelirlerini de kaybediyor. Düzenli maaş alamayan ve yaz aylarında sosyal güvenceden de mahrum kalan birçok ücretli öğretmen, ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için inşaatlarda amelelik yapmak, tarlalarda mevsimlik işçi olarak çalışmak ya da günübirlik işlerde ekmek parası kazanmak zorunda kalıyor. Öğretmenler yaz aylarında da yeni eğitim yılına hazırlanır, ders planları yapar, kendilerini geliştirir, öğrencilerinin ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar yürütür. Ancak ekonomik sıkıntılar nedeniyle bunların hiçbirine yeterince zaman ayıramayan öğretmenler, eğitim yerine geçim mücadelesi vermek zorunda kalıyor” dedi.
‘Sigorta güvencesi de yok’
Eğitim Sen 1 Nolu Şube Başkanı Nafiz Ceylan, konuşmasını “Bugün birçok ücretli öğretmen, eğitim fakültesinden mezun olmasına rağmen mesleğini yılın sadece belirli dönemlerinde sürdürebiliyor” diyen Ceylan, “Yaz aylarında ise inşaat iskelesinde, tarım arazilerinde, fabrikalarda ya da farklı sektörlerde düşük ücretlerle çalışarak ayakta kalmaya çalışıyor. Oysa bu insanlar birkaç ay sonra yeniden sınıfa girip çocuklara eğitim verecek. Eğitimcinin zihninin ders hazırlıklarıyla değil, ev kirası, faturalar ve mutfak masraflarıyla meşgul olması, yalnızca öğretmeni değil, eğitimin niteliğini de olumsuz etkiliyor. Üstelik sorun sadece gelir kaybıyla sınırlı değil. Yaz döneminde birçok ücretli öğretmenin sigorta güvencesi de sona eriyor. Sağlık hizmetlerinden yararlanmakta güçlük çeken, düzenli bir geliri bulunmayan öğretmenler, en temel haklarından bile mahrum kalıyor. Eğitim sisteminin en önemli aktörlerinden biri olan öğretmenlerin böylesine güvencesiz bir çalışma düzenine mahkûm edilmesi kabul edilebilir bir durum değil” diyerek tamamladı.





