İzmir Halkapınar’da eski DGM binası olarak da bilinen Meslek Fabrikası’nın tahliyesine yönelik girişimler, kentte tartışmalara yol açtı. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyet devri süreciyle birlikte yaşanan gelişmelere tepki gösteren isimlerin arasına DEVA Partisi İzmir İl Başkanı Serdar Uygur’da katıldı. Söz konusu adımların yalnızca idari bir işlem olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Uygur, sürecin şeffaflık ve katılımcılığın esas olması gerektiğini dile getirdi.

SİYASETE OLAN GÜVEN ZEDELENDİ

İzmir’in son zamanlarda bir iktidar-muhalefet çekişmesine sahne olduğuna vurgu yapan Uygur, bu durumun en çok İzmir Halkına zarar verdiğine değinerek, “İzmir artan karşıtlık anlayışı siyasetinden büyük bir yorgunluk yaşamaktadır. Bu yorgunluk, sadece günlük tartışmalarla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda kararsız seçmen oranının artmasına ve siyasete olan güvenin zedelenmesine yol açmaktadır. Kentimizde yaşanan süreçler, hukuk, şeffaflık ve kamu yararı gibi temel ilkelerin gözetilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Halkapınar’daki eski DGM binası (Meslek Fabrikası), Tepecik’teki eski gasilhane ve Kemeraltı’ndaki Egemenlik binasının mülkiyetinin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından devralınması süreci, İzmirli yurttaşlarımızın kamuya olan güvenini koruyacak şekilde, şeffaf ve katılımcı bir biçimde yürütülmelidir. Ancak halkapınar DGM binasının tahliye edilmesi çabaları, sadece idari bir tartışma değil; aynı zamanda İzmirli yurttaşlarımızın manevi duygularla geçirdiği Ramazan Bayramı’nın paylaşma, dayanışma ve birlik ruhuna da uygun düşmemektedir. Bu tür fiili uygulamalar hem hukuki süreç tamamlanmadan gerçekleşmesi hem de toplumsal hassasiyetlere duyarsız kalması nedeniyle kamusal ve manevi değerlere saygısızlık olarak algılanmaktadır” açıklamasında bulundu.

"İZMİR’İN İHTİYACI: KUTUPLAŞMADAN UZAK OLMAK"

Vakıflar Genel Müdürlüğü ve İzmir Büyükşehir Belediyesinin çözüm odaklı ve ortak aklı esas alan bir yönetim anlayışı ile hareket etmesinin önemine dikkat çeken Uygur, “Partisinin “DEVA Partisi İzmir İl Başkanlığı olarak vurguluyoruz: İzmir’in sorunları çatışma kültürü üzerinden değil, ortak akıl, uzlaşı ve sağduyu ile çözülmelidir. Bu tür süreçler ‘oldu bitti’ anlayışıyla yürütüldüğünde; toplumda güven duygusu zedelenir, hukuka olan inanç sarsılır ve kamu yararı tartışmaları gölgede kalır. Hukuki süreç tamamlanmadan fiili değişikliklere gidilmemeli; mevcut kamu hizmetlerinin kesintisiz devamı sağlanmalıdır. Dayanak gösterilen vakıf senedinin kapsamı ve hukuki gerekçeleri şeffaf biçimde kamuoyuna açıklanmalıdır. Yapıların geleceğine ilişkin kararlar, yerel yönetimler, meslek odaları ve İzmirlilerin katılımıyla belirlenmelidir. Son olarak, kentimiz dayatma ve gerilimle değil, güven, şeffaflık ve adaletle yönetildiğinde gerçek potansiyelini ortaya koyar. İzmir’in ihtiyacı olan; siyasette kutuplaşmadan uzak, çözüm odaklı ve ortak aklı esas alan bir yönetim anlayışıdır” dedi.

Muhabir: Ayselin Uzun