Türkiye ve dünyada yapay zekâ destekli video üretim teknolojilerinin hızla yaygınlaşmasıyla ciddi etik ve hukuki tartışmalar gündeme taşındı. Uzmanlar, özellikle “deepfake” olarak bilinen sahte içeriklerin bireylerin yüzlerini izinsiz kullanarak büyük bir tehlike oluşturduğuna dikkat çekti. Bu teknolojinin sistematik bir karalama aracına dönüştüğünü belirten uzmanlar Türkiye’de bu kapsamda yeterli bir hukuki çalışma olmadığının altını çizerken mevcut mevzuatın yetersiz kaldığını ve acilen hukuki bir düzenleme yapılması gerektiğini kaydetti.
‘Karalama aracı oldu’ Yapay zekâ destekli video üretim teknolojilerinin hızla yayılmasının beraberinde ciddi etik ve hukuki boşluğu da ortaya çıkardığına dikkat çeken Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarım Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, “Yapay zekâ destekli videolar pek çok tehlike barındırırken özellikle bireylerin yüzlerinin izinsiz şekilde kullanılması, artık sadece bir ‘teknolojik imkân’ meselesi olmaktan çıkıp doğrudan bir hak ihlali ve dijital itibar suçu haline geldi. Bugün herhangi bir kişinin yüzü, hiç bulunmadığı bir ortamda, hiç söylemediği sözlerle ve çoğu zaman ahlaki açıdan sorunlu içeriklerde kullanılabiliyor. Bu durum, bireylerin hem özel hayatını hem de toplumsal konumunu hedef alan sistematik bir karalama aracına dönüşmüş durumda” dedi.

‘Zor ama imkansız değil’
Yapay zekâ üzerinden üretilen sahte videoların kim ya da kimler tarafından üretildiğinin tespitine ilişkin konuşan Kırık, “Buradaki en büyük sorunlardan biri, bu içerikleri üreten kişi ya da grupların tespitinin oldukça zor olması. Ancak bu imkânsız değil. Kolluk kuvvetlerinin bu noktada dijital iz sürme yöntemlerini çok daha etkin kullanması gerekiyor. IP adresi takibi, içerik yükleme zaman analizleri, platform iş birlikleri ve özellikle yapay zekâ ile üretilmiş içeriklerin tespitine yönelik adli bilişim araçlarının devreye alınması kritik. Ayrıca sosyal medya platformlarının da ‘ben sadece aracıyım’ yaklaşımından çıkıp, içerik doğrulama ve kimlik tespiti konusunda daha sorumlu davranması şart. Aksi halde bu alan tamamen denetimsiz bir suç zeminine dönüşür” ifadelerini kullandı.
‘Ayrı kategori olmalı’
“Hukuki boyutta ise açık bir düzenleme eksikliği olduğu ortada” diyerek sözlerine devam eden Ali Murat Kırık, olası tehlikelerden hukuki ve bireysel yollar ile nasıl korunacağına dikkat çekerek şöyle konuştu: “Mevcut yasalar kişilik haklarını koruyor gibi görünse de yapay zekâ ile üretilmiş sahte içeriklere özel, net ve caydırıcı hükümler henüz yeterli değil. Bu nedenle hem mevzuatın güncellenmesi hem de bu suçu işleyenlere yönelik yaptırımların somutlaştırılması gerekiyor. Özellikle ‘deepfake’ içerik üretimi ve yayılması, ayrı bir suç kategorisi olarak ele alınmalı ve ciddi yaptırımlarla karşılık bulmalı. Bireysel olarak ise tamamen korunmak belki mümkün değil ama riski azaltmak mümkün. Öncelikle kişisel fotoğraf ve videoların herkese açık şekilde paylaşılmaması, sosyal medya hesaplarının gizlilik ayarlarının dikkatle yapılandırılması gerekiyor. Bunun yanında, adımıza açılmış sahte içerikleri düzenli olarak kontrol etmek ve tespit edildiğinde hızlıca hukuki süreci başlatmak önemli. Dijital dünyada yüzümüz de bir veri ve bu veri kötü niyetli kişiler tarafından kullanılabiliyor. Bu gerçeği kabul ederek hareket etmek, en azından hazırlıklı olmamızı sağlar.”

‘Mevzuat yetersiz’
Yapay zekâ tehlikesini hukuki yönüyle değerlendiren Avukat Ali Haydar Delibaş, Türk hukukunda bu konuda bir mevzuat yetersizliği olduğunu vurguladı. Delibaş, “Yapay zekâ ile oluşturulan sahte içerikler özellikle fotoğraf ve videolar Anayasa’ya, KVKK, Türk Ceza Yasamıza, aykırılık teşkil edebilmektedir. Yapay zekanın getirdiği hak ihlalleri ya da hakların mevzuatımızda özel bir düzenlenmesi söz konusu değildir. Bu yüzden de hakların korunması ya da gerekli önlemlerin alınması konusunda mevzuatımızın yetersiz kaldığı açıktır. Teknoloji bu denli hızlı ve yenilikçi bir şekilde gelişirken bu hıza ayak uyduracak çalışmaların yapılması kaçınılmazdır. Unutulmamalıdır ki teknoloji, hukuktan çok daha hızlı ve inovatif bir seyir izlemektedir. Bu dinamik gelişime karşı hukuki bir eylemsizlik, telafisi imkansız hak kayıplarına yol açacaktır” dedi.





