Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de 65 yaş ve üzeri nüfus son beş yılda yüzde 20,5 artarak 9 milyon 583 bin kişiye ulaştı. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 11,1’e yükselirken, Türkiye hızla yaşlanan ülkeler arasına girdi. Ancak rakamlar artışı gösterirken, yaşlıların yaşam koşullarındaki iyileşme aynı hızda ilerlemedi. Veriler, yaşlı nüfusun yüzde 55,3’ünü kadınların, yüzde 44,7’sini erkeklerin oluşturduğunu ortaya koyarken; yaşlıların büyük bölümünün 65–74 yaş grubunda yoğunlaştığı görülüyor. 2025 itibarıyla yaşlı nüfusun yüzde 62,9’u bu yaş aralığında yer alıyor. 75–84 yaş grubunun oranı yüzde 29,3 olurken, 85 yaş ve üzerindekilerin oranı yüzde 7,8’de kaldı. 100 yaş ve üzerindeki kişi sayısı ise 8 bin 290 olarak kaydedildi.

‘Emeklilere yansımıyor’
Yaşlı nüfus artarken, emeklilik sisteminin bu büyüyen kitleye yeterli güvenceleri sağlamakta giderek daha fazla zorlandığını belirten DİSK Devrimci Emekliler Sendikası Ege Bölge Baştemsilcisi Hüseyin Özkaynak, “Ancak yaşlanma, refah artışıyla değil; çoğu zaman yoksulluk, yalnızlık ve güvencesizlikle birlikte ilerliyor. Artan hayat pahalılığı, düşük emekli maaşları ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar, yaşlılar açısından gündelik yaşamı giderek daha zor hale getiriyor. Artan hayat pahalılığı, düşük emekli maaşları ve yetersiz bakım hizmetleri, yaşlılığı giderek daha kırılgan bir döneme dönüştürüyor. Çalışan nüfusun azalması ve istihdamdaki daralma, sosyal güvenlik sisteminin temel dayanağı olan prim gelirlerini düşürdü. Aktif çalışan–emekli dengesi bozuldu; geçmişte bir emeklinin maaşını karşılayabilecek birden fazla çalışan varken, bugün bu oran ciddi şekilde geriledi. Bu tablo, emekli maaşlarının neden yetersiz kaldığına dair önemli bir yapısal soruna işaret ediyor. Buna rağmen bütçeden sosyal güvenlik sistemine önemli kaynaklar aktarılmaya devam ediyor. Ancak bu kaynakların emeklilerin yaşam standartlarına yeterince yansımadığı görülüyor. Bugün milyonlarca emekli, açlık ve yoksulluk sınırının altında bir gelirle yaşam mücadelesi veriyor. Bu durum, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir sorun olarak da öne çıkıyor” dedi.
‘Kapsayıcı yapı olmalı’
Türkiye’de yaklaşık 17 milyon emeklinin bulunduğunu aktaran Özkaynak, “Aileleriyle birlikte düşünüldüğünde bu sayı 30 milyonu aşıyor ve toplumun çok büyük bir kesimini doğrudan etkiliyor. Öte yandan asgari ücretle çalışan milyonlarca kişi de benzer şekilde geçim sıkıntısı yaşıyor; bu da sorunun sadece emeklilerle sınırlı olmadığını, geniş bir ekonomik kesimi kapsadığını gösteriyor. Vergi politikalarındaki değişim de bu tabloyu ağırlaştıran bir diğer unsur olarak öne çıkıyor. Dolaylı vergilerin payının artmasıyla birlikte bütçe yükü büyük ölçüde çalışanların ve emeklilerin üzerine yıkıldı. Tüm bu gelişmeler bir araya geldiğinde, artan yaşlı nüfus karşısında sosyal güvenlik sisteminin daha adil, daha sürdürülebilir ve daha kapsayıcı bir yapıya kavuşturulması gerektiği gerçeği açıkça ortaya çıkıyor” diye konuştu.

‘Tek maaşla imkansız’
Son beş yılda yaşlı nüfusun yüzde 20,5 artmış olmasının, sosyal politikaların bu hızda genişlemediğini de açıkça gösterdiğini belirten DİSK Emekli-Sen eski Bölge Temsilcisi Sabahattin Yeşiltepe, “Türkiye’de yaşlanma öngörülebilir bir süreçti ancak bu sürece uygun sosyal güvenlik, bakım ve gelir politikaları zamanında hayata geçirilmedi. Bugün gelinen noktada bir emeklinin yalnızca emekli maaşıyla temel ihtiyaçlarını karşılaması neredeyse imkânsız hale geldi. Sahada görülen tablo çok net: Kira, gıda ve sağlık harcamaları emekli gelirlerini aşıyor. Bu nedenle emekliler, ya aile desteğine bağımlı hale geliyor ya da çalışmak zorunda kalıyor. Emeklilik, güvenli bir yaşam dönemi olmaktan çıkmış durumda. Yaşlılık artık dinlenme dönemi değil; geçim mücadelesinin devam ettiği bir evreye dönüştü. Emeklilerin yeniden iş aramasının temel nedeni tercihten çok zorunluluk. Düşük maaşlar, artan yaşam maliyetleri ve sosyal desteklerin yetersizliği, yaşlıları kayıt dışı ve güvencesiz işlere itiyor” ifadelerini kullandı.
‘Derinden etkiliyor'
Evde bakım hizmetlerinin ve yaşlı bakım merkezlerinin Türkiye genelinde hem sayısal hem niteliksel olarak yetersiz olduğunu vurgulayan Yeşiltepe, “Özellikle dar gelirli yaşlılar için kamusal bakım hizmetlerine erişim çok sınırlı. En büyük boşluk, yalnız yaşayan ve aile desteği olmayan yaşlılarda ortaya çıkıyor. Bakım yükü büyük ölçüde ailelerin, özellikle de kadınların omuzlarına bırakıldı. Yoksulluk, yalnızlık ve sağlık giderleri yaşlı nüfusu derinden etkiliyor. En kırılgan grubu ise tek başına yaşayan, kronik hastalığı bulunan ve geliri en düşük olan yaşlılar oluşturuyor” sözlerine yer verdi.
“Yaşlı nüfus daha da artacak”
DİSK Emekli-Sen Ege Bölgesi eski Temsilcisi Sabahattin Yeşiltepe ayrıca, “Sağlık harcamalarının birçok yaşlı için ertelenen ya da vazgeçilen bir ihtiyaç haline geldiğini belirterek, “Dul kalan, tek başına yaşayan kadınlar için yoksulluk ve yalnızlık çok daha derin hissediliyor. Önümüzdeki 10–20 yıl içinde yaşlı nüfusun daha da artacağı biliniyor. Bu nedenle en acil adım, yaşlılığı bir “yardım” konusu değil, temel bir sosyal hak alanı olarak ele almak olmalı” diye konuştu.





