15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin üzerinden geçen 10 yılın ardından Türkiye'nin iç ve dış politikaları ve kurumsal dönüşümünü değerlendiren Siyaset Bilimci Dr. Zekiye Seda Sönmez, yaşanan sürecin yalnızca güvenlik politikalarını değil, yönetim sistemini, devlet-toplum ilişkilerini, seçim rekabetini ve dış politika önceliklerini de köklü biçimde değiştirdiğini ifade etti. Sönmez, 15 Temmuz'un etkilerinin bugün de hukuk devleti, demokratik denge-denetim mekanizmaları, özgürlükler ve siyasal istikrar ekseninde tartışılmaya devam ettiğini vurguladı.

Zeki̇ye Seda Sönmez

Temel haklar tartışmaları

15 Temmuz gecesinin Türkiye'nin siyasal kurumları, devlet-toplum ilişkileri, güvenlik anlayışı ve seçim rekabetini yeniden şekillendiren tarihsel bir kırılma noktası olduğuna dikkat çeken Siyaset Bilimci Dr. Zekiye Seda Sönmez, “Aradan geçen 10 yıl, olayın yalnızca güvenlik boyutuyla değil kurumsal dönüşüm, siyasal kutuplaşma, seçmen davranışı, ittifak siyaseti ve demokrasi tartışmaları açısından da değerlendirilmedir. Devlet yapılanması açısından 15 Temmuz sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL), kamu yönetiminde geniş kapsamlı değişikliklerin önünü açtı. Kamu kurumlarında ihraçlar, güvenlik bürokrasisinin yeniden yapılandırılması, askeri okulların kapatılması ve yeni eğitim modeli, yargı ile emniyet kurumlarındaki düzenlemeler devletin kurumsal mimarisini önemli ölçüde değiştirdi. Bu süreç bence, "devlet kapasitesinin yeniden inşası" ve "güvenlik odaklı kurumsal yeniden yapılanma" şeklinde yorumlanmalıdır. Destekleyenler bunu devletin direnç kapasitesini artıran bir süreç olarak değerlendirirken, eleştirenler olağanüstü tedbirlerin kalıcılaşmasının hukuk devleti ve temel haklar bakımından tartışmalar doğurduğunu savundu” diye konuştu.

‘İktidarın oy oranı arttı’

“15 Temmuz sonrasında yaşanan en köklü siyasal değişim, 2017 Anayasa Referandumu ile parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçilmesi oldu” diyerek sözlerine devam eden ve darbe girişimi sonrasında mevcut iktidarın siyasal anlamda güç kazandığına dikkat çeken Sönmez, “Referandum resmi sonuçlarına göre "Evet" oyları yaklaşık yüzde 51,4, "Hayır" oyları ise yaklaşık yüzde 48,6 düzeyinde gerçekleşti. Bu sonuç, toplumun yeni yönetim modeli konusunda ikiye yakın bir dağılım sergilediğini gösterdi. 2015 Kasım seçimlerinde yaklaşık yüzde 49,5 oy alan AK Parti, 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan'ın ilk turda yaklaşık yüzde 52,6 oy almasıyla yeni sisteme geçişi seçim yoluyla da pekiştirdi. Bununla birlikte sonraki yıllarda seçmen davranışını belirleyen temel unsur giderek güvenlikten ekonomiye doğru kaydı. Özellikle yüksek enflasyon, alım gücü, konut ve istihdam sorunları seçmen tercihlerini daha belirgin biçimde etkileyen faktörler haline geldi. Siyasal davranış literatüründe bu durum, güvenlik oylamasından, ekonomik performans oylamasına geçiş olarak yorumlanır” dedi.

Türk siyasetinde yeni dönem

15 Temmuz sonrasında siyasal rekabetin yapısında da değişiklik meydana geldiğini vurgulayan Sönmez, Cumhur İttifakı'nın kurulması ve seçim ittifaklarını mümkün kılan yasal düzenlemelerin ardından Türk siyasetinde yeni bir döneme girildiğini belirtti. Sönmez yaptığı konuşmada: “Cumhur İttifakı’na karşılık, Millet İttifakı ve daha sonra farklı muhalefet iş birlikleri ortaya çıktı. Maurice Duverger'in parti sistemleri yaklaşımı ve Giovanni Sartori'nin kutuplaşmış çoğulculuk kuramı açısından değerlendirildiğinde, Türkiye'de siyasal rekabet giderek bloklar arası yarış niteliği kazandı. Araştırmalar, seçmenlerin yalnızca parti tercihleri bakımından değil medya tüketimi, sosyal çevre ve siyasal kimlik açısından da daha belirgin kümelere ayrıldığını göstermektedir. Bununla birlikte darbe girişimine karşı çıkmanın toplumun geniş kesimlerinde ortak bir demokratik refleks oluşturduğu da çeşitli kamuoyu araştırmalarında vurgulanmaktadır” ifadelerine yer verdi.

Darbe girişiminin yalnızca iktidar ve muhalefet kanadındaki dengeleri değil, Türkiye’nin dış politikalarını da yeniden şekillendirdiğini söyleyen Sönmez, “15 Temmuz sonrasında Türkiye'nin dış politika öncelikleri de değişim gösterdi. Savunma sanayii yatırımlarındaki artış, sınır ötesi askeri operasyonlar ve güvenlik eksenli dış politika söylemi daha görünür hale geldi. Bu süreçte NATO üyeliği, ABD ile ilişkiler, Rusya ile iş birliği ve bölgesel güvenlik politikaları kamuoyunda yoğun biçimde tartışıldı. Bugün geriye dönüp bakıldığında, 15 Temmuz'un etkileri yalnızca bir gecelik olayla sınırlı değildir. Türkiye'nin yönetim sistemi değişmiş, ittifak siyaseti kurumsallaşmış, devlet bürokrasisi yeniden yapılandırılmış, güvenlik politikaları siyasal gündemin merkezine yerleşmiş ve seçmen davranışı yeni dinamiklerle şekillenmiştir.

Aynı zamanda hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler, kuvvetler ayrılığı, demokratik denge-denetim mekanizmaları ve toplumsal uzlaşma konularındaki tartışmalar da devam etmektedir” dedi.

Yakın tarihin önemli bir dönüm noktası

Son olarak 15 Temmuz’un Türkiye'nin yakın tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri olarak önemini koruduğunu dile getiren Sönmez, “O gece toplumun geniş kesimlerinin darbe girişimine karşı ortak tavır alması demokratik düzen açısından tarihi bir an olarak değerlendirilirken, sonrasında izlenen politikalar ve kurumsal dönüşümler farklı siyasal ve akademik çevrelerde farklı biçimlerde yorumlanmaktadır. Ortaya çıkan tablo, güvenlik ile özgürlükler, güçlü yürütme ile demokratik denetim, siyasal istikrar ile çoğulculuk arasındaki dengenin Türkiye siyasetinin temel tartışma alanlarından birisi olmaya devam etmektedir. Bu nedenle 15 Temmuz'u anlamak, yalnızca geçmişi değerlendirmek değil Türkiye'nin gelecekteki demokratik ve kurumsal yönelimlerini tartışmak açısından da önem taşımaktadır” şeklinde konuştu.

Kaynak: Ayselin Uzun