Anadolu’nun köylerinden New York galerilerine uzanan özgün bir sanat yolculuğuna imza atan dokuma sanatçısı Fırat Neziroğlu, geleneksel dokumayı yalnızca bir zanaat değil, duygu, hafıza ve kültürel anlatım taşıyan güçlü bir dil olarak ele alıyor. Neziroğlu, Anadolu’nun binlerce yıllık dokuma bilgisini çağdaş sanatla buluşturarak uluslararası izleyiciyle buluşturuyor.
Akademiden Tezgâha Uzanan Bir Yol
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü’nden mezun olan Neziroğlu, yüksek lisans ve sanat yeterliliğini de aynı üniversitede tamamladı. Akademik kariyeri boyunca tekstil eğitiminin gelişimine katkı sunan sanatçı, Çukurova Üniversitesi Tekstil Bölümü’nün ilk akademisyenleri arasında yer aldı, Bahçeşehir Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü’nün kuruluş sürecinde aktif rol üstlendi.
Anadolu’dan Dünyaya Açılan Dokumalar
Yaklaşık 29 yıldır tekstil alanında üretim yapan Neziroğlu’nun eserleri, Londra’dan Paris’e, New York’tan Şangay’a, Roma’dan Buenos Aires’e kadar birçok şehirde sergilendi. İngiltere’den gelen özel bir davetle Kraliçe II. Elizabeth’in portresini dokuması, sanatçının uluslararası alanda görünürlüğünü artıran önemli dönüm noktalarından biri oldu.
“Dokuma Durağan, Ben Hareketliyim”
Sanatını yalnızca atölye ile sınırlamayan Neziroğlu, sahne performanslarıyla da dokumaya yeni bir boyut kazandırıyor. Opera ve senfoni eşliğinde gerçekleştirdiği canlı dokuma performanslarıyla, genellikle durağan kabul edilen bu üretim sürecini hareket, ritim ve beden diliyle buluşturuyor. Sanatçıya göre bu dinamizmin kaynağı, sporcu bir aileden gelmesi ve dansla kurduğu bağ.
“Kilim Bir Dildir”
Neziroğlu, Anadolu kilim motiflerinin yüzeysel biçimde ele alınmasını eleştirerek, her motifin bir kelime, her desenin bir cümle taşıdığını vurguluyor. Ona göre dokuma, dokuyan kişinin ruh halini, yaşadıklarını ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi doğrudan yansıtan bir anlatım biçimi. Sert vurulan kirkitin basık desenleri hüznü, yumuşak vuruşların dolgun desenleri ise mutluluğu ele veriyor.
Hikâyenin Peşinde Bir Sanat
Sanatçı, geleneksel dokumayı “modernleştirme” çabasına mesafeli duruyor. Ona göre esas mesele biçim değil, hikâye. Doğayla kurulan ilişkinin motiflere nasıl yansıdığını anlamadan yapılan her yorum eksik kalıyor. Göçebe yaşam biçiminin tezgâhları, malzemeyi ve geometrik desenleri nasıl şekillendirdiğini hatırlatan Neziroğlu, Anadolu’da yokluktan doğan yaratıcılığın bugün hâlâ ilham verdiğini söylüyor.
Kendine Ait Bir Dokuma Tekniği
Neziroğlu’nun sanat pratiğini özgün kılan en önemli unsurlardan biri de geliştirdiği özel dokuma tekniği. Bilinçli olarak bazı alanları dokumayarak, iki iplik arasındaki boşluğu da üretimin bir parçası haline getiren sanatçı, bu yöntemle renklerin daha gerçekçi biçimde karışmasını sağlıyor. Bu teknik, bugün üniversitelerde onun adıyla anılıyor ve üzerine yurt içinde ve yurt dışında akademik tezler yazılıyor.
Kadın Üretimi ve Yerel Kalkınma
Neziroğlu, Türkiye’nin yedi bölgesindeki dokuma yapılan köyleri ziyaret ederek kadınlarla bilgi paylaşımında bulunuyor, üretimi destekliyor. Dokuma geleneğinin olmadığı bölgelere tezgâhlar kurarak yeni kumaşlar tasarlıyor. Bu üretimlerin zamanla o bölgelere ait geleneksel bir kimlik kazanabileceğine inanıyor. Anadolu kumaşlarının yurt içi ve yurt dışında satışa sunulması, kadınların ekonomik olarak güçlenmesine katkı sağlıyor.
Gözler New York’ta
İstanbul’daki atölyesinde ücretsiz eğitimler de veren Neziroğlu, önümüzdeki dönemin odağına New York’u aldı. Dördüncü yılına giren New York serüveninde, eylül ayında açılması planlanan yeni sergi için hazırlıklarını sürdürüyor. Sanatçı, Anadolu’dan çıkan dokuma dilini küresel sanat sahnesinde daha da görünür kılmayı hedefliyor.





