Anneler Günü yaklaşırken vitrinler yine rengârenk çiçeklerle, parfümlerle ve özenle hazırlanmış hediye paketleriyle doluyor. Reklamlar “anneliğin kutsallığını” hatırlatırken, hayatın gerçek tarafında ise milyonlarca kadın her zamanki gibi görünmeyen bir mücadelenin içinde gününü tamamlıyor. Sabahın erken saatlerinde başlayan mesai, iş yerinde verilen emekle sınırlı kalmıyor; akşam eve döndüğünde ikinci vardiya sessizce başlıyor. Çocuk bakımı, yemek, temizlik, evin bütçesi derken tüm bu yük çoğu zaman bir görev değil, zorunluluk olarak omuzlanıyor. Artan hayat pahalılığıyla birlikte annelik artık yalnızca duygusal rol değil, ağır bir ekonomik sorumluluğa dönüştü. Çalışan kadınlar kazandıklarıyla sadece kendi ayakları üzerinde durmaya değil, hanelerini ayakta tutmaya çalışıyor. Ancak bu çaba, çoğu zaman ne ücretlere ne de sosyal politikalara yansıyor. Kreş yetersizliği, esnek çalışma imkanlarının sınırlılığı, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınların yükünü daha derinleştiriyor. Bir yanda “annelik” övgülerle anlatılırken, öte yanda bu emeğin karşılığı görünmez kalıyor. Anneler Günü’nde verilen hediyeler birkaç saatlik bir tebessüm yaratırken, geride kalan 364 gün boyunca süren yoğun emek, yorgunluk ve geçim mücadelesi değişmeden sürüyor.

‘Kadınlara mecburiyet oldu’
Geldiğimiz koşullarda kadınların çalışmasının artık ‘özgürleşme tercihi’ olmaktan çok ekonomik bir mecburiyet haline geldiğini vurgulayan Girişimci İş Kadınları Federasyonu (GİFED) Kurucu Başkanı Huriye Serter, “Artan kiralar, gıda enflasyonu, eğitim ve bakım maliyetleri gibi pek çok nedenden tek maaşla ayakta kalabilen hane sayısı giderek azalıyor. Ancak mesele sadece kadınların çalışması değil, kadınların aynı anda iki, hatta üç farklı mesaiyi görünmez biçimde yürütmesi. Kadınlar sabah ücretli işe gidiyor, akşam eve dönüp ücretsiz çalışmayı sürdürüyor. Yemek, temizlik, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, duygusal yük, evin her türlü organizasyonu… Bunların hiçbiri ‘iş’ olarak görülmüyor ama yapılmazsa hayat duruyor. Erkeklerin kariyer yapabilmesini, çocukların büyümesini, yaşlıların bakımını, toplumun günlük düzenini aslında büyük ölçüde kadınların görünmeyen emeği ayakta tutuyor. Dünya genelinde yapılan araştırmalar kadınların ücretsiz bakım ve ev içi emeğinin ekonomiye dahil edilmesi halinde ortaya trilyonlarca dolarlık bir değer çıkacağını gösteriyor. Uluslararası raporlara göre kadınların ücretsiz emeği ücretlendirilseydi küresel ekonomiye yıllık yaklaşık 10-11 trilyon dolarlık ek katkıdan söz edilebilirdi. Yani kadınların emeği görünmüyor olabilir ama dünya ekonomisi aslında bu görünmeyen emek sayesinde dönüyor” dedi.
‘Kendi hayatından kısıyor’
Bugün hâlâ kadınların kazancına ‘eve destek’ gözüyle bakılmasının da gerçeklikten çok uzak olduğunu vurgulayan Serter, “Artık kadın maaşı birçok evde faturayı ödeyen, çocuğun eğitim masrafını karşılayan, mutfağı döndüren temel gelir kalemlerinden biri. Dar ve orta gelirli ailelerde kadın çalışmadığında yoksulluk riski katlanarak artıyor. En çarpıcı noktalardan biri ise şu: Ekonomik kriz dönemlerinde kadınlar önce kendi hayatından kısmaya başlıyor. Kendi kıyafetinden, kişisel bakımından, sosyal yaşamından, sağlık harcamasından vazgeçiyor. Çünkü toplum kadınlara hâlâ ‘önce kendini değil ailesini düşünme’ rolünü yüklüyor. Kadın yoksulluğu çoğu zaman görünmez yaşanıyor. Anneler Günü’nde anneliği sadece fedakârlık hikâyeleriyle romantize etmek yerine şu soruyu sorarak “Bir toplum, yaşamı sırtında taşıyan kadınların emeğini neden hâlâ doğal görev gibi görüyor? Kadın emeği görünmez kaldıkça sistem kadınların sırtında işlemeye devam edecektir” ifadelerini kullandı.

‘Çifte sömürü’
Bir kadın için hem çalışıp hem annelik yapmanın çoğu zaman görünenden çok daha zor, daha yıpratıcı bir süreç olduğunu aktaran İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği Başkanı Nesibe Gencer, “Çalışan kadınların en büyük sorunlarından biri de ailede üstlendikleri rol. Yani çalışma saatleri dışında kalan zamanının çoğunu ev işleri ile geçiriyor. Hafta sonlarını ev işleri alıyor. Bu da kadının daha fazla stres ve yorgunluğa maruz kalmasına sebep oluyor. Çalışan kadınlarımız ise düşük ücretlerle, sigortasız, çoğunlukla da sendikasız çalıştırılmaktadır. Ülkemizde etkisi her geçen gün artan işsizlik ve pahalılık cehennemi başta kadınlarımızı ve tüm halkımızı her geçen gün daha da yoksullaştırmaktadır. Enflasyon yangınını en çok hisseden kadınlarımız mutfakta, yaşamın her alanında adeta mucizeler yaratan sihirbaz oldu. Sınırsız kötülüklere; en çok da küçücük çocuklara, kadınlara reva gördükleri akıl almaz, yürek dayanmaz, insanlık dışı kötülüklere doymuyorlar. Kadın erkek eşit değildir, bir kereden bir şey olmaz, küçüğün rızası vardı” gibi akıl almaz açıklamalarla kadına yönelik şiddeti ve kadın, çocuk istismarını aklayıp, yarattıkları kul kişilikleri bu suçları işlemeye özendiriyorlar. Bu nedenle son 25 yılda kadına yönelik şiddet yüzde 1400 artmıştır. 2025 yılında 457 kadın erkekler tarafından katledilmiştir, 2026’da ise katledilen kadın sayısı bugün itibarıyla 70’tir. 20 Şubat 2026 tarihinde ise bir günde 6 kadın katledildi” sözlerine yer verdi.
“İş yoğunluğu kadınların omuzlarında”
Çocukların bakımı, eğitimi ve gelişimi gibi hayati sorumlulukların büyük ölçüde kadının omuzlarına yüklenmesinin, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en somut örneklerinden birisi olduğunu belirten İşsizlik ve Pahalılıkla Mücadele Derneği Başkanı Nesibe Gencer, “Özellikle eşlerin “iş yoğunluğu” gerekçesiyle bu sorumluluklardan geri durması, kadını yalnızlaştırmakta ve yükünü katlıyor. Kadın, bir yandan iş yerinde performans göstermeye çalışırken, diğer yandan evde kusursuz bir anne olma baskısıyla baş etmeye çalışıyor. Bu durum zamanla tükenmişlik, stres ve ciddi psikolojik baskılar doğuruyor. Kadın, aslında sosyal hayatın en aktif ve en belirleyici unsurlarından birisidir. Üretimde, eğitimde, sağlıkta, toplumsal yaşamın her alanında önemli roller üstleniyor. Ancak bu aktif rolünü sürdürebilmesi için annelik koşullarının iyileştirilmesi, destekleyici sosyal politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor. Uzun ve esnek olmayan çalışma saatleri, kadının çocuğuyla nitelikli zaman geçirmesini engellediği gibi, annenin kendine ayırabileceği zamanı da ortadan kaldırıyor” dedi.





