1986’daki Çernobil Nükleer Felaketi sırasında iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalan işçilerin çocuklarında genetik düzeyde farklılıklar tespit edildi. Almanya’daki Bonn Üniversitesi öncülüğünde yürütülen araştırmada, ebeveyn maruziyeti ile çocukların DNA’sında görülen kümelenmiş yeni mutasyonlar (clustered de novo mutations – cDNM) arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Bulgular, radyasyonun yalnızca maruz kalan bireyleri değil, sonraki kuşakları da genetik düzeyde etkileyebileceğine işaret etti.
Araştırma kapsamında klasik tekil mutasyonlar yerine, çocukta ortaya çıkan ancak ebeveynde bulunmayan ve DNA üzerinde birbirine yakın konumlanan iki ya da daha fazla mutasyondan oluşan kümeler analiz edildi. Bu mutasyon kümelerinin, radyasyonun yol açtığı DNA kırıklarının hatalı onarımı sonucunda oluşabileceği değerlendirildi.
Üç Grup Karşılaştırıldı
Çalışmada Çernobil temizlik çalışmalarında görev alan işçilerin 130 çocuğu, muhtemel sızıntı radyasyona maruz kalmış 110 Alman askeri radar operatörünün çocuğu ve radyasyona maruz kalmamış ebeveynlerin 1.275 çocuğu incelendi. Tüm katılımcıların tam genom dizilemesi yapılarak genetik veriler karşılaştırıldı.
Ortalama cDNM sayısı Çernobil grubunda çocuk başına 2,65 olarak hesaplandı. Bu oran radar operatörlerinin çocuklarında 1,48, kontrol grubunda ise 0,88 olarak belirlendi. Araştırmacılar, teknik gürültü nedeniyle değerlerin yüksek tahmin edilmiş olabileceğini ifade etti. Ancak yapılan istatistiksel düzeltmeler sonrasında da gruplar arasındaki farkın anlamlılığını koruduğu bildirildi.
Elde edilen veriler, ebeveynin aldığı radyasyon dozu yükseldikçe çocukta tespit edilen mutasyon kümelerinin sayısının da arttığını gösterdi. Bu durum, doz-yanıt ilişkisini destekleyen bir bulgu olarak değerlendirildi. Bulgular ayrıca iyonlaştırıcı radyasyonun reaktif oksijen türleri oluşturarak DNA zincirlerinde kırılmalara yol açtığı ve bu kırıkların kusurlu onarımı sonucu kümelenmiş mutasyonların ortaya çıkabileceği yönündeki biyolojik mekanizma ile uyumlu bulundu.
Sağlık Riski Artışı Saptanmadı
Araştırma ekibi, belirlenen mutasyon artışının çocuklarda belirgin bir sağlık riski artışına yol açmadığını vurguladı. İnceleme kapsamında, radyasyona maruz kalmış ebeveynlerin çocuklarında hastalık sıklığında anlamlı bir artış gözlenmedi. Bunun, tespit edilen mutasyonların büyük bölümünün protein kodlamayan DNA bölgelerinde yer almasıyla ilişkili olabileceği belirtildi.
Araştırmacılar ayrıca, baba yaşının çocuklara aktarılan mutasyon sayısı üzerindeki etkisinin, bu çalışmada ölçülen radyasyon kaynaklı riskten daha yüksek olduğuna dikkat çekti. Bu bulgu, genetik risk değerlendirmesinde yaş faktörünün önemini ortaya koydu.
Çalışmanın bazı sınırlılıkları da bulunuyor. İlk maruziyetin onlarca yıl önce gerçekleşmiş olması nedeniyle radyasyon dozları tarihsel kayıtlar ve eski ölçüm cihazları üzerinden tahmin edildi. Ayrıca katılımın gönüllülük esasına dayanması, seçilim yanlılığı ihtimalini gündeme getirdi.





