Çevreyi korumak ve geri dönüşümü teşvik etmek amacıyla Türkiye genelinde hayata geçirilen Depozito Yönetim Sistemi (DOA), milyonlarca vatandaşı boş pet şişelerini iade ederek şişe başına 1 lira kazanmaya yönlendirdi. Uygulamanın ilk günlerinde iade makinelerinin önünde kuyruklar oluşurken, vatandaşlar hem doğaya katkı sağladı, hem de küçük de olsa bütçelerine destek olmanın sevincini yaşadı. Ancak bu tablo uzun sürmedi. DOA sisteminin devreye girmesinden yalnızca birkaç gün sonra zincir market raflarında özellikle en çok tüketilen 0,5 litrelik pet şişe suların fiyatlarına peş peşe zam yansıdı. Şişe başına verilen 1 liralık depozito iadesi, su fiyatlarındaki artış karşısında adeta erirken, geri dönüşümden elde edilen kazanç daha alışveriş kasasına ulaşmadan eriyip gitti. En dikkat çekici gelişme ise zamların, depozito sistemi kapsamında iade edilebilen küçük hacimli pet şişelerde yoğunlaşması oldu. 0,5 litrelik suların fiyatı birçok zincir markette yaklaşık yüzde 25’e varan artışla 5,25 liradan 7,25 liraya yükselirken, 1,5 litrelik sularda da fiyat artışları görüldü. Buna karşın sistem kapsamı dışında kalan büyük hacimli ambalajlarda aynı ölçüde bir fiyat değişikliği yaşanmaması, tüketiciler arasında soru işaretlerine neden oldu.

Levent Küçük-2

‘Fırsatçılık’

Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Levent Küçük, depozito geri dönüşüm sisteminin hayata geçirilmesini çevrenin korunması, doğal kaynakların daha verimli kullanılması ve atıkların yeniden ekonomiye kazandırılması açısından son derece önemli ve yerinde bir uygulama olarak değerlendirdiklerini dile getirdi. Bu sistem sayesinde hem çevre kirliliğinin azaltılması, hem geri dönüşüm kültürünün toplumun her kesimine yayılmasının hedeflendiğini aktaran Küçük, “Bu yönüyle uygulamayı olumlu karşılıyor ve destekliyoruz. Vatandaşların plastik, cam ve metal ambalajları bilinçli bir şekilde ayrıştırarak geri dönüşüme kazandırması, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakılması adına büyük önem taşıyor. Bununla birlikte uygulamanın başlamasının hemen ardından özellikle depozito kapsamındaki ambalajlı sulara zam yapılması tüketiciler açısından kabul edilebilir durum değildir. Bir taraftan vatandaşa “Şişeni getir, 1 lira kazan” denilirken, diğer taraftan aynı ürünlere 2 lira, hatta bazı satış noktalarında bunun da üzerinde zam yapılmasına ilişkin çok sayıda şikâyet ve bilgi geliyor. Böyle bir tablo oluştuğunda vatandaş doğal olarak ‘Kazandığım 1 lira daha cebime girmeden fazlasını geri veriyorum’ düşüncesine kapılıyor. Bu da uygulamanın tüketici nezdindeki olumlu algısına zarar veriyor. Biz bu durumu açıkça fırsatçılık olarak görüyoruz. Devletin çevreyi korumaya yönelik attığı önemli bir adımın bazı işletmeler tarafından kendi ticari kazançlarına dönüştürülmeye çalışılması doğru değildir. Eğer gerçekten maliyetlerden kaynaklanan zorunlu bir fiyat artışı söz konusuysa bunun şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklanması gerekir. Ancak maliyet artışının çok üzerinde zam yapılması ne ekonomik gerekçelerle ne de tüketici hakkı açısından savunulabilir” dedi.

‘Denetim yapılmalı ve sonuçlanmalı’

Bugün Ticaret Bakanlığı’nın denetim başlattığını gördüklerini aktaran Levent Küçük, “Geçmişte de benzer birçok olay yaşandı. Önce fiyatlar artırıldı, ardından denetim açıklamaları yapıldı fakat çoğu zaman tüketici bu zamların geri alındığını göremedi. Sonuçta ekonomik yük yine vatandaşın omuzlarında kaldı. Bu nedenle denetimlerin sadece açıklamayla sınırlı kalmaması, gerçekten etkili sonuçlar doğurması gerekiyor. Haksız fiyat artışı yaptığı tespit edilen işletmelere gerekli yaptırımların uygulanması ve tüketicinin mağduriyetinin giderilmesi büyük önem taşıyor. Biz geri dönüşüm sistemine karşı değiliz; tam tersine çevre açısından son derece değerli buluyoruz. Ancak çevreyi korumayı amaçlayan böylesine önemli bir uygulamanın bazı kişi ya da işletmeler tarafından fırsata çevrilmesine de kesinlikle karşıyız. Devletin tüm denetim mekanizmalarını etkin biçimde işletmesi, piyasayı yakından takip etmesi ve tüketiciyi koruyacak her türlü hukuki ve idari tedbiri kararlılıkla uygulaması gerekiyor. Aksi halde hem geri dönüşüm sistemine duyulan güven zedelenir hem de çevre için atılan olumlu bir adım, tüketicinin gözünde ekonomik bir yük haline gelir. Bizim beklentimiz, hem çevrenin korunması hem de vatandaşın cebinin korunmasının aynı hassasiyetle ele alınmasıdır” diye konuştu.

Ayhan Bülent Toptaş222

‘Maliyetin üstünde zam’

Bu sistemin hayata geçirilmesi, uygulayıcı firmalar açısından yeni yatırım ve işletme maliyetleri anlamına geldiğini vurgulayan Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş, “Firmalar bütün bunları doğal olarak bir maliyet kalemi olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla üretici ya da satıcı açısından bakıldığında bu maliyetlerin ürün fiyatlarına yansıtılmak istenmesi piyasa ekonomisinde çok karşılaşılan bir durumdur. Yani işletmeler, ortaya çıkan yeni maliyetleri doğrudan tüketiciye aktarma eğilimine girerler. Bunun en kolay yolu da ürünlerin raf fiyatlarını artırmaktır. Ancak, yapılan fiyat artışlarının gerçekten oluşan maliyet kadar olup olmadığı önemli. Eğer firmalar yalnızca karşılaştıkları ek maliyeti fiyatlara yansıtıyorsa bu ekonomik açıdan anlaşılabilir bir durumdur. Fakat maliyet artışını fırsata çevirerek bunun çok üzerinde zam yapılması, hakkaniyet ilkesini ortadan kaldırır. İşte burada denetlenmesi gereken konu da budur. Firmalar gerçekten oluşan maliyet kadar mı fiyat artırıyor, yoksa enflasyonu ve yeni uygulamayı gerekçe göstererek çok daha yüksek oranlarda zam mı yapıyor? Bunun mutlaka incelenmesi gerekir.

“Zamların bahanesi olabilir”

“Maliyetlerde yaşanan her artış, kimi zaman gerçek maliyetin çok üzerinde fiyat artışlarının gerekçesi haline getirilebiliyor” diyen Ekonomist Dr. Ayhan BülentToptaş, “Depozito sistemi de bazı işletmeler açısından ‘yeni bir maliyet oluştu’ söylemiyle daha yüksek zamların bahanesi olarak kullanılabilir. Böyle bir durumda ise uygulamanın yükünü çevreyi korumak isteyen vatandaş taşımış olur. Vatandaş bir taraftan geri dönüşüme katkı sağlamak için sisteme destek verirken, diğer taraftan aynı sistemin maliyetini daha pahalı ürün satın alarak ödemek zorunda kalır. İşletmeler makine yatırımı, bakım giderleri, lojistik, geri dönüşüm sürecinin işletilmesi ve depozito ödemeleri gibi maliyetleri gerekçe göstererek fiyat artışına gidebilir. Fakat bu artışların makul sınırlar içinde kalıp kalmadığı mutlaka denetlenmelidir. Aksi halde çevreyi korumak amacıyla oluşturulan bir sistem, zamanla vatandaşın bütçesine ek yük getiren bir uygulamaya dönüşebilir” sözlerine yer verdi.

Kaynak: Filiz Erol