Ekonomik kriz, artan maliyetler ve borç yükü altında üretim yapmaya çalışan çiftçi, şimdi de aşırı yağışların yarattığı risklerle karşı karşıya kaldı. Türkiye genelinde etkili olan yağışlı hava ve yükselen nem oranı, hububat üretiminde hastalık riskini artırırken birçok bölgede verim kaybı endişesini de beraberinde getirdi. Septorya yaprak lekesi, sarı pas, kök boğazı çürüklüğü ve külleme gibi hastalıklar özellikle yoğun yağış alan bölgelerde yaygınlaşırken, üreticiler hem ürününü korumak hem de artan maliyetlerle mücadele etmek zorunda kalıyor. Marmara ve Ege’de sarı pas ve kök boğazı hastalıkları dikkat çekiyor. Mayıs ve haziran aylarının üretim açısından kritik olduğuna dikkat çekilirken, hasat dönemine kadar yaşanacak hava koşullarının verim ve kalite üzerinde belirleyici olması bekleniyor. Buna rağmen birçok bölgede geçen yıla göre daha yüksek verim beklentisi korunurken, olası yeni yağışların üretici üzerindeki baskıyı daha da artırmasından endişe ediliyor.

Ferdan Çiftçi (1)

‘Verim kaybı artıyor’

Artan mazot, gübre, ilaç, yem ve enerji maliyetleri altında üretmeye çalışan çiftçinin, şimdi de iklim krizinin sert yüzüyle mücadele ettiğini belirten Yüksek Ziraat Mühendisi Ferdan Çiftçi, “Bir tarafta borç yükü ve yükselen maliyetler, diğer tarafta ise zamansız yağışlar, dolu afetleri ve değişen hava koşulları üretimi her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Son günlerde etkisini artıran aşırı yağışlar özellikle hasat dönemine yaklaşan ürünlerde ciddi risk oluşturuyor. Buğday hasadına sayılı günler kala devam eden yağışların tarlalarda yatmalara neden olması bekleniyor. Bu durum hem verim kaybını artırıyor hem de ürün kalitesini düşürüyor. Yere yatan ürünlerin toplanması zorlaşırken, çiftçinin maliyeti de katlanıyor. Zaten zor şartlarda üretim yapan çiftçi, şimdi bir de doğa koşullarının oluşturduğu ağır tabloyla karşı karşıya kalıyor. Ege Bölgesi’nde bağlar, kiraz bahçeleri ve zeytinliklerde de endişe büyüyor. Son günlerde etkili olan dolu ve yoğun yağışlar birçok üretim alanında zarar bıraktı. Özellikle kirazda aşırı yağış nedeniyle çatlamalar, çürümeler ve kalite kayıpları yaşanması bekleniyor. Bağlarda ise nemin artmasıyla birlikte mantari hastalık riski yükseliyor. Üzümden zeytine, meyveden hububata kadar birçok üründe verim kaybı ihtimali gündemde” dedi.

‘Maliyetleri yükseltiyor’

Yağışların uzun sürmesi yalnızca ürün kaybına değil, tarımsal hastalıkların artmasına da neden olduğunu vurgulayan Çiftçi, “Nemli hava koşulları mantari hastalıkların yayılmasını hızlandırırken, çiftçi ürününü koruyabilmek için daha fazla zirai ilaç kullanmak zorunda kalıyor. Bu da üretim maliyetlerini daha da yükseltiyor. Artan kimyasal kullanımı hem üreticiyi ekonomik olarak zorluyor hem de tarımda yeni sorunları beraberinde getiriyor. Yaşanan iklim dengesizlikleri yalnızca bir ürünü değil, buğdaydan kiraza, üzümden zeytine kadar geniş bir üretim alanını etkiliyor. Üretimde yaşanan kalite kayıpları pazara da doğrudan yansıyor. Çiftçi hem ekonomik baskılarla hem doğanın ağır koşullarıyla aynı anda mücadele etmeye çalışıyor. Ancak mevcut şartlarda yaşanan zararların tamamen önüne geçebilmek kolay görünmüyor. Önümüzdeki süreçte özellikle meyve üretiminde, bağlarda ve hububatta kayıpların daha net ortaya çıkması bekleniyor” diye konuştu.

Adnan Çobanoğlu

İklim krizi etkisi

İklim krizinin tarım üzerindeki etkileri artık geçici ya da dönemsel bir sorun olmaktan çıktığını aktaran Çiftçi-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu, “Yaşanan aşırı sıcaklıklar, zamansız yağışlar, dolu afetleri, kuraklık ve ani hava değişimleri doğrudan üretimi etkilerken, bu tabloya neden olan temel sorunlara karşı yeterli adımların atılmaması endişeyi daha da büyütüyor. Çünkü bugün yaşanan üretim kayıpları yalnızca bir mevsimlik zarar olarak görülmüyor; tarımın geleceğini tehdit eden kalıcı bir dönüşüme işaret ediyor. İklim krizini derinleştiren en önemli başlıkların başında enerji politikaları, kontrolsüz madencilik faaliyetleri, doğa tahribatı ve endüstriyel tarım modeli geliyor. Ormanların azalması, su kaynaklarının hızla tüketilmesi, fosil yakıt kullanımının sürmesi ve doğayı korumaktan uzak üretim anlayışı iklim üzerindeki baskıyı her geçen yıl artırıyor. Buna rağmen gerekli önlemlerin yeterince alınmaması, tarımsal üretimde yaşanan sorunların büyümesine neden oluyor” dedi.

‘Küçük üretici kırılgan’

“Bir dönem belirli sıcaklıklarda yetişen ürünler şimdi ani don olayları, aşırı yağışlar ya da uzun süren kuraklık nedeniyle zarar görüyor” diyen Çobanoğlu, “Bu durum yalnızca verim kaybına değil, ürün kalitesinde ciddi düşüşlere de yol açıyor. Çiftçi her yıl neyle karşılaşacağını bilmeden üretim yapmak zorunda kalıyor. Tarımda yaşanan bu belirsizlik, küçük üreticiyi daha kırılgan hale getiriyor. Açık alanda üretim yapmanın zorlaşmasıyla birlikte sera üretiminin daha fazla öne çıkacağı konuşuluyor. Ancak sera yatırımları yüksek maliyet gerektiriyor. Enerji giderleri, altyapı masrafları ve teknolojik ihtiyaçlar düşünüldüğünde küçük çiftçinin bu dönüşümü tek başına karşılayabilmesi oldukça zor görünüyor. Bu durum da üretimin giderek daha büyük şirketlerin kontrolüne geçmesi riskini artırıyor”

“Gıda fiyatları da etkileniyor”

Küçük üreticinin üretimden kopmasıyla birlikte tarımın şirketleşmesinin daha da hız kazandığını belirten Yüksek Ziraat Mühendisi Ferdan Çiftçi, “Ekonomik krizle mücadele eden çiftçi için iklim krizi artık ikinci bir yük haline gelmiş durumda. Bir tarafta yükselen maliyetler, diğer tarafta doğa olaylarının oluşturduğu kayıplar üreticinin ayakta kalmasını zorlaştırıyor. Üstelik yaşanan her afet yalnızca üreticiyi değil, gıda fiyatlarını da doğrudan etkiliyor. Tarladaki kayıp büyüdükçe pazardaki fiyatlar artıyor, vatandaşın gıdaya erişimi daha da zorlaşıyor” dedi.

Kaynak: Filiz Erol