Son yıllarda yalnızca ileri yaş grubunun hastalığı olarak görülen kalp krizi, artık genç yaşlarda da giderek daha sık görülmeye başladı. Uzmanların dikkat çektiği tablo, 20’li ve 30’lu yaşlarda yaşanan ani kalp krizleriyle toplumda endişeyi büyütürken, yoğun iş temposu, kronik stres, düzensiz beslenme, hareketsiz yaşam, sigara ve enerji içeceği tüketimi gibi modern yaşam alışkanlıkları kalp sağlığını tehdit eden en önemli etkenler arasında gösteriliyor. Üstelik birçok gençte hiçbir belirti vermeden ilerleyen kalp-damar hastalıkları, ilk sinyalini ölümcül bir krizle verebiliyor.
Eskiden daha çok ileri yaşların sağlık sorunu olarak görülen kalp krizi, artık genç nüfusun da karşı karşıya kaldığı ciddi bir halk sağlığı sorununa dönüşüyor. Son dönemde peş peşe yaşanan genç yaşta kalp krizi vakaları, “Neden bu kadar arttı?” sorusunu yeniden gündeme taşırken, uzmanlar yaşam tarzındaki değişimlerin kalp hastalıklarının görülme yaşını giderek aşağı çektiğine dikkat çekiyor. Yetersiz uyku, sağlıksız beslenme, obezite, kontrolsüz takviye ürün kullanımı, uzun süre masa başında geçirilen saatler ve artan psikolojik baskılar, genç kalpleri sessizce yıpratıyor.
Her geçen gün daha fazla gencin kalp krizi nedeniyle hastanelerin acil servislerine başvurması, tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor. Çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve ani yorgunluk gibi belirtilerin çoğu zaman önemsenmemesi ise erken müdahale şansını azaltıyor. Uzmanlar, kalp hastalıklarının artık yalnızca yaşla ilişkilendirilemeyeceğini vurgulayarak, gençlerin de düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi, risk faktörlerini erkenden tanıması ve yaşam alışkanlıklarını gözden geçirmesi gerektiğinin altını çiziyor.

‘Yeme, içme etkiliyor’
Genç yaşta görülen kalp krizi vakalarındaki artışın, toplumda nedenlerine ilişkin farklı değerlendirmeleri de beraberinde getirdiğini belirten Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, “Pandemi döneminde uygulanan COVID-19 aşılarının etkisine ilişkin kamuoyunda çeşitli görüşler ve tartışmalar sürerken, kalp sağlığını asıl tehdit eden unsurun günlük yaşam alışkanlıkları. Özellikle son yıllarda doğal beslenmeden uzaklaşılması, hazır, işlenmiş ve paketli gıdaların sofralardaki payının giderek artması, bu ürünlerde kullanılan katkı maddeleri ve üretim süreçlerinin insan sağlığı üzerindeki olası etkilerini yeniden gündeme taşıyor. Beslenme alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte çocuklardan yetişkinlere kadar her yaş grubunda yüksek oranda işlenmiş gıdaların tüketiminin yaygınlaşması, yalnızca kalp-damar hastalıkları açısından değil, birçok kronik hastalık bakımından da endişe yaratıyor. Günlük yaşamı kolaylaştıran bu ürünlerin uzun vadede oluşturabileceği sağlık risklerinin azaltılabilmesi için daha doğal beslenme kültürünün yaygınlaştırılması ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi gerekiyor. Çünkü sağlıklı yaşamın temeli, hastalık ortaya çıktıktan sonra uygulanan tedaviden çok, sofraya gelen gıdanın niteliğiyle başlıyor” dedi.
‘Çocukluk çağında başlıyor’
Gıda denetimlerinin çok önemli olduğunu vurgulayan Doğruyol, “Üretimden tüketime kadar uzanan zincirde denetimlerin daha etkin yürütülmesi, katkı maddelerinin bilimsel ölçütlerle değerlendirilmesi, tarımsal üretimde kullanılan kimyasalların ve kalıntıların düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiği yönündeki beklentiler her geçen gün artıyor. Gıda güvenliği yalnızca üreticiyi ya da tüketiciyi değil, toplumun tamamını ilgilendiren bir halk sağlığı meselesi. Denetim mekanizmaları güçlendirilmesinin olası sağlık risklerinin azaltılmasında önemli rol oynayacak. Sağlıklı nesiller yetiştirmenin yolu çocukluk çağından itibaren doğru beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasından geçiyor. Yüksek oranda işlenmiş gıdalar yerine doğal ve dengeli beslenmenin teşvik edilmesi gerekiyor. Çünkü bugün tercih edilen beslenme biçiminin yalnızca bugünkü yaşam kalitesini değil, gelecekte karşılaşılabilecek kalp-damar hastalıklarından kansere kadar pek çok sağlık sorununu da etkileyebilir” sözlerine yer verdi.
‘Güvenilir gıda önemli’
Genç yaştaki kalp krizindeki artışın tek bir nedene bağlanmasının mümkün olmadığını aktaran Ahmet Doğruyol, “Sağlıklı gıdaya erişimin kolaylaştırılması, üretim süreçlerinin daha şeffaf hale getirilmesi, denetimlerin artırılması ve koruyucu sağlık politikalarının güçlendirilmesi yönündeki çağrılar yapıyoruz. Toplum sağlığının korunabilmesi için hastalıkları tedavi etmek kadar, onları ortaya çıkarabilecek riskleri en aza indirecek adımların atılması gerektiği; güvenilir gıda ise bu mücadelenin en önemli halkalarından biri” dedi.





