Türkiye ile Suudi Arabistan arasında yenilenebilir enerji alanında 30 yıllık işbirliğinin önünü açan hükümetlerarası anlaşma, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri enerji ve teknoloji ekseninde yeni bir boyuta taşıdı. Sivas ve Karaman'da toplam 2 milyar dolarlık ve 2 bin MW kapasiteli güneş enerji santrali yatırımını kapsayan anlaşma, iktidar açısından dış yatırım ve enerji dönüşümü konusunda önemli bir kazanım olarak değerlendirilirken, uzmanlar 30 yıllık sürecin Türkiye açısından hangi ekonomik ve stratejik sonuçları doğuracağına dikkat çekti.

Zekiye Seda Sönmez-1

‘Bağımlı hale getirmesin’

Enerji alanındaki büyük ölçekli yatırımların ekonomik ilişkilerin ötesinde iki ülke arasındaki siyasi bir anlaşma olarak da görülebileceğini vurgulayan Siyaset Bilimci Dr. Zekiye Seda Sönmez, enerjiyi yalnızca ekonomik bir alan olarak görmemek gerektiğinin altını çizdi. Sönmez, “İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda yenilenebilir enerji, teknoloji ve enerji altyapıları da dış politikanın önemli unsurları haline geliyor. Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki bu anlaşmayı da yalnızca ‘Suudi sermayesi Türkiye’ye yatırım yapıyor’ şeklinde okumak eksik olur. Burada Körfez sermayesi ile Türkiye’nin enerji ve yatırım ihtiyacının birbirine bağlandığı yeni bir siyasi-ekonomik ilişki kuruluyor. Ancak benim açımdan daha önemli soru şu: Bu ilişki taraflardan birini diğerine daha fazla bağımlı hale mi getirecek?” diye konuştu.

‘Biz ne kazanacağız?’

Sermayenin artık teknoloji, finans ve üretim ilişkileri üzerinden de yeniden üretilebilir hale geldiğini açıklayan Sönmez, “Dolayısıyla Türkiye açısından temel soru ve sorun yani sormamız gereken ‘Suudi Arabistan yatırım yapıyor mu?’ olmamalı. Doğru soru; bu yatırım Türkiye’ye teknoloji, üretim kapasitesi, istihdam ve uzun vadeli ekonomik egemenlik açısından ne bırakacak? Eğer Türkiye yalnızca sermayenin geldiği bir pazar haline gelirse başka, bu sermayeyi kendi teknolojik ve üretim kapasitesini büyütmek için kullanırsa bambaşka bir sonuç ortaya çıkar” dedi. Suudi Arabistan ile yapılan bu anlaşmanın iktidar açısından birkaç önemli siyasi getirisi olacağına değinen Zekiye Seda Sönmez, “Öncelikle anlaşmanın Türkiye’ye büyük ölçekli bir dış yatırımın gelmesi, ekonomik yönetimin ‘sermaye çekme ve yatırım kapasitesini artırma’ politikası açısından olumlu bir gösterge olarak sunulabilir. Türkiye açısından yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, enerji ithalatına bağımlılığın azaltılması ve enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesi stratejik hedeflerdir. İktidar bunu ‘Türkiye’nin enerji dönüşümüne Körfez sermayesini dahil ediyoruz’ şeklinde bir başarı hikayesine dönüştürebilir. Fakat önemli olan yatırımın hangi koşullarda geldiğidir. Çünkü 30 yıllık bir perspektiften söz ediyoruz. Dolayısıyla iktidarın gerçek siyasi başarısı, bu 30 yılın sonunda Türkiye’ye ne bırakıldığıdır” şeklinde konuştu. Muhalefete de seslenen Sönmez, “Burada ‘Suudiler yatırım yapmasın’ demek yerine ‘yatırım yapsınlar ama sonuçta Türkiye kazansın’ denilmeli. Bu, muhalefet çok daha güçlü bir siyasal pozisyon” diye konuştu.

Ruhisu Can Al

‘Meclis’e getirilmeli’

CHP İzmir İl Başkan Yardımcısı ve Uluslararası ilişkiler Uzmanı Ruhisu Can Al ise bu noktada muhalefetin odak noktasının yatırımcının Suudi olması değil, enerji güvenliği mimarisinde kamu yararının nasıl korunduğu olması gerektiğini söyledi. Al, “Özellikle proje geliştiricisinin ihale yöntemi yerine hükümetlerarası bir tercih mekanizmasıyla belirlenmesi; anlaşma kapsamındaki tarifenin diğer alternatifleriyle karşılaştırılması; ödemelerin euro cinsinden olması; EÜAŞ’ın ücretsiz arazi tahsisi, TEİAŞ’ın şebeke yükümlülüğü, vergi teşvikleri, alıcı kredi desteği ve üretilemeyen enerjiye ilişkin ödeme hükümleri muhalefet tarafından şeffaf biçimde sorgulanmalı ve hatta meclisin gündemine getirilmeli” dedi.

Kaynak: Ayselin Uzun