Kıymetli Okurlar!
Mübarek gün ve geceler; kötülüklerden uzaklaşmanın yoğunluk kazandığı, iyilik, hayır, hasenat ve duaların arttığı, yardımlaşma hissinin canlandığı, gönülleri ferahlatan ibadetlerin farklı bir atmosferde eda edildiği, mana dolu bir iklim ve zaman dilimleridir.
Mübarek gecelerin tarihleri her yıl değişir; çünkü hicrî takvim aya göre hareket ettiği için miladî takvimden her yıl yaklaşık 10-11 gün geriye gelir.
Recep ve Şaban Ayları:
Mübarek aylar arasında, kulları ruhen ve bedenen Ramazan’a hazırlayan Recep ve Şaban aylarının ayrı bir önemi vardır. Resûlullah (s.a.v.), üç ayları sevinç içerisinde karşılamıştır. Regaib Kandili, üç ayların başladığını vurgulamak ve toplumda farkındalık oluşturmak için Recep ayının ilk cuma gecesi kutlanır. Kur’ân-ı Kerîm’de saygı gösterilmesi istenen ve savaşmanın yasaklandığı aylardan biri de Recep ayıdır. Recep ayının değerini yücelten önemli bir hâdise de yirmi yedinci gecesinde yâd edilen İsrâ ve Miraç’tır. Şaban ayının on beşinci gecesi ise Berat Gecesi’dir. Bu gecede ibadetle meşgul olunması, gündüzünde oruç tutulmasına dair rivayetler bulunmakta ve Allah Teâlâ’nın kullarının günahlarını bağışladığı haber verilmektedir.
Ramazan Ayı:
Orucuyla, teravihiyle, sahuruyla, iftarıyla, hatimiyle, mukabelesiyle; hâsılı her ânıyla Hz. Peygamber’in yoğun bir dinî coşku içinde geçirdiği bir aydır. Ramazan ayının mübarekliği; Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde yer alması, Kur’ân-ı Kerîm’in bu gecede indirilmiş olması, farz kılınan Ramazan orucunu ihtiva etmesi, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) itikâf ibadetini bu ayda yapması ve teravih namazının bu ayda kılınmasındandır. Ramazan’ı ibadetlerle geçiren kulun mükâfatı; mübarek günlerden oluşan ve kendisine has bir bayram namazı bulunan Ramazan Bayramı’dır.
Zilhicce’nin On Günü:
Kur’ân-ı Kerîm’de muhtelif yerlerde “on gün” ifadesi geçmekte ve bu ifadelerin Zilhicce’nin on gününü kastettiği belirtilmektedir. Zilhicce ayının ilk dokuz günü de önemli günlerdendir. Bu günlerde oruç tutmak —Arafat’ta vakfe yapmakta olan hacılar dışında— sünnettir. Zilhicce’nin dokuzuncu günü olan Arefe Günü’nün de ayrı bir önemi vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Arefe günü tutulacak orucun önceki ve sonraki senenin günahlarına kefaret olacağını Allah’tan ümit ediyorum.” buyurmuştur. Arefe gününden sonra kendisine has bir bayram namazı bulunan Kurban Bayramı başlar ki, Peygamber Efendimiz bu günlerin Allah tarafından Ümmet-i Muhammed’e bayram kılındığını haber vermektedir.
Muharrem Ayı:
Zilhicce ayından sonra, hicrî yılın ilk ayı olan ve içerisinde Âşûrâ Günü bulunan Muharrem ayı gelmektedir. Hz. Peygamber, “Ramazan ayından sonra en kıymetli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.” buyurarak bu ayı “Allah’ın ayı” şeklinde nitelemiştir.
Mevlid Kandili:
Peygamberimizin (s.a.s.) doğum yıl dönümü olan Rebîülevvel ayının on ikinci gecesidir. Kur’ân ve Sünnet’te bu gecede yapılması özel olarak emir ya da tavsiye edilen bir ibadet şekli yoktur. Bununla birlikte Müslümanlar, Allah Resûlü’ne olan muhabbetleri nedeniyle Mevlid Kandili’nin gece ve gündüzünü nafile ibadetlerle ihya ederler.
Cuma Günü:
Bir de haftalık toplanma vaktidir. Kur’ân-ı Kerîm’deki sûrelerden birinin isminin “Cuma” olması ve yine aynı sûrede cuma namazından açıkça bahsedilmesi bu vaktin önemini göstermektedir.
Ayrıca pazartesi ve perşembe günü oruçlarını dört gözle bekleyen Allah Resûlü (s.a.s.); pazartesi ve perşembe günleri, kamerî ayların 13, 14 ve 15. günleri, Şevval ayından altı gün ve Muharrem ayında oruç tutmuş ve oruçlu geçirilmesini de tavsiye etmiştir.
Seher Vakti:
Her gün karşılaştığımız özel bir andır. İmsaktan önceki zamana rastlayan seher vakti gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de cennetle mükâfatlandırılacak kimseler sıralanırken, Âl-i İmrân Suresi 17. ayette “seherlerde Allah’tan bağışlanma dileyenler” de sayılmıştır. Peygamber Efendimiz, bu nadide zaman diliminin gece namazı kılınarak değerlendirilmesini tavsiye etmiş, geçmişte yaşamış salih kişilerin de ısrarla buna devam ettiklerini haber vermiştir.
Öte yandan ibadetleri sadece bu gecelerde yoğunlaştırmak ve diğer zamanlarda bütünüyle terk etmek de yanlış bir davranıştır. Ancak bu vakitlerin insanlar için de bereketli olabilmesinin en temel şartı, Allah’a kulluk bilinciyle geçirilmeleridir. İnanan insanlar, Kur’ân ve sünnet ölçüsüne göre zamanını şekillendirmelidir. Sahih kaynaklarda bu gecelere mahsus bir ibadet şekli bildirilmemiştir. Ancak kandil gecelerinde kılınan namazların veya yapılan diğer sâlih amellerin —bu gecelere mahsus oldukları iddia edilmedikçe— bidat olduğu söylenmez. Bununla birlikte kandil geceleri vesilesiyle yapılan uygulama ve faaliyetler, dinî bir zorunluluk olarak görülmemeli, dinin temel ilkeleriyle çelişmemeli, gayrimeşru eğlence kültürüne malzeme edilmemeli ve manevî anlamlarına halel getirecek davranışlardan uzak durulmalıdır.
İnsanlık, belki ilim ve bilim alanlarında dev adımlarla ilerlemesine rağmen manevî olarak bir çöküntüyü yaşamaktadır. Bu manevî yıkımdan kurtulmanın yegâne yolu, Allah ile olan irtibatımızı koparmamaktır. Ölüm her an gelecekmiş gibi ahirete hazır olalım. Hürmete layık olan mübarek zamanlara, hürmete layık olan kıymetli bir kul olarak girmeye çalışalım.
Ne mutlu mübârek zaman dilimlerinin kıymetini bilenlere…
Selam ve muhabbetlerimle…
Diyanet İşleri Başkanlığı eserlerinden ve fetvalarından derlenmiştir.
Kadir KÜÇÜK (İzmir İl Vaizi)





