“Sağlık çalışanlarına yönelik fiziksel saldırı, sözlü şiddet veya tehdit durumlarında güvenliği sağlamak ve hukuki süreç başlatmak için kullanılan acil durum yönetim aracı” olarak tanımlanan sisteme yapılan başvuruların Sağlık Bakanlığı süzgecinden geçirildiğini belirten Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir 1 No'lu Şube Başkanı Hava Akcan, rakamların gizlendiğini iddia etti. “Sağlıkta şiddet tırmanıyor” algısının oluşmaması için sağlıkçının mağdur edildiği pek çok konunun üzerinin kapatıldığını ileri süren Akcan, “Sistem sahadaki gerçekliği gizleyecek şekilde eksik işliyor. Bir hastanede ayda 30 kez ‘Beyaz Kod’ verilse bile, hepsi kayıtlara geçmez. Hastane yöneticileri, komisyonlar veya Sağlık Bakanlığı hangi olayın ‘Beyaz Kod’ sayılıp bildirileceğine kendileri karar verir. Her ay onlarca ‘Beyaz Kod’ kaydedilmesi kamuoyunda ‘Sağlıkta şiddet tırmanıyor’ algısı yaratacağı için sistem bu durumun öne çıkmasını istemez” diye konuştu.
CİDDİ DARP, ORGAN KAYBI YA DA CAN KAYBI
Şiddet olaylarının büyüklüğüne göre hareket edildiğini ifade eden Akcan, şöyle devam etti: “Ne yazık ki ‘Beyaz Kod’ mekanizması; ancak sağlık çalışanı ciddi şekilde darp edildiğinde, organ kaybı yaşadığında veya hayatını kaybettiğinde tam anlamıyla devreye sokulmaktadır. Özetle; mevcut sistem sağlık çalışanını korumamakta, etkin bir ceza yasası uygulanmamaktadır. İki yıl önce sözü verilen ve emniyet güçlerinin hastaneye hızlı müdahalesini öngören ‘Gri Kod’ gibi vaatler de kağıt üzerinde kalmış, bugün hastanelerdeki özel güvenlik personeli dahi çalışanları korumada yetersiz kalmaktadır. Sağlıkta şiddet her geçen gün tırmanmaya devam ediyor. Çalışanlar olaylara müdahil olmaktan çekiniyor. Hastanelere polis ve jandarma görevlendirildi ancak onların da müdahale etme yetkisi bulunmuyor. ‘Beyaz Kod’ verildiğinde sağlık çalışanları ciddi bir mağduriyet yaşıyor. Görevliler, çalışana görev yerini bırakıp karakola gitmesini söylüyor. Oysa biz görev yerimizi terk edemeyiz; kolluk kuvvetlerinin gelip ifademi yerinde alması gerekir. Üstelik mevcut sistem, süreç içinde zaman, zaman sağlık çalışanını suçlu durumuna düşürebiliyor. ‘Beyaz Kod’ verilip verilmeyeceğine yöneticiler karar verirken çalışan 'Uğraşamayacağım, başıma iş açılmasın' diyerek hakkından vazgeçmek zorunda kalıyor.
HAKİMLER DOĞAL OLARAK HASTADAN YANA OLUYOR
Olaylar yargıya taşındığında hakimlerin yaklaşımı genelde aynı oluyor. Hakim, hastanın şikayeti nedeniyle hastaneye başvurduğunu ve mağdur olduğunu düşünüyor. Hastayı koruyan kararlar çıkmasını biz de doğru buluyoruz; ancak buradaki asıl mağduriyetin kaynağı hasta veya hasta yakını değil, uygulanan sağlık politikalarıdır. Biriken ciddi bir hasta potansiyeli var, ancak bunu karşılayacak yeterli personel ve sistem yok. Hasta iyileşmek istiyor ama sistem yetersiz; çalışan yoğun tempodan mağdur, hasta sistem yetersizliğinden mağdur. Olay mahkemeye gittiğinde hastanın mağduriyeti görünüyor fakat sağlık çalışanının görünmeyen mağduriyeti göz ardı ediliyor."
CAYDIRICI CEZALAR OLAYLARA ENGEL OLMUYOR
Şiddet olaylarıyla ilgili getirilen caydırıcı cezaların da etkili olmadığını savunan Akcan şöyle devam etti: “Bu sorun mahkeme kararlarıyla ya da güvenlik tedbirleriyle çözülemez. Bin yılla yargılasan da çözüm olmaz, çünkü sorun sistemde. Eskiden mahallesindeki sağlık ocağında işini çözen vatandaş, bugün en ufak bir işlem için bile hastanelere yönlendiriliyor. Aile hekimliği sistemi ve sağlık ocakları işlevsizleştirildi, hekimler adeta birer işletmeci haline getirildi. Bu da hastanelerde yığılmaya, kargaşaya ve kavgaya yol açıyor. Sağlıkta şiddeti engellemenin ve sorunu çözmenin yolu, koruyucu ve ulaşılabilir sağlık hizmetlerinden geçer. Etkin Koruyucu Sağlık Hizmetleri ile çözülür. Mahallelerdeki sağlık ocakları güçlendirilerek, ücretsiz ve etkin koruyucu sağlık hizmeti sunması gerekir. Sağlık sisteminde 1’inci, 2’inci ve 3’üncü basamak sevk zincirinin kurgulanarak disiplinli bir şekilde işletilmesi şarttır. Toplumun ekonomik zorlukları, çalışma şartları ve refah düzeyi sağlık sistemindeki yoğunluğu ve şiddeti doğrudan etkilemektedir. Birçok çalışan, mesai saatlerinde izin alamadığı için akşam saatlerinde acil servislere başvurmaktadır. Uzun ve ağır çalışma şartlarından çıkan, stresi yüksek hasta ve hasta yakınları acile geldiğinde; yetersiz sağlık okuryazarlığı, koruyucu sağlık hizmetlerinin eksikliği ve ekonomik baskılar birleşerek şiddeti tetiklemektedir. Dolayısıyla sağlıkta şiddetin kökeni, doğrudan toplumun genel sosyoekonomik şartlarına dayanmaktadır.
KAMUOYU BASKISI GEREKİYOR
Şiddet olaylarının ardından caydırıcı ceza kararı çıkması için kamuoyu baskısı, sendikalar ve tabip odalarının sahip çıkması gerektiğini belirten Hava Akcan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sağlık çalışanlarını koruması gereken ‘Beyaz Kod’ ve hukuki yaptırımlar çoğu zaman tek başına yetersiz kalıyor. Şiddet uygulayan kişilerin caydırıcı cezalar alması genellikle ancak güçlü bir kamuoyu baskısı, sendikalar ve tabip odalarının olaya sahip çıkmasıyla mümkün oluyor. Örneğin 2020 yılında Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilaç bağımlısı bir hastanın, tıbbi prosedürler gereği tahlil yapılmadan reçete yazmayı reddeden asistan hekimin boğazını kestiği olayda; saldırgan, güvenlik ve polis birimlerinin arasından elini kolunu sallayarak kaçabilmiştir. Şüpheli, ancak sağlık örgütleri ve ailenin takibi sonucu oluşan kamuoyu baskısıyla 20 yıl civarında ceza almıştır. Kamuoyu desteği olmayan vakalarda ise failler cezasız kalabilmektedir. Dr. Ersin Arslan'ın katledilmesinin ardında da yine ekonomik bir çıkar yatmaktadır. Yaşlı hastasının vefatının ardından, vefat eden kişinin emekli maaşını almaya devam etmek isteyen hasta yakınları, hekimden ‘ölüm raporu yazmamasını’ talep etmiş; hekimin kanuni görevini yapıp raporu yazması üzerine cinayet işlenmiştir. Görüldüğü üzere beslenme, barınma, eğitim ve ekonomik koşulların tamamı birbiriyle entegredir. Sağlıkta şiddeti sadece ‘sağlıkçı düşmanlığı’ olarak ele almak eksik bir yaklaşımdır; mevcut yapısal ve ekonomik sorunlar çözülmeden şiddetin önüne geçilmesi mümkün görünmemektedir.”





