Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Uzman Psikolog Özlem Gülder Altuner, Turgutlu’da yaşanan olayın ardından okul saldırılarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Altuner, saldırıyı gerçekleştiren kişinin psikolojisi veya motivasyonu hakkında olayın tüm ayrıntıları bilinmeden kesin yorum yapılmaması gerektiğini vurguladı.

Uzman Psikolog Altuner Okul Saldirilarini Yalnizca Saldirganin Bireysel Ozellikleriyle Aci Yenibakishaber (1)

Altuner’in değerlendirmesi şöyle:

“Birkaç ay önce okul saldırıları gündeme geldiğinde de benzer bir noktaya dikkat çekmiştim: Bu olayları yalnızca saldırıyı gerçekleştiren kişinin bireysel özellikleri üzerinden anlamaya çalışmak yeterli değil. Bugün Turgutlu’da yaşanan olayla birlikte aynı soruyu yeniden sormamız gerekiyor: Çocuklarımızın ve gençlerimizin şiddete yönelmesine kadar geçen süreçte neler oluyor?

Burada öncelikle çok dikkatli olmamız gereken bir nokta var. Henüz olayın bütün ayrıntılarını bilmiyoruz. Bu nedenle saldırıyı gerçekleştiren kişinin psikolojisi, ailesi, yaşadığı sorunlar veya motivasyonu hakkında bugünden kesin yorumlar yapmak doğru olmaz. Özellikle çocuk ve ergenlerde psikolojik bir tanıyı ya da kişilik özelliğini bir saldırının nedeni gibi sunmak hem bilimsel açıdan sorunlu hem de yanıltıcı olabilir.

Ancak tekrar eden bu olaylar bize daha büyük bir meseleye bakmamız gerektiğini gösteriyor.

Şiddet bazen bir anda ortaya çıkmış gibi görünür ama çoğu zaman davranışın arkasında biriken çok sayıda deneyim, duygu ve ilişki problemi olabilir.

Bir çocuk kendisini dışlanmış, aşağılanmış, değersizleştirilmiş veya çaresiz hissediyor olabilir. Yoğun öfkesini düzenlemekte zorlanıyor olabilir. Akran ilişkilerinde ciddi çatışmalar yaşıyor olabilir. Şiddeti bir güç gösterisi veya sorun çözme yöntemi olarak öğrenmiş olabilir. Bunların her biri tek başına saldırgan davranışı açıklamaz; fakat risk alanlarını anlamamız açısından önemlidir.”

Çocukların sinyallerine dikkat edilmeli

“Bence artık yalnızca Çocuğumuz neden böyle yaptı? sorusunu değil, Bu çocuğun yaşadığı süreçte hangi sinyalleri göremedik? sorusunu da sormalıyız.

Çünkü çocukların davranışları çoğu zaman bir iletişim biçimidir. Ani ve belirgin davranış değişiklikleri, yoğun öfke, sürekli çatışma, sosyal olarak geri çekilme, tehdit içeren söylemler, ciddi akran problemleri, okuldan uzaklaşma veya şiddete yönelik yoğun ilgi gibi durumlar tek başına bu çocuk saldırgan olacak anlamına gelmez. Ama çocuğun destek ihtiyacının değerlendirilmesi için önemli işaretler olabilir.

Burada ailelerin de tek başına bırakılmaması gerekiyor.

Çocuğunuzla daha fazla ilgilenin demek kolay. Fakat bunun nasıl yapılacağı, hangi davranışın risk işareti olduğu, ne zaman profesyonel destek alınması gerektiği konusunda ailelere somut bir rehberlik sunulması gerekiyor.”

Okul güvenliği yalnızca fiziksel önlemlerden ibaret değil

“Okullarda güvenlik önlemleri elbette önemli. Ancak okul güvenliğini yalnızca kapıda güvenlik görevlisi, kamera veya fiziksel önlemler üzerinden düşünürsek konunun önemli bir bölümünü kaçırabiliriz.

Okul aynı zamanda çocukların psikososyal olarak izlendiği bir alan.

Öğretmenlerin, rehberlik servislerinin ve okul yönetimlerinin çocuklardaki belirgin değişimleri fark edebilmesi; gerektiğinde aileyle iletişime geçebilmesi ve ihtiyaç olduğunda ruh sağlığı uzmanlarına yönlendirme yapılabilmesi önemli.

Ama bunun gerçekleşebilmesi için okullardaki psikolojik danışmanlık ve rehberlik sisteminin yalnızca kriz çıktığında devreye giren bir yapı olmaktan çıkarılması gerekiyor.”

Dijital dünya konusunda dengeli yaklaşım gerekli

“Son yıllarda her şiddet olayının ardından sosyal medyayı veya bilgisayar oyunlarını doğrudan suçlamak gibi bir eğilim görüyoruz.

Ben bunu doğru bulmuyorum.

Şiddet içerikli bir görüntüyü izleyen her çocuk şiddet uygulamaz. Dolayısıyla şiddet içerikleri saldırıya neden oldu şeklinde doğrudan bir nedensellik kurmak doğru değil.

Fakat dijital dünyanın çocukların sosyal ilişkilerini, öfke ve çatışma biçimlerini, şiddeti algılama şekillerini ve maruz kaldıkları içerikleri etkileyebildiğini de göz ardı edemeyiz.

Özellikle şiddetin, aşağılamanın, intikamın veya güç gösterisinin sürekli olarak görünür olduğu dijital ortamlarda çocukların bu içeriklerle nasıl karşılaştığı ve bunları nasıl anlamlandırdığı üzerinde durmamız gerekiyor.

Dolayısıyla mesele telefonu elinden alalım kadar basit değil.

Çocuğun dijital dünyada ne gördüğünü, ne yaşadığını ve gördükleriyle ilgili nasıl düşündüğünü konuşabilmek gerekiyor.”

Silaha erişim de değerlendirilmelidir

“Psikolojik risk ile fiziksel zararın gerçekleşmesi arasında bazen çok kritik bir eşik bulunuyor: aradaki araca erişim.

Bir çocuk veya ergen yoğun öfke, dürtüsellik ya da kriz yaşadığında silaha ulaşabiliyorsa, ortaya çıkabilecek sonuçların ağırlığı çok farklı hale geliyor.

Bu nedenle okul saldırılarını konuşurken yalnızca psikolojik nedenleri değil, çocukların silahlara erişiminin nasıl engelleneceğini ve çevresel güvenlik önlemlerini de konuşmalıyız.

Bu, psikolojik değerlendirmenin dışındaki bir konu gibi görünse de aslında koruyucu ruh sağlığı yaklaşımının önemli bir parçasıdır.”

Çocuklar potansiyel tehlike olarak görülmemeli

“Bir diğer tehlike de bu olayların ardından bütün çocuklara ve ergenlere şüpheyle yaklaşmak.

Bir çocuğun öfkeli olması, içine kapanması, oyun oynaması, şiddet içerikli bir film izlemesi veya akranlarıyla çatışma yaşaması onu saldırgan yapmaz.

Çocukları etiketlemek yerine riskleri doğru değerlendiren, ihtiyaç olduğunda destek sağlayan ve damgalamadan müdahale eden bir sistem kurmamız gerekiyor.

Çünkü ruh sağlığı alanında amaç tehlikeli gördüğümüz çocukları toplumdan ayırmak değil; risk ortaya çıktığında çocuğu, ailesini ve çevresini destekleyerek şiddete giden yolu mümkün olduğunca erken kesebilmek.”

Turgutlu’dan sonra hangi sorular sorulmalı?

“Bence her böyle olaydan sonra birkaç gün konuşup sonra unutmak yerine olayların ardından sistematik değerlendirmeler yapılmalı.

Kim yaptı kadar,

Ne yaşandı?

Daha önce hangi sinyaller vardı?

Kimler fark etti?

Çocuk hangi desteklere ulaşabildi?

Aile neye ihtiyaç duyuyordu?

Okul hangi noktada devreye girebildi?

Silaha nasıl erişilebildi?

gibi soruların da sorulması gerekiyor.

Çünkü önleme dediğimiz şey, saldırı gerçekleştiğinde başlamaz.

Önleme, çocuğun henüz saldırgan davranış ortaya çıkarmadığı ama yardım ihtiyacının görünür hale gelmeye başladığı noktada başlar.

Ve sanırım bugün artık okul saldırılarını konuşurken en önemli değişikliği burada yapmamız gerekiyor:

Sadece saldırının kendisine değil, saldırıya kadar gelen sürece bakmalıyız.

Çünkü çocuklarımızı korumak istiyorsak yalnızca okul kapısını değil, çocuğun bütün yaşam çevresini güvenli hale getirmeyi düşünmek zorundayız.”

Kaynak: Haber Merkezi