Kadınlarda en yaygın hormonal bozukluklardan biri olan Polikistik Over Sendromu (PCOS), Türkiye’de yaklaşık her 10 kadından birini etkiliyor. Adet düzensizliği, kilo artışı, tüylenme, akne ve yumurtlama problemleriyle kendini gösteren sendrom, yalnızca üreme sağlığını değil, genel metabolik dengeyi de tehdit ediyor. Uzmanlara göre PCOS, diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskini artıran kronik bir endokrin bozukluk olarak ele alınmalı.
İnsülin direnci kilo alımını tetikliyor
PCOS’lu kadınların büyük bölümünde insülin direnci geliştiği belirtiliyor. Yükselen insülin seviyeleri, yumurtalıklarda androjen hormon üretimini artırarak hem hormonal dengesizliği derinleştiriyor hem de kilo alımını kolaylaştırıyor. Özellikle karın çevresindeki yağlanma, bu döngüyü daha da güçlendirerek belirtilerin şiddetlenmesine neden oluyor. Bu nedenle tedavide insülin direncinin kontrol altına alınması hayati önem taşıyor.
Tanı sürecinde kapsamlı değerlendirme şart
PCOS tanısında düzensiz adet döngüleri, kanda androjen yüksekliği veya buna bağlı belirtiler ile ultrasonda çok sayıda küçük folikül görülmesi temel kriterler arasında yer alıyor. Bu bulgulardan en az ikisinin bir arada bulunması tanı için yeterli kabul ediliyor. Özellikle ergenlik dönemindeki genç kızlarda, geçici hormonal dalgalanmalarla PCOS’un karıştırılmaması için dikkatli takip öneriliyor.
PCOS'lu kadınlar anne olabilir
Toplumda yaygın olan “PCOS’lu kadınlar anne olamaz” algısının doğru olmadığı vurgulanıyor. Yumurtlama düzensizlikleri gebeliği zorlaştırabilse de, uygun yaşam tarzı değişiklikleri ve tıbbi destekle birçok kadın doğal yollarla gebe kalabiliyor. Gerekli durumlarda aşılama ve tüp bebek gibi yardımcı üreme yöntemleriyle yüksek başarı oranlarına ulaşılabiliyor.
Doğru yönetimle belirtiler kontrol altına alınabilir
PCOS’un tamamen ortadan kaldırılamayan ancak doğru yönetildiğinde kontrol altına alınabilen bir durum olduğu belirtiliyor. Tedavide ilk basamağı düşük glisemik indeksli beslenme ve düzenli egzersiz oluşturuyor. Haftada en az üç gün yapılan fiziksel aktivite, hem insülin direncini azaltıyor hem de hormonal dengeyi destekliyor. Gerekli durumlarda adet düzenleyici hormon tedavileri ve insülin duyarlılığını artıran ilaçlar da sürece ekleniyor.
Psikolojik etkiler göz ardı edilmemeli
PCOS’un yalnızca fiziksel değil, psikolojik etkileri de göz ardı edilmemeli. Kilo artışı, tüylenme ve cilt problemleri özgüveni zedeleyerek anksiyete ve depresyon riskini artırabiliyor. Bu nedenle uzmanlar, tedavinin psikolojik destekle güçlendirilmiş bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesini öneriyor.
PCOS sadece dönemsel bir sorun değil
Kontrol altına alınmayan PCOS’un ilerleyen yıllarda Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve rahim kanseri riskini artırabileceği belirtiliyor. Uzmanlar, belirtiler fark edilir fark edilmez bir sağlık kuruluşuna başvurulmasının ve düzenli takibin, uzun vadeli sağlık sorunlarını önlemede kritik rol oynadığını vurguluyor.
Tek bir standart tedavi protokolü yok
Her hastanın şikayetleri, yaşam koşulları ve çocuk sahibi olma planı farklı olduğu için PCOS tedavisinin kişiye özel planlanması gerektiği ifade ediliyor. Sağlıklı beslenme, ideal kilonun korunması ve düzenli egzersiz çoğu zaman adet düzeninde belirgin iyileşme sağlarken; çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yumurtlamayı destekleyen tedaviler ve yardımcı üreme yöntemleri devreye giriyor.





