Türkiye’de milyonlarca vatandaş artık en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanıyor. Artan hayat pahalılığı, yüksek gıda enflasyonu ve daralan alım gücü karşısında milyonlarca hane temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kamu desteklerine bağımlı hale gelmiş durumda. Gıda, kira, elektrik ve ısınma giderleri karşısında ezilen dar gelirli, ya borca sarılıyor ya da sosyal yardımlarla ayakta kalmaya çalışıyor. Resmi verilere göre, 3 milyon 991 bin 766 haneye her ay 5 bin 50 TL sosyal yardım yapılıyor. Hane başına ortalama dört kişi hesaplandığında, yaklaşık 16 milyon kişi geçimini sosyal desteklerle sürdürüyor. Bu sayı, neredeyse her 5 kişiden birinin doğrudan ya da dolaylı biçimde devlet desteğine ihtiyaç duyduğunu ortaya koyarken, ekonomik tablonun sosyal boyutunu da gözler önüne seriyor. Geçim sıkıntısı borç yükünü de büyütüyor. Türkiye’de bireysel kredi borçlusu sayısı 43.8 milyona ulaştı. Neredeyse her iki kişiden biri bankalara borçlu. Kişi başına düşen borç 138 bin 269 TL’ye yükselirken, bu rakam yaklaşık 5 asgari ücrete denk geliyor. Asgari ücretin 28 bin 75 TL olduğu bir ortamda, bekâr bir çalışanın yaşam maliyeti dahi 42 bin 585 TL’ye çıktı. Vatandaş artık pazardan çoğu zaman eli boş dönüyor.

Osman Sirkeci-1

‘Borçla ayakta kalıyorlar’

Vatandaşın borçla ayakta kaldığını aktaran Ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “Yaklaşık 10 milyon kişi borcunu döndüremiyor. Türkiye’de son dönemde yaşanan ekonomik gelişmeler yüzeyde görünenin ötesinde daha derin bir krize işaret ediyor. Özellikle gıda fiyatlarındaki artış kritik bir eşik. Gıdanın en temel ihtiyaç kalemi olması nedeniyle, buradaki fiyat artışları doğrudan yoksulluğu derinleştiriyor. Dar gelirli kesimler için tüketim artık tercihten çıkıp hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor” dedi. Sirkeci, “Devlet, sosyal yardımlar aracılığıyla ekonomik olarak zor durumda olan kesimlerin hayatını sürdürebilmesini sağlamaya çalıştı. Bu yönüyle bakıldığında sosyal destek politikalarının toplumsal açıdan önemli bir işlev gördüğü inkâr edilemez. Sosyal yardımın varlığı elbette hayati önemdedir; fakat bir ülke ekonomisinin sürdürülebilirliği yalnızca yardımlarla sağlanamaz. Esas olan, insanların kendi emekleriyle gelir elde edebilmeleri, çalışarak hayatlarını idame ettirebilmeleridir. Sürekli genişleyen bir sosyal yardım ağı, kısa vadede rahatlatıcı olabilir; ancak uzun vadede üretim ve istihdam artışıyla desteklenmediği takdirde ciddi yapısal sorunlar doğurabilir” şeklinde konuştu.

‘Bağımlılığın artmasına yol açar’

Türkiye’de özellikle genç işsizliğinin de dikkat çekici bir boyutta olduğunu vurgulayan Osman Sirkeci, “Gençlerin yaklaşık üçte birine yakınının iş bulamaması, yalnızca ekonomik değil sosyal ve psikolojik sonuçlar da doğuruyor. Çalışma hayatına katılamayan bir genç nüfus, hem üretim kapasitesinin düşmesi anlamına gelir hem de sosyal yardımlara bağımlılığın artmasına yol açar. Bu noktada temel soru şudur: Sosyal yardımlar ne kadar süreyle ve hangi ölçekte sürdürülebilir? Ekonomik büyüme üretimle, üretim ise istihdamla güçlenir. Eğer yeterli istihdam alanı oluşturulamaz, sanayi ve tarım başta olmak üzere üretim kapasitesi artırılamazsa, sosyal desteklerin finansmanı giderek daha zor hale gelir. Üstelik mevcut ekonomik koşullarda, özellikle gıda enflasyonunun yüksek seyrettiği bir ortamda, verilen yardımların alım gücü de zaman içinde erimeye başlar. Bugün yeterli görünen bir destek, yarın temel ihtiyaçları karşılamaya yetmeyebilir” ifadelerini kullandı.

Ayhan Bülent Toptaş (1)-1

‘Zamanla yetersiz olacak’

Bir tarafta zor durumdaki vatandaşlara sağlanan maddi destek ve bunun sosyal huzura katkısı olduğunu dile getiren Ekonomist Ayhan Bülent Toptaş, “Diğer tarafta ise çalışarak üretme kültürünün zayıflaması, genç işsizliğin kalıcı hale gelmesi ve yardım sisteminin giderek daha fazla insanı kapsamak zorunda kalması gibi riskler bulunuyor. Sağlıklı bir ekonomik yapı için sosyal yardımlardan yararlanan kişi sayısının zamanla azalması, buna karşılık istihdam edilen kişi sayısının artması gerekir. Aksi halde yardım mekanizması büyüdükçe bütçe üzerindeki yük artar ve sistem kendi içinde sürdürülemez bir noktaya sürüklenir. Sonuç olarak sosyal yardımlar bir devletin sosyal sorumluluğunun önemli bir parçasıdır ve özellikle kriz dönemlerinde hayati bir güvenlik ağıdır. Ancak kalıcı refahın yolu, üretimden, istihdamdan ve genç nüfusun ekonomiye etkin katılımından geçer. Eğer bu alanlarda güçlü adımlar atılmazsa, sosyal destekler zamanla yetersiz kalacak; hem ekonomik hem de toplumsal açıdan daha derin sorunlar ortaya çıkacaktır. Bu nedenle mesele yalnızca yardım etmek değil, insanların yardıma ihtiyaç duymayacağı bir ekonomik zemini inşa edebilmektir” diye konuştu.

Kaynak: Filiz Erol