Dijital çağda çocukların ruh sağlığını korumaya yönelik yaklaşımlar yeniden tartışmaya açılıyor. ABD’nin çocuk sağlığı alanındaki en yetkin kurumlarından American Academy of Pediatrics (AAP), yayımladığı yeni rehberle uzun süredir temel politika aracı olarak görülen “ekran süresi sınırlandırması” anlayışının tek başına yeterli olmadığını ortaya koydu. The Guardian’ın aktardığı rapora göre AAP, sorumluluğun büyük bölümünün ebeveynler yerine dijital platformları tasarlayan teknoloji şirketleri ve düzenleyici kurumlara kaydırılması gerektiğini savunuyor.
Algoritmalar ve Ticari Tasarım Merkezde
AAP raporu, çocukları ve gençleri zararlı içeriklere yönlendiren algoritmaların sınırlandırılmasının artık kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Rehbere göre dijital platformlar, çocukların iyilik hâlini gözetmekten çok, ekranda kalma süresini artırmaya odaklı biçimde tasarlanıyor. Bu durum, özellikle ticari, cinselleştirilmiş ya da psikolojik açıdan zarar verici içeriklerin çocuklara daha kolay ulaşmasına yol açıyor. Raporda, bu yapının yalnızca bireysel ebeveyn çabalarıyla dengelenemeyeceği ve çocukların dijital güvenliğinin sistemsel düzenlemelerle ele alınması gerektiği ifade ediliyor.
“Tüm Yükü Ebeveynlere Yıkmak Gerçekçi Değil”
Ergen psikolojisi üzerine çalışan Northwestern University öğretim üyesi Jessica Schleider, AAP’nin yaklaşımını önemli bir kırılma noktası olarak değerlendiriyor. Schleider’e göre çocukların dijital güvenliğini tamamen ebeveyn denetimine bırakmak hem pratikte mümkün değil hem de ergenlerin mahremiyetini zedeleyen bir tutum. Schleider, “Gençlerin her dijital adımını izlemek gerçekçi olmadığı gibi, bu yaklaşım güven ilişkisini de zayıflatıyor. AAP’nin ilk kez bu kadar net biçimde şirketlerin ve sistemin sorumluluğuna işaret etmesi son derece önemli” görüşünü dile getiriyor.
Sosyal Medya Yasaklarına Eleştirel Yaklaşım
Yeni rehber, bazı ülkelerde gündeme gelen sosyal medya yasaklarına da mesafeli duruyor. Özellikle Avustralya’nın 16 yaş altı bireylere yönelik sosyal medya yasağı, raporda dolaylı biçimde eleştiriliyor. Uzmanlara göre bu tür yasaklar, platformları daha güvenli hâle getirmek yerine sorunları görünmez kılma riski taşıyor. Schleider, sosyal medyanın birçok genç için yardım aradıkları ilk, hatta bazen tek alan olduğunu belirterek, bu kanalların tamamen kapatılmasının ruh sağlığı açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor.
Ebeveynlere Mesaj: Yasak Yerine Diyalog
AAP rehberi, ebeveynleri tamamen devre dışı bırakmıyor; ancak rol tanımını yeniden çerçeveliyor. Rehberde, aile içinde dijital alışkanlıkların konuşulması, ebeveyn denetim araçlarının makul ölçüde kullanılması ve çocuklarla düzenli diyalog kurulması öneriliyor. University of Michigan’nden çocuk gelişimi uzmanı Tiffany Munzer, “Ekranları sürekli izlemek mümkün değil. Ancak zaman zaman ne yaptıklarını sormak, küçük ama etkili bir adım” değerlendirmesinde bulunuyor. Munzer’e göre önemli olan, çocukların dijital deneyimlerini ebeveynleriyle paylaşabilecekleri güvenli bir iletişim zemini oluşturmak.
“Sistem Ebeveynleri Başarısızlığa Ayarlıyor”
Raporda öne çıkan en çarpıcı tespitlerden biri, mevcut dijital ekosistemin ebeveynleri yapısal olarak zor durumda bırakması. Platformların, çocukların iyiliğini değil kullanıcı etkileşimini maksimize etmeye odaklanması, bireysel çabaları yetersiz kılıyor. Schleider bu durumu, “Mevcut sistem, ebeveynler ne yaparsa yapsın başarısız olmaya ayarlanmış durumda” sözleriyle özetliyor. Bu nedenle çözümün, yalnızca ailelerin omuzlarına yüklenmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Çözüm: Sistemsel Değişim ve Alternatif Alanlar
AAP ve uzmanlar, çocuklar için daha güvenli bir dijital ortamın ancak teknoloji şirketlerinin hesap verebilirliği, etkili düzenlemeler ve toplumsal destek mekanizmalarıyla mümkün olabileceğini savunuyor. Raporda ayrıca çocukların yalnızca dijital alanlara sıkışmaması için spor, sanat, doğa ve sosyal etkileşimi teşvik eden “üçüncü alanların” güçlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Sonuç olarak yeni rapor, çocukların dijital dünyada korunmasının bireysel yasaklardan değil, sistemsel ve kolektif bir dönüşümden geçtiğini açık biçimde ortaya koyuyor.





