Sosyal medya platformlarının özellikle gençler üzerindeki olumsuz etkilerinin artmasıyla beraber bu alanda erişimi kısıtlayan düzenlemeler hayata geçirilmeye başlandı. Sosyal medya yasaklarında Avustralya, Fransa gibi ülkeler ön plana çıkıyor. Türkiye’de de sosyal medyanın zararlı etkilerini ortadan kaldırmakla ilgili yasal ve idari hazırlıklara devam ediliyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın açıklamalarına göre, sosyal ağ sağlayıcılarına 15 yaşından küçük çocuklara hizmet sunmama yükümlülüğü getirilmesi planlanıyor. Son yıllarda ekran ve sosyal medya kullanımının arttıkça, kaygı, öfke patlamaları ve depresif belirtilerin de birlikte arttığını aktaran Psikolog Özlem Altuner, “Çocuklar sürekli başkalarıyla kendilerini kıyaslıyor. Bu da özgüveni zedeliyor. Bildirimler ve içerik bombardımanı çocukları sürekli tetikte tutuyor, bu da anksiyeteyi artırıyor. Ekran kısıtlandığında ise bir tür yoksunluk gibi, irritabilite ve öfke ortaya çıkıyor. Yani ekran bağımlılığı çoğu zaman tek başına bir sorun değil; altta yatan psikososyal sorunların bir belirtisi gibi çalışıyor. Yoksul ve sosyal imkânları kısıtlı çocuklar için sosyal medya bir kaçış alanı. Özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı çocuklar için sosyal medya; sıkıcı, stresli gerçeklikten kaçma, görünür olma, bir yere ait hissetme alanı. Buralarda statü kazanıyor, arkadaşlık kuruyor, kendini önemli hissediyor. Bu çocuklar için ani yasaklar genelde daha fazla öfke, gizli kullanım ve dışlanmışlık duygusu yaratıyor. Yani yasak, psikolojik olarak eşitsizliği daha da derinleştirebiliyor” diye aktardı.

‘İki yapı çarpışıyor’
15 yaş altı çocukların beyninin, özellikle dürtü kontrolü ve risk değerlendirmeden sorumlu bölgelerinin henüz tam olgun olmadığını dile getiren Altuner, “Algoritmalar ise tam tersine dikkat sömürüsüne dayalı çalışıyor; öfkeyi, korkuyu, haz duygusunu ödüllendiriyor. Bu iki yapı çarpışıyor. O yüzden risk çok yüksek. Ama tek başına yasak, Türkiye’de kalıcı çözüm olmaz. Çocuklar denetimsiz ve daha riskli platformlara kayar. Daha gerçekçi olan; yaşa uygun sınırlamalar, algoritmaların düzenlenmesi ve ebeveyn rehberliği. Sosyal medya yasağı siber zorbalığı kısmen azaltır gibi görünür ama pratikte sorun biçim değiştirir. Çocuklar daha kapalı gruplara, oyun içi sohbetlere, denetimsiz platformlara kayar. Zorbalık tamamen bitmez. Asıl kalıcı çözüm; empati, sınır ve dijital etik eğitimi vermek. Okullarda cep telefonu yasağı olması halinde ise kısa vadede dikkat artar, derste bölünme azalır, yüz yüze iletişim biraz artar. Ama uzun vadede, okul iklimi ve rehberlikle desteklenmezse çocuklar daha huzursuz olur ve gizli kullanıma yönelir. Yani yasak tek başına değil, dijital denge eğitimiyle birlikte işe yarar” sözlerine yer verdi.
‘Yasak doğru çözüm değil’
Türkiye’de ebeveynlerin çocuklarının dijital hayatını çok sınırlı denetleyebildiğini belirten Altuner, “Uzun çalışma saatleri, ekonomik stres ve dijital okuryazarlık eksikliği var. Çoğu ebeveyn ya tamamen yasaklıyor ya da hiç karışmıyor. Aileyi güçlendirmeden çocuklara yönelik her politika eksik kalır. Türkiye için doğru yaklaşım tam yasak değil; yaşa göre kademeli erişim, ebeveyn rehberliği ve okul temelli dijital okuryazarlık. Böylece çocuk “yasaklanan” değil, bilinçli ve güçlü bir kullanıcı olur. Mevcut rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri bu yükü tek başına kaldıramaz. Sosyal medya birçok çocuk için kendini ifade etme ve görülme alanıydı. Bu alan kapandığında kaygı, içe çekilme, öfke ve isyan artabilir. Eğer çocuk evde görülmüyorsa, okulda değersiz hissediyorsa, sosyal olarak yalnızsa, en katı yasak bile sadece biçim değiştirir. Gerçek çözüm; psikososyal destek, aile rehberliği, okul temelli dijital eğitim ve algoritmik sorumluluğun birlikte ele alınması” dedi.

‘Net ama tutarlı sınırlar’
Birçok çocuk ve ergenin, kendini yalnız, mutsuz ya da gergin hissettiğinde ekranı bir rahatlama ve kaçış yolu olarak kullandığını aktaran Psikolog Esra Yüce, “Ancak bu durum kısa süreli rahatlatır, uzun vadede sorunları artırır. Uzun süre ekran başında kalan çocuklarda kaygı artar, dikkat süresi kısalır ve uyku problemleri görülür. Sosyal ilişkiler azaldıkça içe kapanma ve mutsuzluk gelişebilir. Ekran kısıtlandığında yaşanan ani öfke patlamaları ise çocuğun sınır koymaya ve hayal kırıklığına tahammül etmekte zorlandığını gösterir. Bu yüzden çözüm sadece yasak koymak değil; çocuğun duygusal ihtiyaçlarını anlamak, net ama tutarlı sınırlar koymak ve gerçek yaşamda daha fazla ilişki ve etkinlik alanı açmak” diye konuştu.
‘Destekler yeterli değil’
Okullarda cep telefonu kullanımının yasaklanmasının çocukların dikkat, sosyalleşme ve akademik başarıları üzerinde genel olarak olumlu etkiler yaratabileceğini aktaran Yüce, “Doğru ve destekleyici bir çerçevede uygulanan cep telefonu yasağı, çocukların gelişimi açısından koruyucu ve geliştirici olabilir. Türkiye’de psikolojik destek ve rehberlik hizmetlerinin çocukların dijital dünyayla ilgili artan ihtiyaçlarını tek başına karşılayabilecek düzeyde olduğu söylenemez. Okullardaki rehberlik servisleri, ruh sağlığı uzmanı sayısının yetersizliği ve yoğunluk nedeniyle çoğu zaman önleyici değil, sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale edebilen bir noktada kalmaktadır. Sosyal medya, pek çok çocuk için kendini ifade etme, görülme ve değerli hissetme alanıydı. Bu alan aniden kapandığında, özellikle sosyal ve ekonomik imkânları sınırlı çocuklarda yalnızlık, değersizlik ve öfke duyguları artabilir; bazı çocuklar içe kapanırken bazıları daha denetimsiz ve riskli dijital ortamlara yönelebilir” dedi.





