Dua eden insan; bütün zayıflığı, acizliği ve ihtiyaçları içinde, Yüce Allah’ın sonsuz kudretinin ve yüceliğinin, isteklerini ancak O’nun lütfu ve yardımıyla elde edebileceğinin bilincindedir. Bu bilinçle yapılan dua; insanın Yaratan’ına olan inancının, güveninin ve O’na teslim oluşunun bir göstergesidir. Dua, insanda doğuştan var olan bir duygudur. Bu sebeple bütün dinlerde dua mevcuttur. Üstün, yüce, sonsuz kudret sahibi ve eşsiz bir varlığa inanan her insan, hayatının herhangi bir anında dua ihtiyacını hisseder. Çünkü her insan, zaman zaman üstesinden gelemeyeceği birçok olay, üzüntü ve sıkıntı ile karşılaşır. Böyle anlarda insan, Allah'a sığınma ve O'ndan yardım isteme ihtiyacı hisseder ve dua eder. Dua etikten sonra insan, gönlünde bir ferahlık ve rahatlık hisseder, isteğinin yerine getirileceği hususunda ümitvâr olur. Bu yönü ile dua, ruhî bunalımlara karşı koruyucu sağlık tedbiridir.

Dua etmek, Ayet ve Hadislerde övülmüş ve teşvik edilmiştir. Furkân Suresinin 77. Âyetinde;
" Ey Peygamberim! De ki; duanız / ibadetiniz / imanınız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?" buyrularak duanın önemi vurgulanmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.); “Ey Allah kulları! Size dua etmenizi tavsiye ederim” ( Hâkim,Dua,I,493) “Dua etmekte âciz olmayın, çünkü dua eden hiçbir insan helâk olmaz” buyurmuştur. (İbn Hıbbân, Ed'ıye, No: 871)
Yüce Allah birçok Âyette insanların dua etmelerini istemektedir: “Rabbinize yalvararak ve gizlice duâ edin" ( A’râf, 7/55.) "Korkarak ve umarak O'na duâ edin…" (A'râf, 7/56.)
Yüce Allah kullarının acizlik ve muhtaçlığını bildiği için kendisine dua eden kullarının dualarını kabul edeceği müjdesini vermiştir: “Kullarım, beni sana sorarlarsa, bilsinler ki, ben onlara çok yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Şu halde kullarım benim davetime uysunlar ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulsunlar.” (Bakara, 2/186.)
Allah Teâlâ’nın bir ismi de “el-Mücîb” yani “dualara icabet eden”dir. Bize bizden daha yakın olan Rabbimiz, gizli ya da açık bütün dualarımızı işiten, bilen ve kabul edendir.

Her davranışında Rabbine karşı duyduğu sevgi ve sadakate şahit olduğumuz Allah Resûlü (s.a.v), dilinden duayı eksik etmezdi. Gece gündüz, kalabalıkta ve yalnızken, sevincinde, korkusunda, hüznünde, ahireti düşündüğünde, evinde, minberde, yolculukta, velhasıl her an ve her mekânda dua ederdi. Hayatı duayla ilmek ilmek işlerdi. Bizlere nasıl dua edeceğimizi de o öğretmişti. Sabah olur, gün başlar, Peygamber Efendimiz şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Senin kudretinle sabaha çıktık, senin kudretinle akşama gireriz. Senin kudretinle yaşar, senin kudretinle ölürüz. En son dönüşümüz de ancak sanadır.” (Tirmizî, Deavât, 13.)

Gün boyunca, her işinde Allah’ın rızasını gözeten Resûl-i Ekrem (s.a.s), daima O’na dayanır, güvenir ve “Allah’ım! Bana hayırlısını ver ve benim için en hayırlısını seç.” diye dua ederdi. (Tirmizî, Deavât, 85.) “Allah’ım! Bize dünyada iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!” (Ebû Dâvûd, Vitr, 26.) şeklinde niyazda bulunurdu.

Nihayet akşam olur, gün sona erer, Peygamberimiz geceyi şu duayla karşılardı: “Ya Rabbi! Bu gecede olanların ve sonrasında olacakların hayrını senden dilerim. Bu gecede olanların ve daha sonrasında olacakların şerrinden de sana sığınırım.” (Müslim, Zikir, 75.)
Efendimiz, yatacağı zaman ise şöyle dua ederdi: “Sığınacak yeri ve ihtiyacını giderecek kimsesi olmayan niceleri varken; bizi yediren, içiren, ihtiyaçlarımızı gideren ve bizi barındıran Allah’a hamdolsun.” (Tirmizî, Deavât, 16)
Dua, dertlere deva bulmak, her türlü kötülükten korunmak, görünür-görünmez musibetlerden uzak olmak için kulun Rabbine ilticasıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz, Rabbine şöyle sığınırdı: “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan ve kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime takvayı nasip et ve onu arındır; onu en iyi arındıracak olan sensin. Onun dostu ve velisi sensin. Allah’ım! Huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.” (Müslim, Zikir, 73)

Bir mümin, dualarının kabul olmadığı düşüncesine asla kapılmamalıdır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s), bir Hadisinde şöyle buyurur: “Sizden biriniz, (Dua ettim de duam karşılık görmedi) deyip acele etmediği müddetçe duası karşılık bulur.” (Nesâî, İstiâze, 13.)

Zira Yüce Rabbimiz, bazen dualarımız vesilesiyle bizi sayısız nimetlere erdirir. Bazen de üzerimizdeki bir musibeti kaldırır. Kimi zaman günahlarımızı affeder. Kimi zaman da istediğimizden daha hayırlısını bize ihsan eder.
O halde, Rabbimize yürekten ettiğimiz duaların mutlaka karşılık bulacağına inanalım. Duayla gelen bereketten, huzurdan, güvenden mahrum kalmayalım. Kendimize olduğu kadar, ailemize, sevdiklerimize, mümin kardeşlerimize, mazlumlara dua etmeyi unutmayalım. Anne babamızın, hastaların, yaşlıların ve muhtaçların duasını almaya gayret edelim. Yazımızı yine Peygamberimizin bir duası ile bitirelim.
Allah’ım, senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.” (Müslim, Zikir, 72.)

BİR FETVA :

Cuma hutbesinde yapılan duaya 'amin' demek caiz midir?

İslâm âlimleri gerek Cuma hakkındaki Hadisleri, gerekse Resûlullah’ın (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alarak hutbenin esasını teşkil eden rükünler ile sahih bir hutbede uyulması gereken şartları ve hutbenin adabını tespit etmişlerdir. Hatip hutbe irâd ederken cemaatin konuşmasının doğru olmadığını ifade eden hadisler vardır. (Buhârî, Cum'a, 36 -934) Hanefî ve Şâfiîler bu Hadislere dayanarak hutbe esnasında konuşmayı mekruh; Hanbelî ve Mâlikîler haram kabul etmişlerdir. Diğer taraftan yine Resûlullah’ın (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alan İslâm âlimleri hutbede müminlere dua etmenin mendup veya rükün olduğunu söylemişlerdir. Buna göre, hutbenin dinlenmesi, bu esnada başka işlerle uğraşılmaması ve konuşulmaması gerekir. Ancak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ismi anıldığında sessizce salavât okunması, hatibin duasına ‘Âmin’ denmesi, konuşma olarak değerlendirilmediğinden, bunların yapılmasında bir sakınca yoktur.

(Kâsânî, Bedâ’i, 1/264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/158-159)

KAYNAK: D.İ.B. (Din Görevlisi ile 365 Gün) adlı eser ve Hutbeler.

HAZIRLAYAN: Mustafa ACAR.Vaiz/İzmir İl Müftülüğü

Kaynak: Bülten