Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda ardı ardına meydana gelen ve tüm Türkiye’yi yasa boğan saldırılarda 8 çocuk 1 öğretmen olmak üzere toplamda 9 kişi hayatını kaybetti. İlk olarak 19 yaşındaki Ömer Kent’ın Siverek’teki eski okulunu pompalı tüfekle basarak öğretmen ve öğrencileri yaralamasının ardından, 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli’nin de 5 silah 7 şarjör ile kendi okulunda gerçekleştirdiği silahlı saldırı, ülke genelinde büyük yankı uyandırdı. Kan donduran olayların arka yüzü henüz bilinmezken uzmanlar şiddet içerikli oyun ve filmlere karşı aileleri uyardı.

Metin Olataş1

Cinayet, normalleşiyor

Uzman Klinik Psikolog Metin Olataş, saldırganların da içinde bulunduğu gençlik döneminin, kimlik inşasının en hassas dönemi olduğu ve bu evrede beynin ‘prefrontal korteks’ denilen muhakeme ve dürtü kontrol merkezinin henüz gelişimini tamamlamadığına dikkat çekerek, “Şiddet unsuru yoğun olan içeriklere kontrolsüzce maruz kalmak, çocuklarda ve gençlerde iki temel mekanizma olan ‘duyarsızlaşma’ ve ‘normalleşme’yi tetikler. Sürekli ‘öldürme’ veya ‘yok etme’ üzerine kurulu sanal dünyalarda vakit geçiren bir zihin, bir süre sonra şiddeti bir sorun çözme yöntemi olarak kodlamaya başlayabilir. Ancak burada bir ayrım yapmak şart; milyonlarca genç bu oyunları oynuyor ama herkes saldırganlaşmıyor. Oyunlar veya diziler tek başına birer ‘katil yaratma makinesi’ değil. Ancak halihazırda travmaları olan, sosyal hayattan kopuk veya psikolojik kırılganlığı bulunan bir birey için bu içerikler birer tetikleyici veya yol haritası işlevi görebilir. Yani medya, ateşi başlatan kıvılcım olmasa da var olan ateşe dökülen benzin vazifesi görebiliyor” dedi.

‘İntikam ayini’

Saldırıların altındaki en temel motivasyonun genellikle ‘Görünür Olma’ ve ‘Güç Sahibi Olma’ arzusu olduğunu dile getiren Olataş, hayatının kontrolünü elinde tutamayan, okulda veya ailede başarısızlık, değersizlik hissiyle boğuşan bireylerin bir anda yarattığı dehşetle herkesin konuştuğu bir figüre dönüştüğüne dikkat çekti. Olataş, “Buna psikolojide ‘Negatif Görünürlük’ diyoruz yani ‘Sevilmiyorum, saygı görmüyorum ama en azından artık benden korkuyorlar’ düşüncesi bu karanlık eylemlerin yakıtı oluyor. Bazı durumlarda ise bu, topluma karşı duyulan bir intikam ayinine dönüşür. Kendi iç dünyasındaki kaosu, dış dünyayı kaosa sürükleyerek yansıtmaya çalışırlar” dedi. Saldırganların geçmişine bakıldığında genellikle ortak bazı semptomların göze çarptığını belirten Olataş, “İlk olarak ‘sosyal izolasyon’ ve buna eşlik eden derin bir ‘yabancılaşma’ hissi dikkat çeker. Çoğu zaman bu kişiler, toplumun dışına itildiklerini hissettikleri için sanal dünyalarda bir güç arayışına girer. Ayrıca, empati yoksunluğu ile seyreden antisosyal kişilik bozukluğu belirtileri, yoğun narsisistik yaralanmalar ve bazen de gerçeklikle bağın koptuğu psikotik süreçler bu tablonun bir parçası olabilir. Bu bireyler genellikle kendi acılarını dindirmek için başkalarına acı çektirmeyi bir "hak" olarak görmeye başlarlar”

‘Hayatla bağ kurdurun’

Bu tür sarsıcı olaylar karşısında ailelerin izleyeceği yollara da dikkat çeken Olataş, yasaklama yerine çocukla 'bağ kurma' yolunun seçilmesi gerektiğini vurguladı. Günümüzde aileler için en büyük tehlikenin çocukla aynı evin çatısı altında olup duygusal olarak fersah fersah uzağa düşmek olduğunu açıklayan Olataş, “Ebeveynler, çocuklarının dijital dünyasını bir 'kara kutu' olarak görmekten vazgeçmeli; onlara dijital bir polis gibi değil, bir rehber gibi yaklaşmalı. 'Kapat o bilgisayarı' demek yerine, 'O dünyada seni cezbeden, seni orada tutan duygu ne?' sorusunu sormak, çocuğun iç dünyasına açılan kapının anahtarıdır. Çocuğun gerçek hayatla olan bağını diri tutmak, ona fiziksel dünyada karşılık bulabileceği sorumluluklar ve hobiler kazandırmak, sanal dünyanın yarattığı o sahte güç illüzyonunu kıracaktır. Ancak hepsinden önemlisi, bir çocuğun evinde duyulduğunu, her ne olursa olsun değerli olduğunu ve koşulsuz sevildiğini bilmesidir” şeklinde konuştu.

İrfat Özet

‘Derin yapısal bağlam’

Sosyolog Doç. Dr. İrfan Özet ise iki farklı kentte gelişen bu saldırıların tek bir motivasyon ya da referansa sıkıştırılmaması gerektiğini açıkladı. Özet, “Göründüğü kadarıyla failler, taşra Anadolu’sunun sembolik iki merkezinde bu tür yıkıcı, radikal eylemlere yönelse de; gerek kendilerinin gerekse ailelerin sınıfsal, kültürel sermayeleri, statü alanlarındaki konumları oldukça farklı. Ancak eylemlerinin arka planında dijital platformların hakim varlığı, müşterek bir zemin olarak karşımıza çıkmakta. Dijital küreselleşme, yetişen kuşakların sanal ağlar, oyunlar ve platformlar üzerinden sosyalleşme sürecine esaslı damga vurmakta. Aynı zamanda dijital küreselleşmenin kozmopolit etkileri karşısında yerleşik kültürel, norm ve değerlerin çözüldüğü anomik durumlar her geçen gün ivme kazanmakta. Nitekim Maraş’taki olayın faili İsa Aras Mersinli’nin eylemi gerçekleştirmeden önce profil fotoğrafına 2014 yılında ABD’de 6 kişinin ölümüne yol açan Elliot Rodger’i koyması motivasyon kaynaklarını anlamada etkili bir arka plan. Bu yönüyle dijital küreselleşme, farklı toplumlarda sahnelenen radikal şiddet kültürünün küreselleşerek model alındığı yaygınlık kazandığı kaygan bir zemini de barındırmakta. Dolayısıyla bu durum faillerin gerçekleştirdiği olayların aniden gelişen bir cinnet haliyle sınırlı olmadığını, arkasında derin yapısal bağlamlarla iç içe kapsamlı bir durumu ortaya koymakta” şeklinde konuştu.

‘Hukuka güven zedelendi’

Faillerin bireysel yaşamda farklı yüzlerle karşımıza çıktığını aktaran Özet, “Bu açıdan şiddet; düşük ekonomik düzeye sahip ailede yetişmenin getirdiği yetersizliğin telafi enstrümanı, ya da Maraş’taki failde olduğu gibi statü alanlarında üst segmentlerde yer almaya odaklı kariyerist yaşamın dışavurumu olarak ilgisiz, bakımsız yetişen ve aidiyet arayışında keskinleşen jenerasyonların yakın ve uzak çevreye duyduğu öfkenin dışavurumu olarak da kendini gösterebilmekte. Faillere baktığımızda erkek cinsiyetindeler ve ortalama erkekliğe dair yereldeki dizi ve film sektöründe şiddetin estetize edilerek kitlelere benimsetilmeye çalışıldığını görüyoruz. Senaryolar boyunca makbul erkeklik rolüne büründürülen aktörler, şiddeti en ileri ve radikal düzeylere ilerletecek deneyimlerle karşımıza çıkmakta. Şiddetin bu ölçüde normalleşmesi, hatta idealize edilmesi de, reel dünyadaki sıra dışı olaylarda etkili bir arka plan karşımıza çıkmakta. Son olarak Minguizi davası örneğinde toplumsal kesimlerde hukuka güvenin zedelenmesiyle eş zamanlı olarak kutuplaşmanın her geçen gün artan dozu, ekonomik tabloda alım gücündeki gerilemeler, demografik değişimlerin kazandığı ivmeler dikkate alındığında, söz konusu olaylarda kamu kurumlarına hakim politikaların da etkileri yadsınamaz bir düzeyle karşımıza çıkmakta” ifadelerini kullandı.

Kutuya Çağatay Demirel

‘Şiddeti örnek alıyor’

Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Çağatay Demirel ise şiddet içerikli oyunların gerçek ile kurgu ayrımını henüz bilmeyen kişilerde risk faktörü olduğunu belirtti. Demirel, “Asıl tehlikeli olan ise sosyal medyada nefret ve şiddet içeriklerine maruz kalma, çevrimiçi zorbalık, siber taciz ve çocuğu aşırılığa yönelten çevrimiçi topluluklardır. Geçmişteki saldırıların medyada ayrıntılı ve sansasyonel biçimde aktarılmasının yarattığı ‘taklit etkisi’ daha zayıf psikososyal özelliklere sahip bireylerin, şiddet eylemlerini model alma eğiliminde olmalarıyla sonuçlanabilir. Araştırmalar, okul saldırıları gibi yüksek görünürlüklü olayların ardından kısa vadede benzer girişimlerde istatistiksel olarak anlamlı artışlar gözlemlendiğini ortaya koymaktadır. Özellikle failin kimliği, kullandığı yöntem ve olayın dramatik unsurlarının detaylı biçimde sunulması, davranışın yeniden üretilme riskini artırmakta” dedi.

Kaynak: Ayselin Uzun