Bir kilogram buğday üretmek için ortalama 13 lira harcayan çiftçi, ürününü Toprak Mahsulleri Ofisi’ne (TMO) 16,5 liradan satıyor. Kâğıt üzerinde kâr var gibi görünse de traktör bakımı, mazot zamları, artan işçilik giderleri, sulama maliyetleri ve iklim değişikliğinin yol açtığı verim kayıpları üreticinin kazancını eritiyor. Bu yıl rekoltenin artması beklenirken, kilogram başına elde edilen gelir düşen çiftçi üretimden vazgeçme noktasına geliyor. Üreticinin tarlasını satıp sektörden çekildiği bir dönemde Türkiye’nin buğday ithalatı ise hız kesmiyor. Uzmanlar, bu tablonun devam etmesi halinde dar gelirlinin en önemli besin kaynaklarından biri olan makarnanın bile ilerleyen yıllarda lüks tüketim ürününe dönüşebileceği uyarısında bulunuyor.

‘Üretici kazanamıyor’
Çiftçi Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu, İzmir’in Ege Bölgesi’nin önemli tahıl merkezlerinden biri konumunda bulunduğunu söyleyerek, “Bergama, Kınık, Menemen, Tire, Ödemiş ve Aliağa ovalarında yoğun şekilde buğday üretimi yapılıyor. Ege Bölgesi, Türkiye’deki buğday ekim alanlarının yaklaşık yüzde 9-10’unu oluşturuyor. Ancak bölge üreticileri son yıllarda özellikle gübre, enerji ve sulama maliyetlerindeki hızlı artış nedeniyle kârlılıklarının ciddi şekilde düştüğünü ifade ediyor. İzmir Ticaret Borsası verileri de buğdayın bölge ekonomisi açısından stratejik önemini koruduğunu ancak üreticinin fiyat ile maliyet arasındaki makasın giderek açılması nedeniyle zor günler yaşadığını ortaya koyuyor” dedi. TMO’nun açıkladığı buğday alım fiyatının, geçen yıla kıyasla neredeyse yerinde saydığını belirten Çobanoğlu, “Oysa çiftçinin maliyetleri aynı kalmadı; mazottan gübreye, tohumdan ilaca, işçilikten sulama giderlerine kadar üretimin her kaleminde ciddi artışlar yaşandı. Bugün birçok çiftçi üretim maliyetlerini bile karşılamakta zorlanıyor” diye konuştu.
‘Üretimden vazgeçer’
Çiftçinin eline geçen paranın ailesinin geçimini sağlamaya yetmediği gibi, yeni sezon için yeniden üretime başlayacak sermayesinin de eridiğini açıklayan Adnan Çobanoğlu, “Bu durum kaçınılmaz olarak küçük çiftçilerin üretimden çekilmesine yol açacak. Daha da kötüsü, kredi borçlarını ödeyemeyen çok sayıda üretici bankaların haciz işlemleriyle karşı karşıya kalabilecek. Tarım sektöründe yaşanacak bu çöküş sadece çiftçiyi değil, gıda güvenliğini ve ülke ekonomisini de doğrudan etkileyecek. Hatta fakirin masasından eksik olmayan, sırf onunla karnını doyurduğu makarna, ekmek gibi unlu ürünler bile onlar için lüks hale gelmeye başlar. Bunun nedeni ise yıllardır uygulanan ithalata dayalı tarım politikalarıdır. Üreticiyi korumak yerine ithalata dayalı bir anlayışın benimsenmesi, yerli üreticinin rekabet gücünü her geçen gün zayıflatıyor. Bunun yanında çiftçiye yönelik doğrudan desteklerin artırılması, tarımsal yatırımların teşvik edilmesi ve özellikle mazot üzerindeki ÖTV’nin kaldırılması gibi uygulamalar üretim maliyetlerini düşürebilir” ifadelerini kullandı.

‘Alım kapasitesi sınırlı’
Bu yıl da her yıl olduğu gibi buğday alımlarında ciddi sıkıntıların yaşandığını aktaran Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) İzmir Şube Başkanı Dr. Hakan Çakıcı, “TMO’nun açıkladığı ve devlet destekleriyle birlikte belirlenen bir alım fiyatı var. Ancak sorun, çiftçinin ürününü bu fiyat üzerinden satabilmesinde başlıyor. Kâğıt üzerinde açıklanan taban fiyat üreticiyi koruyor gibi görünse de uygulamada birçok çiftçi ürününü TMO’ya vermekte zorlanıyor. Çünkü TMO’ya ürün teslim etmek için randevu sistemi işliyor ve alım kapasitesi sınırlı kalabiliyor. Her üreticinin ürününü bekletip sıraya girmesi veya TMO alım noktasına ulaştırması mümkün olmuyor. Hasat döneminde ürününü bir an önce elden çıkarmak zorunda kalan çiftçi çareyi tüccarda arıyor. Bu kez de serbest piyasada, devletin açıkladığı taban fiyatın altında satış yapmak zorunda kalıyor. Aslında taban fiyatlar zaten üreticinin artan maliyetleri karşısında yeterince yüksek bulunmuyor. Buna rağmen birçok çiftçi bu fiyatın bile altında ürün satmak zorunda kalıyor” şeklinde konuştu.
‘Düşük fiyata mahkum’
Bu yıl üretim açısından bakıldığında Türkiye’de buğday rekoltesinin iç tüketimi karşılayabilecek durumda olduğunu aktaran Çakıcı, “Ancak mesele sadece iç piyasanın ihtiyacı değil. Türkiye’nin güçlü bir un ve makarna sanayisi bulunuyor. Bu sektörlerin ihtiyaç duyduğu bazı buğday çeşitleri için uluslararası piyasalardan ithalat yapılıyor. Aynı zamanda işlenen ürünler ihraç edilerek ticaret döngüsü sürdürülüyor. Yurt dışından gelen buğday, iç piyasadaki fiyatları baskılıyor ve yerli üreticinin ürününün değerini düşürüyor. İthal ürünün piyasaya girmesiyle fiyatlar daha da aşağı çekiliyor ve üretici emeğinin karşılığını alamıyor. Çiftçi, devletin açıkladığı taban fiyattan satış yapamadığı gibi serbest piyasada da düşük fiyatlara mahkûm kalıyor. Randevu, lojistik ve alım kapasitesi gibi nedenlerle TMO’ya ulaşamayan üretici ürününü zararına elden çıkarmak zorunda kalıyor. Mevcut sistemde birçok çiftçi için buğday üretimi kârlı olmaktan çıkmış durumda ve üretici neredeyse külliyen zarar ediyor” dedi.





