Ne desen ne etsen ne konuşsan sıkıntı; kurduğun her cümlenin altında mutlaka bir art niyet, fesatlık aranır.
Şöyle rahat bir cümle kurma, doğru bilgileri dile getirme şansın hiç yok.
Bu ülkede sanırım en zor iş gerçekleri konuşabilmek.
Birileri ile konuşurken kurduğun her cümlenin iyi düşünülüp, doğru tartılması ona göre konuşulması gerekmektedir.
Doğal bir konuşmadan elli tane mana çıkartmak ülkemiz insanına has olsa gerek…
En kötüsü ne biliyor musunuz?
Tarihi bir tespit yapmaya kalksanız, başlıyorlar…
Sen ne demek istiyorsun?
Senin maksadın ne?
Sen kasıtlı yapıyorsun bu yorumu…
Bizi görmüyorsun…
İyi de tarihin gerçeklerini, olduğu gibi konuşmak ya da anlatmak ne ise onu dile getirmek ne birilerini gömmektir, ne de kötülemek.
İnanın, “Cumhuriyet 1923’te kuruldu.” demekten bile korkuyor insan, acaba bunun altında bir kötü niyet aranır mı? diye.
Rahat rahat Osmanlı’yı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hikâyesini konuşmakta bile sıkıntı yaşıyoruz.
Ne konuşacağız?
Nasıl konuşacağız?
Köylüler üzerine bir tespit yapmaya gör, başlıyorlar…
Köylülere ne demek istiyorsun?
Sen köylülere cahil mi diyorsun?
Köylüler medeniyetten uzak mı dedin?
Demek istediğim bir şey yok, sadece köylülerle ilgili tarihi gelişmeleri anlatmaya çalışıyorum.
Bir tespit…
Bir tahlil…
Sosyolojik, felsefik bakış açıları ile meseleyi ele alabilmek…
Yapılmak istenenin hepsi bu!
Sonuçta köylüler, kırsallarda yaşayan insanlar, dolayısı ile kendilerine göre bir kültürü ve yaşam şekilleri var.
Şehir kültürü ile yaşayan insanlar değiller.
Böyle bir tespit yapmak normal değil mi?
Bunda bir aşağılama ya da köylülere hakaret var mı?
Avrupa kıtasında bir sürü medeni, teknik gelişmeler, buluşlar oldu.
Bu gelimeler Avrupa ülkelerini çok ileriye taşıdı.
Rönesans, reform, sanayi devrimi, Fransız İhtilali, coğrafi keşifler ve bir sürü buluşlar…
Neden Avrupa diyoruz?
Bugün kullandığımız tüm teknoloji Avrupa menşeili de ondan…
Çin, Japonya yeni medeniyet coğrafyası…
Eskilerden Sümerler, Mısırlar…
Tarihi gerçeklik tüm bunlar…
Yok mu sayalım?
İnkâr mı edelim?
Görmezden mi gelelim?
Anlamıyorum, tarihle ilgili bir şey söylesen birileri çıkıp, “Sen ülkemizi küçümseyemezsin” diyor.
Bunun neresi küçümseme?
Bizler hala bir meseleyi medeni insanlar gibi konuşabilecek düzeyde değiliz.
Bir şey söylesen bunu bir aşağılama, saldırı olarak algılıyor insanlar…
Niye saldırı olsun?
Bir yerel yönetim ile ilgili bir tespit yaptığında birileri bir yerlere çekiyor.
Hoşuna gidiyorsa seninle ilgili güzel cümleler kuruyor, hoşuna gitmiyorsa bir sürü laf ediyor.
Kişisel, düşünsel saldırıyor.
Can Yücel’in bu konu ile ilgili meşhur bir sözü vardır, buraya o sözü yazmayacağım.
Hiç de yeri değil!
Bir yerlerden başlamak gerek doğrusu.
Konuşmalı hem de, her şeyi konuşmalı…
Medeni olmanın yolu konuşmaktan geçer…
Övmek, yermek, sıradan ve basit insanların işidir.
Dünya ve ülke gerçekleri üzerine tabii ki, tespitler yapabilmeliyiz. Tespit yapılmadan doğrular öğrenilmez. Doğrular öğrenilmeyince de bir adım ileriye gidemeyiz.
Artık şu kısır döngüden kurtulalım.
Belli bir eğitim almış insanların böyle basitliğe düşmesini, karşılıklı bir konu üzerinde sohbet edememesini anlamıyorum, anlamak ta istemiyorum.
Bilim denilen şey, gerçekler üzerine inşa edilir.
Gerçekçi olmadan da bilim yapılmaz.
Gerçekleri konuşmak en büyük bilimdir!
De hadi gerçekleri konuşalım! Durum tespiti yapalım!
Ne dersiniz?