Başlığın bir “vedalaşma” hissi bıraktığının fakındayım ama bir “temenni” olarak görmeniz beni çok mutlu edecektir. Zira karaladığım yazıları “Yeni Bakış” gazetesinin bana ayırdığı bu pek değerli köşede sizinle paylaşacak olmanın heyecanını yaşıyorum.
“Haberdar etmek” gibi önemli bir görevi olan bir adreste ben size neyin haberini vereceğim? Siyaset, futbol, ekonomi, yerel yönetim gibi önemli konularda ahkâm kesecek, sarsıcı yorumlar yapacak kadar bilgili değilim. Doğrusunu söylemek gerekirse - ki gerekir - ilgili de değilim. Benim niyetim; kalabalık haberlerin içinde yorulan gözlerin bazen göremediği manzaralar, gürültülü seslerin içinde kulakların bazen duyamadığı sesler hakkında yazdıklarımı “bir muhabbet” hâlinde paylaşmak olacak sadece.
İlk köşe yazımda - izninizle - biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Birbirini tanıyan insanlar birbirlerinin kusurlarını daha az görürler. Ya da o kusuru düzeltmek için kırıcı olmayan bir dil kullanırlar. Biraz da bundan faydalanmak istiyorum galiba.
Hiç unutmam, yeni tanıştığım Mehmet Kemal adlı kişiyle sohbet ederken “sana Mehmet mi diyeyim yoksa Kemal mi” diye sormuştum. O da “istersen kiremit de ama kırma” demişti. Nasıl da sarsmıştı beni bu yanıt. Bu hayattaki en büyük korkularımdan biri, kalp kırmak. Ama işte bazen, farkında olmadan kalp kırabiliyoruz.
Efendim adım Yüksel Ünal. 1974 yılında Almanya’da doğmuşum. Türkçeyi sonradan öğrendim desem yeridir. 9 yaşımdan beri İzmir’deyim. İzmir’de büyüdüm diyebilirim. Beni belki televizyondan, sinemadan veya sahne çalışmalarımdan tanıyanlarınız çıkar. Hani şu Muhteşem Yüzyıl dizisi vardı ya; işte oradaki Şeker Ağa’yı canlandıran ve tuzluğa benzetilen tombik bendim.
Oyunculuğun yanında, seslendirme, metin yazarlığı, grafik tasarım, video kurgu gibi işler de yapıyorum. Arada sırada balkona çıkıp, bağlama çalarak türküler de söylüyorum. Farkındayım, komşularım duygusal biri olduğumu bildiklerinden, çektikleri eziyeti benden saklıyorlar. Aralarında imza toplayıp beni yönetime şikâyet ettikleri güne kadar bağlama çalıp türküler söylemeye devam edeceğim. Evliyim ve 23 yaşında bir oğlum var. Sabahları yüzümü yıkadıktan sonra lavaboya, aynaya ve musluğa damlayan suları güzelce kuruladığım için eşim beni çok seviyor. Beni sevmesi için başka sebepleri de vardır belki, bilmiyorum. Her “aşkım, bitanem, yakışıklım” dediğinde “efendim” diyorum boş bir umutla. Maalesef evde bir kedi varken bu övgülerin hiçbiri bana kalmıyor.
Mevlana “dile kulaktan başka müşteri yoktur” diyor ya; ben de naçizane yazıma gözümüz takıldı diye ilk günden hemen gevezelik etmeye başladım, bağışlayın.
Dilerim bir sonraki buluşmamızda ilginize layık bir yazı yazmayı başarabilirim. “Görüşmek üzere” efendim.
Muhabbetle…