İş bulma umuduyla her gün onlarca ilana başvuran milyonlarca kişi, farkında olmadan aslında var olmayan pozisyonlar için yarışıyor. İşe alım niyeti taşımadığı halde yayında tutulan, aday havuzu oluşturmak, şirketin büyüyor algısını güçlendirmek ya da piyasayı test etmek amacıyla açılan “hayalet iş ilanları”, Türkiye’de iş gücü piyasasının görünmeyen sorunlarından biri haline geldi. Son veriler, bu tür ilanların hemen her sektörde son dönemde yüzde 90 oranında arttığını ortaya koyarken, işsizliğin gölgesinde umut arayan adaylar zamanlarını, emeklerini ve motivasyonlarını karşılıksız başvurularla tüketiyor. Uzmanlar ise hayalet ilanların yalnızca bireyleri değil, iş gücü piyasasının güvenilirliğini de zedelediğine dikkat çekerek, gerçek istihdam verilerinin okunmasını zorlaştırdığı uyarısında bulunuyor. Saatlerini özgeçmiş hazırlamaya, ön yazı yazmaya ve mülakatlara hazırlanarak geçiren adaylar, aylarca hiçbir dönüş alamayınca umutsuzluğa kapılıyor. Uzmanlara göre bu tablo, iş arayanların motivasyonunu düşürmekle kalmıyor; işsizlik verilerinin sağlıklı değerlendirilmesini de güçleştiriyor.

Umut istismarı
Hayalet iş ilanlarının artması yalnızca işe girmek isteyen vatandaşların zamanını çalan bir sorun olmadığını vurgulayan İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği Şube Başkanı Adnan Gürcan Darıcı,” Aynı zamanda iş gücü piyasasında giderek büyüyen güven kaybının da göstergesidir. Her gün onlarca ilana başvurmasına rağmen aylarca geri dönüş alamayan insanlar, bir süre sonra kendilerinde eksiklik aramaya başlıyor. Oysa birçok başvurunun karşılığının gelmemesinin nedeni adayların yetersizliği değil, bazı ilanların gerçekte bir istihdam ihtiyacını yansıtmaması. Türkiye’de milyonlarca kişi yüksek enflasyon, artan kira fiyatları ve hayat pahalılığı nedeniyle bir an önce gelir elde etmek zorunda. Böyle bir ortamda yayımlanan ancak gerçek işe alım amacı taşımayan her ilan, insanların umutlarını istismar ediyor. İş aramak zaten başlı başına yorucu ve maliyetli bir süreçken, sahte ya da sonuç doğurmayan ilanlar vatandaşın hem zamanını hem de psikolojisini tüketiyor” ifadelerini kullandı.
‘Güven sorunu’
Özellikle gençler ve yeni mezunların, iş hayatına atılmaya çalışırken büyük bir belirsizlikle karşı karşıya kaldığını dile getiren Dalıcı, “Bir tarafta deneyim isteniyor, diğer tarafta gerçek istihdam yaratılmıyor. Bunun üzerine bir de karşılığı olmayan iş ilanları eklendiğinde, işsizlik sorunu sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir güven sorununa dönüşüyor. Artık tartışılması gereken konu, gençlerin iş beğenip beğenmediği değil; iş arayan insanların neden gerçek fırsatlara ulaşamadığıdır. İstihdam piyasasının şeffaflaştırılması, işe alım amacı taşımayan ilanların denetlenmesi ve vatandaşın doğru bilgilendirilmesi hem iş arayanların haklarını koruyacak hem de iş gücü piyasasına duyulan güveni yeniden tesis edecektir. Gerçek istihdam üretmeyen bir sistem, yalnızca işsizliği değil, umutsuzluğu da büyütür” sözlerine yer verdi.

‘Uygun işe ulaşamıyorlar’
Yıllarca gençlerle birlikte çalıştığını belirten Ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “Gençler de çalışmak ister. Sorun, onların çalışmak istememesi değil; emeklerinin ve eğitimlerinin karşılığını bulabilecekleri işlere ulaşamamalarıdır. Bugün gençlerin önündeki en büyük engel, iş beğenmemeleri değil, uygun işe ulaşamamalarıdır. Kamuda işe alımlara ilişkin yıllardır süregelen torpil, kayırmacılık ve liyakat tartışmaları zaten gençlerin umudunu zedeliyor. Özel sektörde ise son 50 yılda yaşanan teknolojik dönüşüm istihdam yapısını kökten değiştirdi. Bilgisayarlaşma, otomasyon sistemleri, robot teknolojileri ve son yıllarda hızla yaygınlaşan yapay zekâ uygulamaları nedeniyle birçok sektörde insan gücüne duyulan ihtiyaç giderek azalıyor. Otomotiv sanayiinden üretim tesislerine, iletişim sektöründen çağrı merkezlerine kadar pek çok alanda eskisi kadar personel istihdam edilmiyor. Yani gençlere yönelik yeni iş alanları, nüfus artışı ve mezun sayısındaki yükselişle aynı hızda büyümüyor.
Özellikle eğitimli gençler üzerinden yapılan “iş beğenmiyorlar” eleştirileri ise büyük ölçüde haksızlık içeriyor. Dört yıl boyunca üniversitede bilgisayar mühendisliği, yazılım mühendisliği, iletişim, iktisat ya da başka bir alanda eğitim alan bir gencin, mezun olduktan sonra kendi uzmanlık alanında çalışmak istemesi son derece doğal bir beklentidir. Kimse yıllarını verdiği eğitimin ardından tamamen farklı bir alanda, düşük ücretli ve nitelik gerektirmeyen bir işi ilk tercih olarak görmek istemez. Oysa iş ilanlarına baktığınızda çoğu zaman güvenlik görevlisi, kasiyer, müşteri temsilcisi, satış danışmanı ya da benzeri pozisyonların ağırlıkta olduğunu görüyorsunuz” dedi.
‘Eğitimle iş gücü piyasası uyumsuz’
Kendi alanında iş bulamayan binlerce gencin mecburen bu ilanlara başvurduğunu aktaran Ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “Sonrasında da “Bakın, iş var ama gençler çalışmıyor” şeklinde yorumlar yapılıyor. Aslında burada yaşanan şey iş beğenmeme değil; eğitim ile iş gücü piyasası arasındaki ciddi uyumsuzluktur. Bu söylem çoğu zaman bilimsel verilere değil, kişisel gözlemlere dayanıyor. Bazı işverenlerin ya da kendisini kariyer danışmanı, yaşam koçu ya da uzman olarak tanıtan kişilerin “Bir iş teklif ettik kabul etmedi” örnekleri üzerinden bütün gençleri değerlendirmesi doğru değildir. Birkaç bireysel örnekten yola çıkarak milyonlarca genci aynı kefeye koyamayız. Eğer bir genç eğitimine, becerisine ve yeteneklerine uygun bir iş bulabiliyor, aynı zamanda emeğinin karşılığını alabileceği insanca bir ücretle çalışabiliyorsa, çalışmayı tercih edecektir. Burada belirleyici olan gençlerin isteksizliği değil, iş piyasasının sunduğu koşullardır. İş arayanlar, başvuruda bulunmadan önce ilanın hangi kurum tarafından yayımlandığını mutlaka kontrol etmelidir. İlanın arkasında gerçek bir şirket var mı, şirketin iletişim bilgileri ve kurumsal kimliği bulunuyor mu, bunlar sorgulanmalıdır. Gençlerin zamanını ve umudunu boşa harcayacak sahte ilanlar yerine güvenilir platformlardaki gerçek iş fırsatlarına yönelmeleri çok daha doğru olacaktır” diye konuştu.





