Türkiye’nin tatlı su ekosistemleri, yürütülen uzun soluklu bilimsel çalışmalarla dünya literatürüne yeni türler kazandırmaya devam ediyor. Deniz Anıl Odabaşı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi’ndeki akademik çalışmaları kapsamında, 13 yılda 29 yeni ve endemik türü bilim dünyasına tanıttı. Türkiye’nin 25 farklı tatlı su havzasında yürütülen bu çalışmalar, Anadolu coğrafyasının sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin ne denli zengin ve hâlâ keşfedilmeye açık olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Keşfedilen türlerin tamamının daha önce bilimsel olarak tanımlanmamış olması, araştırmanın önemini daha da artırıyor.

Kaz Dağları ve Çanakkale Öne Çıkıyor

Araştırmaların önemli bir bölümü, biyolojik çeşitlilik açısından kritik alanlar arasında gösterilen Kaz Dağları ve Çanakkale çevresinde gerçekleştirildi. Prof. Dr. Odabaşı, Anadolu’nun iklimsel ve coğrafi farklılıklarının, endemik türlerin ortaya çıkmasında belirleyici rol oynadığını vurguluyor. Bu çeşitlilik, Türkiye’yi Avrupa ve Orta Doğu arasında benzersiz bir biyolojik geçiş alanı haline getiriyor.

Küçük Canlılar, Büyük Ekolojik Rol

Keşfedilen türlerin tamamı, yumuşakçalar (Mollusca) grubuna ait gastropodlar, yani tatlı su salyangozları. Boyutları küçük ve çoğu zaman gözden uzak yaşamalarına rağmen, bu canlılar ekosistem açısından kritik bir işleve sahip. Salyangozlar, sucul ortamlarda ekolojik dengenin korunmasında, organik maddelerin parçalanmasında ve su kalitesinin izlenmesinde önemli rol oynuyor. Prof. Dr. Odabaşı, bu canlıların aynı zamanda “indikatör tür” olarak değerlendirildiğini, yani çevresel kirliliğin erken aşamada tespit edilmesine imkân sağladığını belirtiyor. Bu yönüyle keşifler, yalnızca biyoloji değil, çevre sağlığı ve sürdürülebilirlik açısından da büyük önem taşıyor.

En Temiz Alanlarda, Uzun ve Titiz Bir Süreç

Çalışmalar genellikle akarsuların yüksek rakımlı kesimleri ve kaynak suları gibi insan etkisinin en az olduğu alanlarda yürütülüyor. Arazi çalışmaları sırasında toplanan örnekler, ardından detaylı bir laboratuvar sürecinden geçiyor. Bu aşamada kabuk yapısı, doku özellikleri ve diğer morfolojik kriterler titizlikle inceleniyor. Türlerin, literatürdeki tüm benzerleriyle karşılaştırılması ve hiçbirine uymadığının tespit edilmesiyle birlikte, yeni bir tür olarak tanımlanması mümkün oluyor. Bu süreç, yıllar süren sabır ve akademik disiplin gerektiren bir çalışma alanı olarak öne çıkıyor.

Anadolu’nun Saklı Zenginliği

Prof. Dr. Odabaşı’nın çalışmaları, Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik açısından hâlâ keşfedilmeyi bekleyen büyük bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlara göre bu tür çalışmalar, yalnızca bilimsel literatüre katkı sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda doğal alanların korunması ve çevre politikalarının şekillenmesi açısından da yol gösterici oluyor. Keşfedilen her yeni tür, Anadolu’nun doğal mirasının bir parçası olarak kayıt altına alınırken, bu mirasın korunmasının önemi de daha görünür hale geliyor.

Kaynak: Haber Global