Yanı başımızdaki savaşın gölgesinde ve yoğun ekonomik sıkıntılar içinde yaşadığımız bu günlerde yeni bir 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü geçireceğiz. Savaşlardan en çok kadınların ve çocukların etkilendiğini hepimiz biliyoruz. Bu yüzden bu 8 Mart’ta içimiz daha da buruk.                  
Yine çeşitli etkinlikler yapılacak. Salonlarda alanlarda kadınlar var olacak. Küçük bir azınlık kadın pahalı hediyeler alırken milyonlarca aç kadın çocuklarına ekmek alma derdine düşecek. Kadın emeğinin görünür olması için ortaya çıkan bugün maalesef metalaştı. Hediyeler, indirimler, partiler, seyahatler falan derken 8 Mart anlamını ve önemini iyice yitirmeye başladı.  Ne yazık ki, Türkiye’de küçük bir kesim kadın etkinliklerde yer alacak biz de varız diyecekler bu 8 Mart’ta da. Nüfusa oranladığımızda sayımız çok çok az çünkü. Maalesef Türkiye’de kadın hareketi toplumsallaşamadı. Ancak yine de her şeye rağmen kazanımları çok oldu. Toplumsallaşamamanın birçok sebebi var. En önemlisi örgütlenme konusunda sıkıntı yaşanması. Diğer önemli bir konu çok büyük bir kadın kesiminin ekonomik özgürlüğünün olmaması, açlık ve yoksullukla boğuşurken dünyadan bir haber yaşaması.                 
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’de kalıplaşmış söylemlere yer vermeyeceğim. Çünkü bugünün asıl önemini biliyoruz. Bu anlamlı güne başka bir açıdan bakacağım.               
Evet “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nde kadınlar yoklar. Etkinliklere katılamıyorlar, bu yıl yaşanan ekonomik kriz; açlık ve yoksulluğu daha da derinleştirdi. Kadınların tek düşündüğü şey yaşamın sürekliliği için ev halkını doyurabilmek.                       
Diğer yandan kadınlar yine öldürülüyor, şiddet görüyorlar. Cinsel istismara uğruyorlar. Çocuk doğuruyor, ev işlerini yapıyorlar. Her geçen gün daha çok gün, eğitim düzeyi düşük kadın evlerine hapsediliyor. Onlara çalışma olanağı sağlanmıyor bilinçli olarak. Büyük çoğunluğu tüketici sadece. Bir de oy deposu tabii ki. Eğitim düzeyi yüksek kadınlar kısmen çalışabiliyor, tabii ki iş bulabilirlerse. Genelde onlar da köle gibi çok düşük ücretlerle çalışıyorlar.                 
Ülkemizde kadın hareketi eğitimli ve kısmen ekonomik özgürlüğü olan kadınlar üzerinden gelişiyor. Nüfusun büyük bir kısmını oluşturan kadınlar maalesef bu hareketin içinde varlık göstermiyor ancak üçüncü sayfa haberleri oluyorlar genelde. 
İzmir’in nüfusu 4 milyon 425 bin. Bu nüfusun çok büyük bir kısmı açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan emekliler, işsizler ve asgari ücretle çalışan insanlardan oluşuyor.              İzmir Valiliği’nin son açıkladığı istatistik rakamlar şöyle. Kadınların nüfusa oranı % 50.1. Yüksek okul ve fakülte mezunu kadınlar,  % 17.8 . 
Kadınların işgücüne katılımıyla ilgili bir istatistik sonucu yok valiliğin açıklamasında. Genel olarak işgücüne katılım % 55.2. İstihdam % 47.5                    
Bu sonuçlara göre kadınların iş gücüne katılımı açıklanmasa da tahmin etmek zor değil. Yani yüz binlerce kadın İzmir’de çalışamıyor. Sosyalleşemiyor, depresyona girebiliyor. Ekonomik özgürlüğü olmadığı için evinde mutsuz olsa da şiddet görse de boşanamıyor. Açlık sınırında yaşayan ki bir kadın, bunu nasıl başarabilir?                     
Peki bu durumda kadınlar örgütlenebilir mi? Politik olabilir mi? Çok zor bu hatta imkansız. Onlara öncelikle yaşam mücadelesi veriyorlar çünkü. İnsan olduklarının farkında bile değiller. Yaşamsal haklarını bilmiyorlar.
İzmir’de yaşadığı halde deniz görmeyen kadınlar var. Paraları olmadığı için otobüse binemiyorlar. Bu kadınları kadın hareketi içine sokmak mümkün değil.
Kadın sorunlarının çözümünde kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmaları çok önemlidir. Birkaç önlem ve genelgeyle vb. kadın sorunu kalıcı olarak çözülemez.
Öncelikle kadınların üretime katılmaları ve ekonomik özgürlüklerini kazanmaları gerekir. Bu durumda maalesef sistem bir şey yapmadığı için görev yerel yönetimlere düşüyor. 
Tunç Soyer ilk olarak Seferihisar’da “başka bir tarım ve köylülük, başka bir yaşam mümkün” diyerek bu çalışmaları başlattı. Bitmekte olan tarım yeniden canlandı. Üretici kooperatifleri kuruldu. Çiftçilerin yüzü güldü. Kadınlar,  kooperatif kurarak örgütlenip güçlerini birleştirdiler. Örneğin Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin 100 kadın üyesi halen uyum içerisinde çalışıyorlar. Küçük çiftçiler ürettikleri ürünleri aracısız üretici pazarlarında satıyorlar. Ürünlerini E ticaret kanalıyla Türkiye’nin her yerinde pazarlıyorlar. Böylece 5 bin kişi (% 80’i kadın) istihdam edildi. Toplam nüfusu 43.500 olan Seferihisar’da 5 bin kişi az bir rakam değildir. Ve bunların % 80’inin kadın olması çok önemlidir,               
Seferihisar’da başlayan çalışmalar İzmir’de devam ediyor. Kenar semtlerde açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan kadınlar yerel yönetimlerin desteğiyle kooperatif çatısı altında örgütlenerek üretime katılmaya başladılar. Ürünlerini Pagos üretici pazarında pazarlıyorlar. İzmir’in ilçelerindeki kooperatifler de bu pazara geliyorlar. Kadınlar ürettikleri ürünlerin ham maddelerini küçük çiftçilik yapan köylerden karşılıyorlar. Böylece tarım da canlanıyor. Kooperatif çatısı altında örgütlenerek üretime katılan kadınlar çok mutlular. Kadınlar pazarlar da neşeyle, ürettiklerini satıyorlar. Evlerinden çıkıp sosyalleşiyorlar. Konuştuğum kadınlar biz hiç eve gitmek istemiyoruz pazarda çok mutluyuz diyorlar. Tunç başkan önce Seferihisar’da  daha sonra da İzmir’de yerel yönetim konusunda devrim niteliğindeki çalışmalarla başka bir yaşamın mümkün olduğunu gösterdi bize. Her alanda kadın istihdamına önem veriyor, kadınlara her zaman öncelik veriyor. Çünkü kadınların üretime katılmalarının önemini biliyor Tunç Başkan.
AVM’lerdeki çok uluslu firmalar yerine  eskiden olduğu gibi İzmir’de üretilen tekstil ürünleri İzmir’in ihtiyacını karşılayabilir. Bu yaşama geçebilirse çok büyük bir kadın nüfusu iş gücüne katılmış olur. Bütün bunları ancak yerel yönetimler sağlayabilir. Çünkü merkezi yönetim tüketim ihtiyaçları konusunda dışa bağımlı bir politika yürütüyor.
İzmir’de atıl kalan kadın gücü ve emeği harekete geçmeye başladı. Bu daha başlangıç, zaman içerisinde bu çalışmalar daha da büyüyecek ve tüm Türkiye’deki yerel yönetimlere örnek olacaktır. Bütün büyük kentlerde her semtte üretici pazarı olmalıdır. Kadınlar yerel yönetimlerin desteğiyle kooperatiflerde örgütlenerek üretime katılmalılar.                      
Kadınlar 8 Martlarda hediyeler istemiyorlar. Öncelikle insan gibi görülmelerini istiyorlar. Sorunlarının kalıcı olarak çözülmesini istiyorlar. 
Öldürülmek, şiddet görmek İstemiyorlar. Bunlara maruz kaldıklarında kalıcı olarak çalışacak işler, barınabilecekleri evler istiyorlar. Çalışmak, üretmek, para kazanmak istiyorlar. Ekonomik özgürlüklerini kazanarak onlara dayatılan insanlık dışı yaşamlara dur demek istiyorlar.             
Dünyadaki tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü yürekten kutluyorum. Daha yaşanılası bir dünyada; yüzlerinin gülmesi umuduyla hepsini sevgiyle kucaklıyorum.