Su ve çevre konusunda yazdığım her yazımın başında ve yazımın sonunda ifade ettiğim gibi su, yaşadığımız tüm evren için, hem toprak altında ve hem de yer üstünde yaşayan tüm canlılar için yaşamsal bir meta, işin özü bu.

An be an yaşadığımız iklim değişikliğinin ve yarattığı tahribat ve olumsuzlukların ve bıraktığı etkilerin her geçtiğimiz yıl daha da sert hissedildiği günümüzde, İzmir’in su, tarım ve üretim gerçeği, üretim geleceği, geçtiğimiz aylarda benim de katılımcısı olduğum bir toplantıda enine boyuna tartışıldı, sorunlar ve alınması gereken önlemler kapsamlı bir şekilde değerlendirildi.

Çok geniş katılımlı düzenlenen ve içeriği su yönetimi, tarımsal sulama, yeraltı su kaynaklarının mevcut durumu olan, toprak sağlığı ile kalkınma arasındaki ilişkinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınıp irdelendiği toplantıda konuşan ve konu ile ilgili ayrıntılı bilgi veren, alınması gerekli önlemleri irdeleyen, çözümler öneren, iklim ve su krizinin sadece teknik birer başlık olmayıp, aynı zamanda toplumsal bir mesele olduğuna dikkati çeken, su krizine kalcı çözümün ancak ortak akıl ve bilimsel yaklaşımla mümkün olabileceğini vurgulayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, geçtiğimiz yıl özellikle Ege Bölgesi’nde, izmir özelinde ve ülke genelinde son on yıllardan bu yana yaşadığımız rekor kuraklık ve bunun sonucu oluşan su krizini değerlendirirken, “2025 yılının beklenenden çok daha kurak geçtiğine işaret ederek İzmir’in bugün bir numaralı sorununun su olduğuna, bütün bunlara ilaveten mevcut yer altı sularının kontrolsüz ve kaçak kullanımına, kaçak ve ruhsatsız açılan kuyuların her geçen gün çoğaldığına, yanlış sulama yöntemleri, bilinçsiz gübreleme ve hatalı ilaçlama nedeniyle topraklarımızın organik yapısının bozularak zayıfladığına, tuzlanma ve asitlenme sorunlarının giderek arttığına dikkati çekerek, arıtılmış suyun yeniden kullanımı, modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılması, sanayide su verimliliğinin artırılması ve yeni su kaynaklarının oluşturulmasına yönelik seçeneklerin birlikte değerlendirilmesinin ve sürecin çok paydaşlı bir anlayışla sürdürülmesinin zorunluluğuna işaret ederek, “Bu işi ne belediye tek başına yapabilir, ne de devlet. Bu süreç, kentte yaşayan herkesin, üreticinin, sanayicinin ve kooperatiflerin birlikte yöneteceği bir süreçtir” diyerek bugün İzmir’in bir numaralı sorununun su sorunu olduğunun altını kalın çizgilerle çiziyordu.

Toplantıda aldığım notlara ve biriktirdiğim donelere bakıyorum, ortaya konulan konulardan, elde edilen verilerin incelenmesinden bende kalanlar, üretimde sürekliliğin, toplumsal yaşamın tüm alanları için hayati anlam taşıdığı yönünde. Tarım ve özellikle tarımın can damarı su, artık günümüzde ülkeler için beka meselesi. Bütün bunlara bağlı olarak sanayi, tarım ve hayvancılıkta üretimde sürekliliği sağlamak ve üretimi sürdürmek zorundayız.

Ve son tahlilde diyorum ki; “Çocuklarımızın ve torunlarımızın iyi eğitim alabilmesi, insanlarımızın gerekli sağlık hizmetlerine yeterince erişebilmesi, kalkınmış bir ülkenin sağlayabileceği olanaklarla ancak mümkün. Su ve tarım meselesinin, geleceğe dönük planlamalarımızı yaparken bir kalkınma meselesi olduğu kadar, ülkemiz için bir beka meselesi olduğu, altı kalın çizgilerle çizilmesi gereken bir gerçeklik”