A Milli Kadın Voleybol Takımımız bir kez daha tarih yazdı. Çin'in Makao kentinde oynanan 2026 FIVB Milletler Ligi finalinde Brezilya'yı 3-1 mağlup eden Filenin Sultanları, kupayı ikinci kez Türkiye'ye getirdi. 2023'te ilk kez ulaşılan zirvenin ardından gelen bu yeni şampiyonluk, artık tek seferlik bir başarı olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor.
Çünkü spor tarihinde en zor olan şey zirveye çıkmak değil, zirvede kalabilmektir.
Filenin Sultanları bunu başardı. Bugün artık dünya voleybolunda Türkiye denildiğinde herkes saygıyla ayağa kalkıyor. Rakipler maç öncesi planlarını Türkiye'ye göre yapıyor, oyuncularımız dünyanın en büyük kulüplerinde forma giyiyor ve Milli Takım her turnuvaya şampiyonluk adaylarından biri olarak gidiyor.
Elbette Melissa Vargas'ın finaldeki etkisi, turnuvanın En Değerli Oyuncusu (MVP) seçilmesi ve takımın lider isimlerinden biri olması çok önemliydi. Ancak Vargas tek başına bu kupayı getirmedi. Arkasında yıllardır sabırla inşa edilen bir sistem, güçlü bir federasyon organizasyonu, altyapıya yapılan yatırımlar, doğru antrenör tercihleri ve istikrarlı bir yönetim anlayışı bulunuyor.
Türk voleybolu yaklaşık yirmi yıldır aynı hedef doğrultusunda ilerliyor. Kulüpler Avrupa'nın en güçlü liglerinden birini oluşturdu. Genç oyuncular sistemli şekilde yetiştirildi. Milli Takım kampları ve yaş kategorileri arasında kopukluk yaşanmadı. Federasyon, günü kurtarmak yerine geleceği planladı.
Sonuç ortada...
2018'den bu yana düzenlenen Milletler Ligi'nde sürekli finallerde yer alan Türkiye, bugün iki altın, bir gümüş ve bir bronz madalyaya sahip. Bu istatistik, dünya voleybolunun en istikrarlı ülkelerinden biri olduğumuzun göstergesi.
Bugün Filenin Sultanları'nın elde ettiği sonuçlar, yıllar önce atılan doğru adımların meyvesidir.
Tam da bu noktada insanın aklına Türk futbolu geliyor.
A Milli Futbol Takımı zaman zaman önemli jenerasyonlar yakalıyor, büyük turnuvalarda dikkat çeken sonuçlar alıyor ancak bu başarıyı sürdürülebilir hâle getirmekte zorlanıyor. Çünkü futbolumuzda teknik adamlar, yönetimler ve projeler çok sık değişiyor. Her gelen yönetim kendi sistemini kurmaya çalışıyor. Uzun vadeli planların yerini kısa vadeli beklentiler alıyor.
Oysa voleybolda bunun tam tersi yaşandı.
Federasyonlar değişse bile temel hedef değişmedi. Altyapı yatırımları devam etti. Milli Takım kültürü korundu. Kulüplerle federasyon aynı hedef doğrultusunda hareket etti. Sporcular yalnızca bugünün değil, beş-on yıl sonrasının planlamasıyla yetiştirildi.
Türk futbolunun da ihtiyaç duyduğu tam olarak budur.
Belki de bu şampiyonluğun en büyük değeri, kaldırılan kupadan çok geride bıraktığı modeldir.
Çünkü kupalar müzelere kaldırılır; ancak doğru kurulan sistemler, nesiller boyunca şampiyon yetiştirmeye devam eder.