Zeytinler kan ağlıyor, duyuyor musun? Gözyaşlarını görüyor musun? Hadi sen de bir ses ver…
O bir vardı bir yoktu.
Hem vardı hem yoktu.
Hem katıktı hem ilaçtı.
Her şeydi; ama hiçbir şeydi.
Tek başına bir dünyaydı ama sanki hiç var olmamıştı.
(Göknur Yumuşak “Bilge Zeytinin Gözyaşları, Büyüklere masallar 1 İzmirizmir.net)
Yazıma doğaya aşık, zeytine sevdalı çok başarılı bir hekim, dürüst, ülkesini seven, özde bir insan olan Dr. Levent Köstemle başlamak istiyorum.
Levent hocamla yolumuzu doğa kesiştirdi. Çünkü ikimiz de doğaya aşık, zeytine sevdalıyız. Zeytin ağacını 1988 yılında Seferihisar İlçe Tarım müdürlüğünde çalışırken tanıdım ve bu doğanın mucizesine o zaman hayran kaldım. O gün bu gündür çok saygı duydum ve hep sevdim.
2013 Yılında izmirizmir.nette köşe yazarlığına başladım. Gazetenin köşe yazarları olarak Köstem Zeytinyağı müzesine davet edildik. (müzeyle ilgili daha sonra bir yazı yazacağım.) Levent hocam o zaman müzede değildi. Bizi eşi Güler abla ağırladı. Müze ve bu çiftin zeytin aşkı beni çok etkiledi. Güler abla Levent hocamın telefon numarasını verdi bana. Daha sonra ben Levent hocamı aradım başta zeytin olmak üzere ekoloji üzerine uzun bir sohbet ettik.
Mardin Derik’ten
Mardin’in Derik ilçesinde yerel tohum çalışması yaparken şehir merkezinde bulunan tarihi bir bahçede çok daha önce hiç görmediğim zeytin çeşitleri görmüştüm. Krem renkli iri taneli zeytin çeşidi çok ilginçti. İzmir’e döndüğümde hemen Levent hocamı aradım ve bu zeytin çeşitlerini kaybolmadan kurtaralım dedim. Levent hocam bu çeşitleri duyunca çok sevindi, hemen harekete geçti ve Derikli veteriner arkadaşım Mercan Dip ona 6 çeşitten toplam 20 adet zeytin fidanı yolladı. Levent hocam bu fidanları 4 dekar alanda Anadolu koleksiyonu oluşturmayı amaçladığı alana dikerek Ege Bölgesi’ne yeni çeşitler kazandırdı. (isimleri, Zancik, Xilxali, Leltati, Kursaki, Meblabasi ve Kejik) Bu fidanların ismi Ermenice olabilir. Derik’in merkezinde evlerin arasında kalan tarihi bir bahçede gördüm o zeytinleri. Yıllardır şehrin zeytin ve meyve sebze ihtiyacını karşılıyor bu bahçe. Yerel tohumlarla üretim yapıyor bir kadın. Derik’te bir tane çok eski zeytinyağı sıkım tesisi var. Ermeniler’e aitmiş. Ermeniler göç ettikten sonra hiç kimse fabrikayı çalıştırmayı bilmediği için tesis atıl kalmış. Var olan zeytinler sadece kahvaltılık olarak kullanılıyor. Yağ çıkarmayı öğrenememiş Derik’liler.
Derik’in Mezopotamya topraklarında zeytinin ana vatanı olduğu söyleniyor o yörede. Bu doğru olabilir. Bu çok eski çeşitleri görünce bunun mümkün olabileceğine inandım. Levent hocam Derik’ten gelen zeytin fidanlarına gözü gibi bakıyor; onları sevip okşuyor. Onlarda Levent hocamı ve bu toprakları sevmişler ve her yıl yeni sürgünler vererek büyüyorlar. Anadolu koleksiyonu zeytin müzesi olarak gelecek kuşaklara armağan olacaktır. Bu çok önemlidir. Levent hocam bu güzel çalışmaları yaparken zeytinlerin katliam fermanı verildi bu arada.
Levent hocama neden zeytin dede diyoruz anlatacağım daha sonra. Zeytinlerin neden hiç rahat bırakılmadığını, neden hep onları yok etme planları olduğunu asla anlayamayacağım. Tüm canlıları seven onlar için çok faydalı olan bu dost ağaçlara beş yaşındaki çocuk bile kıyamaz yüreği dayanmaz içi acır. İşte bu çocuk özde insandır. O yüzden böyle hisseder. Özde insan olmak çok çok zordur. Herkes makam mevki sahibi olabilir ama özde insan olamaz. Dünyanın parasını yığsanız sözde insanı özde insan yapamazsınız. Bütün mesele özde insan olmakta. 5 yıl önce gündemdeydi
5 yıl önce zeytinciliği yok edecek yasa tasarısı mecliste görüşüleceği zaman Ege bölgesindeki doğa dostlarını organize ettim arkadaşlarımla. 2 otobüs meclise gittik bütün partilerin milletvekilleriyle görüşmeler yaptık ve meclis bahçesinde basın açıklaması yaptık. Tasarı görüşülürken salonların kapısında bekledik. Yasa tasarısı geri çekildi. Ama biz bir gün yine gündeme geleceğini çok iyi biliyorduk. Tabii ki bu eylemi örgütlemek çok zor oldu. Ankara emniyet müdürü beni arayarak yapacağımız eylemle ilgili bilgi aldı. Konuşmamızın sonunda bir ihtiyacımız olduğunda kendisini aramamızı söyledi. Aramızda güzel bir diyalog geçti. Yine meclise geldiğimizde meclis bahçesinin kapısında bizi bekleyen polisler niye geldiğimizi sorunca “sizin için geldik çünkü siz sabah kahvaltıda zeytin yemediniz mi” dediğimde gülümseyerek yanımızdan ayrıldılar. Zeytinciler birliği eylemi istemedi yalnız kendilerinin bu işle ilgilenmek istediklerini yaşam savunucularının devre dışı kalmasını söylediler. Ben kabul etmedim “bu eylemi ülkemizde yaşayan herkesin yapmaya hakkı olduğunu” söyledim. Onlarla epey mücadele ettik ama sonunda eylemimizi güzel bir şekilde yaparak döndük.
Korona salgını yüzünden artık pek eylem yapılamadığı için bunu fırsat bilen yetkililer zeytinciliğin kökünü kazıyacak olan yasa tasarısını bu kez yasallaştırdılar toplumda bir eylemlilik olmasına fırsat vermeden yasallaştırdılar.
Eski zeytin yasasıyla zeytin kesme cezası güncellenmediği için çok komik bir miktar ( 2500 TL) bile olsa kanunda zeytin ağacını kesmek yasaktı. Oysa şimdi son düzenlemeyle zeytinlik alanlarda maden çıkartmak için zeytinleri kesenlere krediler veriliyor teşvik etmek için. Üstelik madenciliğin uzun yıllar devam eden büyük bir ekonomik getirisi olmamasına rağmen madencilik destekleniyor. Çünkü tüm dünyada kapitalizm ve çok uluslu şirketlerin planları yürürlükte. Bu şirketler hastalık derecesinde olan doymak bilmeyen para hırsından dolayı dağı taşı talan ediyorlar.
Madenleri mi yiyeceğiz?
Bu düzenlemeyi yapanlara soruyorum zeytin yerine ülkemize çok az ve kısa süreli ekonomik getirisi olan madenlerimi yiyeceğiz olası bir kıtlıkta? Çünkü iklim krizi nedeniyle geleceğimiz tehlikede. Olası bir kıtlıkta yaşamın sürekliliğinin sağlanmasında zeytinin çok büyük bir önemi var. Çünkü binlerce yıl her türlü iklim koşuluna rağmen yaşayarak bu günlere gelmişler. Bir parça ekmek ve zeytin aç kalmayı önler. Ama bu yasayı çıkaranlar belli ki madenlerle beslenerek açlığın önlenebileceğini bilimsel verilerle kanıtlamışlar ki bu yasayı çıkardılar. Hepimize afiyet olsun.
Yarımadada köylerde tespit raporu yazmak için çiftçilere zeytinlerin yaşını sorduğumuzda hiç birisi bilmezdi “gavurdan kalma” derlerdi. Ülkemizi mübadeleler sırasında hiç istemeden siyasi nedenlerle zorunlu olarak terk ederken kendi diktikleri zeytinleri kesmeyerek bizlere bırakanlar gavur olamazlar. Olsa olsa doğa dostu güzel insanlardır.
Taşınması mümkün değil
Gelelim yeni zeytincilik düzenlemesinde adı geçen zeytinleri kesilmeyeceği başka yerlere taşınacağı meselesine.
Bu gerek beton şehirler kurarken gerek başka nedenlerle zeytin katliamlarında hep söylenen bir masaldır bu. Gerçek olamaz. Pratik hayatta karşılığı yoktur. Çünkü ben Urla ilçe tarım müdürlüğünde çalışırken bunun yalan olduğunu gördüm tanık oldum.
Yüzbinlerce zeytinin katledilmesine tanık oldum. Urla’da. 2002 yılıydı bir şikayet üzerine 60 dekarlık bir inşaat alanına gittik. Büyük bir site yapılıyordu. Birçok zeytinin katledildiği gördük. Onlar da bundan sonra kesmeyeceklerini söylediler. Yani yaygın olan aynı masalı söylediler. Taşıyacağız dediler. Biz bu tespite giden iki arkadaş bir tutanak tuttuk ve müdüre verdik. Müdür tutanağı imzaladı ama işleme koymadı arşivdeki bir dosyaya kondu tutanak. Bu çok kötü anım, çok erken emekli olmadaki sebeplerden birisidir.
Binlerce zeytin nasıl taşınabilir? Bu asla mümkün değildir.
Birincisi bir zeytin ağacını taşımak çok maliyetlidir. Hiç kimse bunu yapmaz. Göstermelik olarak üç beş tane taşır hepsi bu.
İkincisi örneğin bizim tutanak tuttuğumuz 60 dönümlük sitede olduğu gibi birçok site yapılan yerde binlerce zeytin ağacı vardı. Bunları hangi araziye taşıyacaklar? Bu araziyi kim verecek? Toprağı kim işleyecek? Hepsi kocaman bir yalan.
Sonra yüzlerce yıl yaşadığı yerden taşınan bir ağaç ne kadar verimli olabilir? Sizi doğup büyüdüğünüz evden zorla alsalar ne yaparsınız? Eski evinizi ararsınız. Hayata küsersiniz.
Göstermelik olarak üç beş ağaç taşınır göz boyama taktiği ile toplumda olumlu algı yaratılır hepsi bu kadar.
Ayrıca son zeytincilik yasasında olduğu gibi zeytinlerin kağıt üzerinde taşınacak koşulu olsa bile pratik hayatta asla karşılık bulmaz. Çünkü ülkemizde birçok şey sadece kağıt üzerinde kalır, asla pratik olarak uygulanmaz. Ama uygulanmış gibi raporlar yazılır inci gibi dosyalara dizilir. Bu yüzden hiç bir maden şirketi zeytinleri taşımaz, bunun için beş kuruş bile harcamaz. Zaten hiç kimse de onu kontrol etmez.
Urla’da tarım bitti
1999-2004 yılları arasında Urla İlçe Tarım Müdürlüğünde 2 yıl Proje ve İstatistik 2 yılda Çiftçi Eğitim ve Yayım Şubesi sorumlusu olarak çalıştım. O zamanlar dağ taş böyle talan edilmemişti daha zeytin vardı. Proje ve İstatistik Şubesinde çalışırken 2001 yılında yapılan son tarım sayımında bir ay İzmir il istatistik il müdürlüğünden gelen dört arkadaş ve ben bütün köyleri dolaşarak gerçek bir sayım yaptık. Çok emek harcadık. İstedik ki ülkemiz için görevimizi en iyi şekilde yapalım. Sorumlu ben olduğum için asla yerinde saymadan kafadan hiçbir şey yazmadık. Bu yüzden Urla’daki zeytin varlığını çok iyi bilirim. 1999 İstanbul depreminden sonra özellikle İstanbullu varsıllar Urla’yı talan etmeye başladılar. Yıllar içerisinde çok büyük bir talan yaşandı. Yanı başındaki Seferihisar zeytinleri koruyup çoğaltacak çalışmalar yaparken Urla’da tam tersi zeytin katliamları yaşandı.
Canla başla tarım sayımı yaptım, arkamdan Urla’da tarım kökten bitti.
Bugün Urla ‘da sadece varsılların peyzajında kullanılan zeytin ağaçları var.
Emekli olmadan önce bedava zeytin fidanı dağıtma projesini başlattım İzmir’in bütün ilçelerini kapsayan bir projeydi. Maliyeti İzmir İl Özel İdaresi karşılamıştı. Hepsi boşa gitti. O canım bilge zeytinler genç fidanlar asırlık dostlardan kalan bütün ağaçlar katledildi, beton yığınına kurban edildi Urla’da. Oysa benim düşüm zeytin varlığını daha da artırmaktı.
Urla ülkemizde en büyük vahşi yapılaşmanın olduğu ve en çok zeytin ağacının katledildiği yerlerden birisidir. Bunu net söylüyorum. Bu zeytin katliamı zeytincilik yasası değişmeden yürürlükteyken yaşandı. Bu yüzden son düzenlemeden sonra sanırım soykırım olur.
İşte bütün bunlar olurken bebeklerin sevgili Zeytin dedesi Levent Köstem hastalarından ameliyatlarından kalan zamanında hemen zeytin bahçesine koşuyor bizzat ağaçlarıyla ilgileniyor. Memecik, Erkence, Sarı Yaprak, Tirilye ve Domat çeşitlerinden oluşan 13 bin adet zeytin ağacı var. Doğal tarım sistemiyle organik üretim yapıyor. Kazandığı paranın hepsini zeytinyağı müzesine ve zeytinliğe yatırdığını söylüyor. Neden zeytine aşıksın dediğimde estetik bir ağaç gelin gibi, gelinlik gibi dedi.
Derin bir kültür
Alanınızda çok tanınmış çok iyi bir hekimsiniz, neden başka alanlarda değil de zeytin yetiştiriciliği konusunda yoğunlaştınız diye sorduğumda “Zeytin ağacına çok saygı duyuyorum. Derin ve çok eski bir kültürü var ve ölmez ağaç” dedi.
Levent hocam kazandığı paralarla beton binalar yaparak çok paralar kazanabilirdi Yarımadada. Ama o insan bebeklerin Zeytin dedesi olmayı onlara çok güzel bir miras bırakmayı yeğledi. Zeytinleri hiç kimse kendisi için dikmez. Çünkü zeytin yavaş büyür. Yeni zeytincilik düzenlemesiyle ülkemizdeki bütün zeytinliklerin katledilmesinin önünün açıldığı bu günlerde hala zeytin fidanı dikerek çocuklara çok güzel bir miras bırakan Zeytin dede asla unutulmayacaktır. Onun zeytin aşkını bir öykümde yazacağım. Böylece hiç unutulmayacak bebeklerin Zeytin Dedesi.
Birçok hekim dostum tıpkı Levent hocam gibi zeytin bahçesi kurmuş. Hekimler doğa dostudur, insan dostudur. Yoksa nasıl hekimlik yapabilirler.
Tunç başkanıma buradan sesleniyorum. Ona korona salgınında kaybettiğimiz sağlık çalışanlarının adına bir zeytin bahçesi kurmak çok yakışır. Hepsinin adına bir zeytin dikilir ve çocuklara emanet edilir bahçe. Çocuklar onlara gözü gibi bakar ve zeytinleri o küçük elleriyle toplarlar. Sağlık çalışanlarımız da zeytinler gibi ölümsüzleşir.
25 Mart tarihinde gerçekleşen Alaçatı ot festivali kapsamında “zeytin ve zeytincilik” konusundaki bir seminerde Levent hoca konuşma yaptı. Konuşmasında “Kültürel mirası, somut ve somut olmayan kültürel mirası anlattı. “Zeytin ve zeytinciliğin somut olmayan kültürel” mirasını anlattı. Daha sonra Ritüelleri, zeytinyağının kullanımını örneğin kantaron yağının eklem ağrılarına iyi geldiği gibi konuları anlattı.
Zeytin ağacı ölmez ağacıdır. Dünyanın en bilge ağacıdır. Bütün canlıların dostudur. Kimseden bir şey istemez, dağlarda taşlarda bulduğu besinlerle yaşamını sürdürür. Ekmeğe katık olur, yaralara derman olur. Odunuyla sabunuyla, gölgesiyle insanlara çok büyük yararlar sağlar bin yıllardır. Ovada iyi bakılırsa her yıl, dağda hiç bakılmazsa iki yılda bir zeytin verir. Kabaklama (gövdesinden ikiye ayrılması ) budanırsa diğer ağaçlar gibi ölmez yeniden doğar dalları yaprakları gençleşir daha çok verim verir.
Zeytinin tarihiyle ilgili bilgi paylaşmayacağım kendiniz internetten araştırarak bilgi sahibi olursanız daha iyi olur. Araştırmak iyidir.
Sadece 9 bin yıllık zeytin fosilinin Yunanistan’ın Santorini adasında bulunduğu bilgisini vereceğim. (Dünya Zeytin Ansiklopedisi, yazarı J.M. Blazquez)
Zeytinler yeni yasa onları tümden katledeceği için zamanla soyları tükeneceği için ağlıyorlar, gözyaşlarını görüyor musun? Seslerini duyuyor musun? Cümle börtü böcekler, çiçekler kuşlar yılanlar kertenkeleler, kuzular telli turnalar daha kimler kimler onlara ağlıyor biliyor musun. Evet diyorsan hadi sen de bir ses ver.
Hiç kimsenin doğaya haksızlık yapmaya, yaşam hakkını elinden almaya, ekolojik döngüyü geri dönüşümsüz bozmaya, çocuklarımızın geleceğini yok etmeye hakkı yoktur. Hiçbir yere gitmiyoruz. Çok sevdiğimiz ülkemizdeyiz ve sevgili zeytinlerimizi yalnız bırakıp kaderlerine terk etmeyeceğiz.
Zeytin yasasını iptal ettireceğimize dair inancım asla yok olmayacak. Dayanışma ve güç birliği içerisinde hep birlikte bu güzel dostlarımızın katledilmesini ve soylarının tükenmesini engelleyeceğiz. Buna yürekten inanıyorum. Çünkü uğur böceği kulağıma fısıldadı. (Bilge Zeytinin Gözyaşları, izmirizmir.net) Sevgiler tüm canlılara ve canlılara ev sahipliği yapan dağlara, denizlere okyanuslara….
Ben herkese aitim, kimseye ait değilim.
Sen gelmeden önce buradaydım,
Sen gittikten sonra da burada olacağım.
M.Ö.2000 Zeytin ağacı