NASA’nın insanlı Ay programı kapsamında planlanan Artemis II görevi, yarım asrı aşkın bir aranın ardından insanlığı yeniden Ay yörüngesine taşıyacak. 10 gün sürmesi planlanan uçuşta astronotlar, Ay’ın Dünya’dan hiçbir zaman doğrudan görülmeyen uzak yüzünü yakından gözlemleme fırsatı bulacak. Görev, 1970’li yıllardaki Apollo Programı’ndan bu yana Ay’a gerçekleştirilecek ilk insanlı seyahat olması açısından tarihi önem taşıyor. Apollo görevlerinde Ay’ın Dünya’ya bakan yüzü incelenmiş, ancak yörünge koşulları nedeniyle uzak yüzeyin tamamı insan gözüyle ayrıntılı biçimde gözlemlenememişti.
Ay’ın “karanlık yüzü” neden farklı?
Bilim insanlarına göre Ay’ın Dünya’ya bakan yüzü ile uzak yüzü arasında belirgin jeolojik farklar bulunuyor. Yakın yüz daha ince kabuk yapısına ve geniş lav düzlüklerine sahipken, uzak yüz daha kalın bir kabuk, daha yüksek rakım ve daha az volkanik iz barındırıyor. Arizona Üniversitesi’nden gezegen bilimci Jeff Andrews-Hanna, Ay’ın neredeyse her açıdan asimetrik olduğunu belirterek bu farklılığın hâlâ tam olarak açıklanamadığını vurguluyor. Bu küresel asimetri, Ay’ın evrim sürecine dair en büyük bilinmezlerden biri olarak kabul ediliyor.
Güney Kutbu–Aitken Havzası mercek altında
Bilim dünyasının özellikle dikkatini çeken bölgelerden biri, Ay’ın uzak yüzünde yer alan Güney Kutbu–Aitken Havzası. Yaklaşık 2 bin 500 kilometre çapındaki bu dev çarpma yapısının, Güneş Sistemi’nin erken dönemine dair kritik ipuçları barındırdığı düşünülüyor. NASA bilim insanları, bu bölgenin yaşının netleştirilmesinin Güneş Sistemi tarihine ışık tutabilecek bir dönüm noktası olabileceğini ifade ediyor.
İnsan gözü neden kritik?
Artemis II sırasında Orion kapsülü Ay’a 6 bin 400 ila 9 bin 600 kilometre mesafeden yaklaşacak. Mürettebat, Ay diskinin tamamını, kutuplardaki sürekli gölgede kalan bölgeler dahil, doğrudan gözlemleyebilecek. Uzmanlara göre eğitimli astronotların anlık gözlemleri, robotik görevlerin sağlayamadığı ayrıntıları ortaya çıkarabilir. İnsan gözü; krater yapıları, eski lav akıntıları ve yüzey dokusundaki farklılıkları yorumlama konusunda hâlâ en gelişmiş “sensör” olarak görülüyor.
Su izleri ve yeni örnekler
Apollo görevlerinde toplanan kaya örnekleri, Ay’ın geçmişte tamamen erimiş bir “magma okyanusuna” sahip olduğunu göstermişti. Son yıllarda yapılan analizlerde ise daha önce kuru olduğu düşünülen bazı örneklerde su izlerine rastlandı. Artemis programının ilerleyen aşamalarında, özellikle Ay’ın güney kutbundaki kalıcı gölgeli kraterlerde hapsolmuş buz miktarının belirlenmesi hedefleniyor. Bu buzun kökeninin anlaşılması, Dünya’daki suyun oluşumuna dair yeni teorileri destekleyebilir.
Ay’dan Mars’a uzanan strateji
Artemis programı yalnızca Ay keşfiyle sınırlı değil. “Ay’dan Mars’a” vizyonunun bir parçası olarak değerlendirilen program kapsamında Ay’da geliştirilecek teknoloji, altyapı ve yaşam destek sistemlerinin ileride insanlı Mars görevlerinin temelini oluşturması planlanıyor. Uzmanlara göre Ay, hem Dünya’nın geçmişini hem de gezegenlerin oluşum süreçlerini anlamada kilit rol oynuyor. 50 yılı aşkın sürenin ardından yeniden Ay yörüngesine dönecek insanlık, bu kez yalnızca ziyaret etmek için değil; kalıcı bir keşif dönemi başlatmak için yola çıkıyor.





