Yıllar önce Ege Üniversitesi tarafından verilen "obezite" konulu bir eğitim programına katılmıştım. Oldukça faydalı bilgiler edinmiştim ama kilomda pek bir değişiklik olmamıştı. En azında neden kilo aldığımı ve böyle devam ederse başıma nelerin geleceğini öğrenmiştim. Daha sonra kilo verirken çok faydasını gördüm tabi. Size sağlıklı kilo verme önerilerinde bulunacak değilim. O kurnaz zekâyı pek sevmiyorum. Hem "çamura yat, kalıbına bak" derler benim gibisine… Ben size başka bir şeyden söz edeceğim.

Derse gelen uzmanlardan birisi spor hekimiydi. İster inanın, ister inanmayın; sporun zararlarından söz etti. İkna olmaya pek mi teşneydim bilmiyorum ama dedikleri bana öyle mantıklı geldi ki… Özetle; futbol, tenis, koşu, halter, güreş gibi belli bir spor dalıyla profesyonel veya amatörce ilgilenen herkes bazı fiziksel sorunlar yaşayabiliyor. Ama esneme hareketleri ve yürüyüş hariç! Çünkü doğal olarak kurbağa zıplar, balık yüzer, kuş uçar, insan yürür. İnsan her canlı gibi, gerektiğinde koşabilir, bir ağırlığı kaldırabilir, yüzebilir, hatta güreşebilir. Ama bunların sürekli tekrar edilmesi sorunlara yol açabilir. Bunun yanında yürümenin sayısız faydası var fakat hiçbir zararı yok diyor uzmanlar. Güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar! Elbette koşmanın faydası vardır ama yürümenin yetmediği zamanlarda sadece… Tıpkı sesimizin yetmediği zamanlarda bağırmak zorunda kalışımız gibi.

Şimdi konu buraya nasıl geldi diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama ben de haklıyım. Evimizin önündeki manzarası güzel alana gelip, arabanın müziğini sonuna kadar açıp bağıra bağıra sohbet eden insanlar beni canımdan bezdirdi diyebilirim. Konuştuklarını yazmaya kalksam, değil bu yazıyı okumaktan, Yeni Bakış Gazetesi’ni almaktan vazgeçer, üzerinde gevrek bile yemezsiniz. Yahu sohbet edecekseniz müziğin sesini kısın ve bağırmayın. Müzik dinleyecekseniz sadece kendiniz dinleyin. Ben kitap okurken Kibariye dinlemek istemiyorum. Sevemedim gereksiz yere yükselen seslerin hiçbirini. İlk gençliğimden beri böyle bu.

Canlı müzik olan bir mekânda sıkış tepiş oturuyoruz. Berbat bir müzik sisteminden gitar çalan kardeşimizin sesi geliyor. Sohbet mi ediyoruz; hayır. Ağzımdan çıkanı ben duymuyorum, karşımdaki nasıl duysun? Dans mı ediyoruz; hayır. Yahu garsonu çağırmak için elimi kaldırsam maazallah birinin orasına burasına temas etme ihtimalim çok yüksek. O zaman müzik dinleyelim. Yok, müzik böyle bir şey değil… O zaman soruyorum; biz burada ne arıyoruz?

Aklınızı ve kalbiniz yormayan insanların, kulağınızı incitmeyen seslerin ve tedavi eden sohbetlerin sizi bulduğu harika günler diler, fazlaca yenen yemek ve tatlıların faydası olmadığını şuracıkta belirtmeyi bir borç bilirim efendim… Ben burada ne arıyorum demediğiniz bir ömrünüz olsun!...

Muhabbetle…