İranlı hanımla evli bir arkadaşım, 10 gün kaldığı İran’dan yeni döndü.

Ona ve eşine izlenimlerini sordum.

İlk söyledikleri şu oldu:

“İran yakında Afganistan’a dönebilir.”

Afganistan’ı cehenneme dönüştüren Hizbullah burada da baş rolde. Kadının hiçbir hakkı olmasın isteniyor. Genç kızların okutulması istenmiyor. Ülkede aydın insan yetişsin diye bir beklentileri yok. Cahil bir toplumu yönetmenin daha kolay olduğu inancında oradaki dini yönetim.

Bu yönetime ‘Velayet-i Fakih’ yani ‘Din adamı vesayeti’ deniyor. Bu sistemi de, kurucusu Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney temsil ediyor.

‘Hamaney gitsin de yerine Şah’ın oğlu gelsin’ diyenlere de itibar edilmiyor ve bunun bir Amerikan planı olduğu inancı hakim.

İsrail’in nokta saldırıları yaşamı fazla etkilemiş değil ama halk, özellikle kadınlar, kendilerine konan baskılardan şikayetçi. İran toplumunu en çok etkileyen de Türk dizileri. Bu dizilerdeki kadınların özgür ve egemen yapıları, İranlı kadınlar için tam bir rol model olmuş durumda. Bu diziler kendi televizyonlarında yayınlanmıyor ama sınır bölgelerde kolayca izlenebiliyor. Arkadaşımın avukat olan eşi, “Herkes Türk kadınlarına özeniyor. Dizilerde rol icabı kadına biçilen egemen kimlikler, bizleri çok etkiliyor. İran halkı, elbet Şah dönemini özlüyor ama bugün illa da Şah’ın oğlu ile devam edilsin istemiyor. Çünkü Amerika’da yaşayan bu adamın, bir kukla olacağından kimsenin şüphesi yok. Biz, ülkemizde demokrasiye geçilmesini ve Hizbullahsız bir İran’da yaşamayı istiyoruz” diyor.

Bu filmi daha çok seyredeceğiz

Ben kısa pantolonla gezerken bu ülkede ‘Kayıt parası’ diye bir diretme sorun vardı.

Aradan yıllar geçse de bugün yine var.

Milli Eğitim Bakanı, ekranda açık ve net biçimde söylüyor olsa da kendisini dinleyen yok gibi…

Kayıt parasının piyasası geçmişte bir paket fotokopi kağıdına kadar düşmüştü. Şimdi duyuyorum ki 100 bin liraya yaklaşmış.

Alan memnun, veren memnun olmasa da sistem tıkır tıkır işliyor. Belgesi olmadığından sistemin işlemesi daha da kolaylaşıyor.

Bazı nitelikli okullara başka semtlerden öğrenci getirilmesiyle ilgili tüm önlemler alınmış görünse de uygulama yine bildiğini okuyor.

Kira sözleşmesi, elektrik ve su faturası gibi belgelendirmelere de çare bulmuş bu sistem. Kısacası para alındığı anda engel diye bir şey kalmıyor.

Bu paralar nereye gidiyor bilen yok ama bununla ilgili herhangi bir velinin muhtemel ihbarı da çocuğunun geleceğine mal olabiliyor.

Bir ülkede Milli Eğitim’e yapılan harcama Diyanet’e harcanan paranın altına düşmüşse, Milli Eğitim’in bu hallere düşmesi kaçınılmazdır. Bu hallere düşmüş bir sistemin de kalkıp kendisine yapılan şikayetleri sonuçlandırarak kamuoyu ile paylaşması gibi bir masal, kimsenin dinleyeceği cinsten değildir, olmayacaktır.

Onun için aynı filmi izlemeye devam.

Darısı başımıza

Dünyada yeni bir turizm terimi oluştu:
Over Turizm.
Bu, şu demek. Bazı ülkeler ve de kentler, öylesine çok turist ağırlıyor ve talep o kadar çok ki, bu talebin tamamını karşılamak, onlara fayda yerine zarar veriyor.
Barselona, Dubrovnik, Venedik, Amsterdam sadece birkaç örnek.
Pasifik'te ve Uzak Doğu'da başka pek çok örneği daha var.
Yıpranmamak için turiste kota uyguluyorlar ve turizmdeki ömürlerini uzatmayı böyle başarıyorlar.
Aslında böyle örnekler bizde de var. Mesela 160 bin nüfuslu Fethiye, bir Kurban Bayramı'nda 2.5 milyon turist ağırladı. Aslında ağırlayamadı. Çünkü insanların çoğu plajlarda, parklarda sabahladı.
Ama Türkiye'nin “Over Turizm” örneği yaşayabileceği başka kentleri de olmalı. Kapadokya'daki kentler, Mardin ve inşallah İzmir.
Venedik, Santorini, Amalfi, İzmir'den daha mı güzel?
O zaman hedef İzmir için “Over Turizm.”