2021  yazında, şehre çok uzak olmayan denize yakın, tatil yöresine yakın köyde yaşayan, evin önüne kurduğu tezgahta, bahçesinde yetiştirdiği sebze ve ağaçlardan topladığı meyveleri satan kişiye “fiyatların niçin bu kadar yüksek” diye sordum, almış olduğum “ürünlerimiz organik!, biz ancak yaz mevsiminde, tatilcilerden para kazanıyoruz” cevabı karşısında, sert yumruk yemiş boksör misali bir an için dünyadan uzaklaştım, kendime gelirken, “sizin buralara yağan yağmur başka dünyanın yağmuru mu oluyor” dedim. Söylediğimin ne anlama geldiğini anlamadığından şaşkın bakışları arasında, almış olduklarımın ücretini ödeyip, evin etrafını çepeçevre saran tahmini 100 dönümlük alandaki, üzerlerinde dallarını aşağıya eğecek kadar çok meyve bulunan ağaçlarının sahibini sordum, aldığım, “Benim, toptancıya veriyorum” cevabı şaşkınlığımı daha da artırdı, karmaşık duygular içerisinde oradan ayrıldım. Sizinle paylaştığım bu olay, ülkemiz insanının kazanma hırsının, fırsat bulduğunda bunu kendi çıkarı için nasıl kullandığının küçük bir örneği olması. 2018 senesinde patates ve soğan fiyatları ile oynanması, 2020 senesinden başlayarak dünya üzerinde yaşanan sıkıntılı günlerde, önce tuvalet kâğıdı, kolaya, maske, yumurta, mercimek, kuru fasulye, ıspanak, karnabahar, vs. insanımızın aleyhine olacak şekilde kan emici kapitalist çevrelerce stoklanarak ya da çöpe dökülerek fiyatlarının şişirilmesine şahit olduk. Emperyalizm hedef aldığı ülkeler için önceden hazırladığı planlarını (ekonomik, siyasi, askeri) çeşitli dönemlerde uygulamaya koymaktan çekinmedi. Pandeminin de etkisiyle kötüleşen ekonomileri, halkın hayat kalitesinin düşmesine, daha da karamsar olmasına yol açtı. Ekonomisi gelişmiş ülkeler, dünya üzerindeki sınırları olmayan kapitalizmin desteğiyle birlikte, az gelişmiş ve ya gelişmekte olan ülkelerin, uzunca bir süre kendilerine tabi olmasını sağlamak için o ülkelerdeki iktidar heveslisi çıkarcı, yerli işbirlikçileriyle, ekonomik, siyasal ve askeri ilişkiler kurdular. Kapitalizmin desteklediği, emperyalist ülkelerle kurulan bu ilişkiler, başlangıçtan itibaren büyük bir dengesizlik üzerine inşa edildiğinden dolayı, emperyalizmi dünya “eşitsiz ilişkiler sistemi” diye adlandırabiliriz. Pandemi sebebiyle 2020 senesinde 20 dolar seviyesine kadar gerileyen Petrole bağlı azalan gelirlerini artırmak, azalan askeri ve siyasi güçlerini yeniden kazanmak adına, 2022’de çıkar çatışmasına giren emperyalist ülkeler, karşılıklı savaşmak yerine, mazlum insanların yaşadığı bir bölgede vekalet savaşı başlatmaktan çekinmediler. Dünya üzerinde yaşayan insanlar, daha önceleri çeşitli bölgelerde yapılan savaşlardan günümüzdeki kadar, maddi ve manevi olarak etkilenmezken, günümüz dünyası iletişim araçları ve ülke ekonomilerinin birbirleriyle olan sıkı ilişkileri sebebiyle, “biri nezle olsa öbürü grip oluyor“ Ülkemiz insanının dünyada gelişen olumsuzluklardan etkilenmediğini düşünmek, en hafif tabiriyle saflık olur. Olur da bu tür olumsuzlukları kendi çıkarları için fırsat kabul eden soysuzlara ne demeli. Ülkemiz insanının kahir ekseriyetinin müslüman! olduğu söylenir. (İslam= Barış, teslimiyet, ahlak, fazilet, dürüstlük, ilim, bilim). Bu günlerdeki söylemlerimiz ve davranışlarımızla gerçek bir müslüman gibi yaşadığımızı söylemenin mümkün olduğu kanısında değilim. Güncel bir iki örneğin ışığında, yönetici, ticaret, siyaset, bilim insanın ve kendimizin, yukarıda yazılı sıfatların hangisini haiz olduğumuzu sorgulayabiliriz. Sınırımız sayılan bir bölgede yaşanan Rusya’nın tek taraflı işgalinin sebep olduğu cani savaşa ne kadar karşı çıkıp, emperyalizmin mağdur ettiği mazlum insanlara yardım edebiliyoruz. Ticaretle uğraşan biri olarak malımızı hangi kâr oranıyla satıyoruz, yoksa stok yapıp fiyatın artmasını mı bekliyoruz? (Diyarbakır'da Bağlar Belediyesi zabıta ekiplerinin yaptıkları baskınlar sırasında, marketlerin raflarında yer almayan yağların depolarda olduğu görüldü. (06.03.2022) Bu market sahipleri sizce gerçek Müslüman olabilirler mi? Malını değerinin çok üstünde satarak, sadece ben kazanayım, başkasına ne olursa olsun diyen müslüman! insana zulüm etmiş olur. Mealen: Halkın malını çalıp çırpmayın. Fesat çıkarıp da memleketi birbirine katmayın. (Şuarâ Sûresi 183. Ayet) Siyaset yapan milletvekili sıfatı olan zat-ı muhteremin (bir zamanlar kendi partisinden bir milletvekilini yumruklamıştı) sözüm ona yağ! ile ilgili açıklaması halkın hangi sorununu çözmüş oluyor!. Türkiye`nin toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını NATO’ya bağlayan, AB’nin demokrasi himmetine sığınan sığ görüşlü siyasetçilerin varlığı, sizce ülkenin geleceğine ışık tutuyor mu? Türkiye Cumhuriyeti Devleti toprakları üzerinde yaşayan insanımız, ülkenin bulunduğu konum itibariyle dün olduğu gibi bugün de can sıkıcı olaylarla karşı karşıya bulunuyor. Devletteki olumsuzluklar ancak birlik olan halkın gücüyle aşılır. (Devlet gemiye halk da suya benzer; gemiyi taşıyan sudur ama gemiyi deviren de sudur…Konfüçyüs)