Kaybolan efsanelere yeni bir bakış
Efe Çapman
Tarih boyunca farklı kültürlerin yaşamlarını etkileyen, hafızalarında yer eden ve dünyalarını etkilediğine veya etkilemiş olduğuna duyulan inançtan güç kazanıp günümüze dek kahramanlar, tanrılar ve doğa olayları hakkında bilgileri ve ait oldukları kültürlerin bilgi birikimlerini taşımış olan yazılı kaynaklar mevcuttur. Kimileri, insanlar tarafından veya şans eseri diğerlerinden daha iyi korunmuş olup bizlere ulaşmıştır, ancak bazıları için çağlar süren bu yolculukta birçoğu geride kalmış ve dilden dile aktarılamadıkları takdirde kaybolup gitmişlerdir.
Benzer durumlara modern çağdan güncel bir örnek verip yeni bir araştırmanın ışığında bu durumu gözden geçirelim ve farklı faktörlerin bu tarz yazılı kaynakların varoluşlarını nasıl etkileyebileceğini anlamaya çalışalım.
Bazı bilimsel metotlar kullanılmak için geliştirildikleri alan dışında kullanıldığında yeni ve çığır açıcı sonuçlar verme potansiyeli olduğu, riskli ve çetrefilli olsa da yadsınamaz bir gerçek ki, bunun örneklerini gözlemlemek mümkün.
Araştırmacılar ekoloji alanında kullanılmak üzere geliştirilmiş bazı istatistik tekniklerini kültürel miras kaybını araştırmak ve yeni bakış açıları kazanmak üzerine kullandılar. Geçmiş dönemler ve günümüzde yaşamış tarihçilerin kayıtlarından yola çıkarak yapılan araştırmalar sonucu orta çağa ait el yazmaları ve destanların neredeyse onda dokuzunun kaybolduğu tahmin ediliyor. Araştırma ekibi Kral Arthur, Sigurd ve Ragnar Lodbrok gibi efsanevi figürler hakkındaki yazılı kaynakların kaybını hesaplamaya çalışmak için “görünmeyen türler modeli” yani ekolojide görünmeyen türler sorunu adı verilen ve bir ekosistemde örneklerce gözlemlenmemiş olan türlerin sayısını tahmin etmek için kullanılan bir metoda başvurdu. Elde ettikleri verilerin bilinen bölümlerindeki uyum sayesinde ulaştıkları yeni verilerin doğruluk payı artmış oldu.
Yeni sayısal verilere göre İrlanda ve İzlanda’ya ait orta çağ yazılı kaynaklarının günümüze ulaşma oranında en tepede olduğu görüldü. İngiliz kaynaklarının ağır kayıplarına kıyasla bu iki ada kültürünün çizdikleri tablo çok daha farklı ve kendi içlerinde ise gayet benzer.
Bu konu hakkında ortaya atılan birçok farklı fikir mevcut: kimi araştırmacılar İngilizce’nin günümüzdeki yaygınlığına kıyasla orta çağda belli bir noktaya kadar enternasyonal önemi olmayan ve coğrafyasındaki egemenlik değişimleri ve Norman istilası nedeniyle bahsedilen zaman diliminde değer kazanmamış bir dil olmasını öne sürüyor. Bir diğer grup ise İrlanda ve İzlanda’nın benzer ve İngiltere’ye kıyasla çok yüksek olan yazılı eserlerinin günümüze geliş oranının bu iki ülkenin İngiltere’ye göre küçük ve ana kıtaya daha uzak adalar olmasından kaynaklandığını savunuyor.
Bu gibi araştırmalar elimizdeki verileri farklı şekillerde kullanıp bizlere yeni bakış açıları kazandırmaya devem ettikçe insanlığın geçmişini anlama ve kavrama kapasitemiz umarım ki artacaktır.
Yorumlar