İşim gereği sürekli göz önünde oluşumun bazı zorlukları olsa da nimetleri saymakla bitmez. Çok ünlü bir sima olsaydım bu durum tersine dönebilirdi belki ama şimdilik şikâyetim yok. İzlediği bir diziden veya filmden tanıyanların olması beni pek şımartıyor.

Tatlı telâşımın kolumdaki saati hızlandırdığı güneşli bir öğle vaktiydi. İskelede kitap okuyarak, Alsancak-Bostanlı vapurunun kalkmasını bekliyordum. Vapurun yaklaştığını görünce kitabımı çantama koydum. O sırada ‘İzmir’ gibi bir hanımefendi yanıma yaklaşıp, biraz da nüktedanca “sizi tanıdım ben” dedi, “kitap okuyordunuz, rahatsız etmek istemedim...” Nasıl da nazik, samimi ve aynı anda mesafeliydi. Aman efendim, dedim, hiç rahatsızlık olur mu?

Emekli bir öğretmen olan ‘İzmir’ gibi hanımefendiyle vapura beraber bindik. Böyle zamanlarda nasıl da zorlanıyorum. Kibarca “tanıştığımıza memnun oldum” diyerek farklı bir yere geçip otursam kabalık olacak, yan yana oturmak istesem “bir merhaba dedik, adam başımıza musallat oldu” cümlesindeki “adam” olacağım sanki. Neyse ki hanımefendi, içimde yaşadığım dilemmadan haberdar gibi davranıp “isterseniz şöyle oturalım” diyerek bana yardım etti. Artık eskilerden söz etmeye müsait yaşlarımıza yaslanıp sohbetimize başladık. Şimdiki zamanın olumsuzluklarından, öğretmen-öğrenci ilişkilerinden nasıl da tatlı tatlı şikâyet ediyordu. Hak veren bir tebessümle dinliyordum. Bir ara “biz küçükken büyüklerimize ‘rica ederim’ demezdik örneğin” dedi. Anlamadığımı fark edince devam etti. “Benden yaşça büyük birine yardım ettiğimde, söz gelimi elindeki eşyayı gideceği yere kadar taşıdığımda teşekkür ederdi ama ben ‘rica ederim’ demeye çekinirdim. Tebessümlü küçük bir baş selamı daha doğru gelirdi…”

Benim için değil yazıya, dile gelmesi bile gelmesi zor bir idrak yaşadım. Ne incelikli, ne lâtif bir düşünceydi bu. “Bendenize denizin ortasında ne güzel bir şey öğrettiniz, teşekkür ederim” diyebildim. “Belki aynı şey değil ama ‘seni seviyorum’ diyene ‘ben de’, ‘iyi akşamlar’ diyene ‘sana da’ diye karşılık vermekten de çekinmeli insan biraz”... ‘Seni seviyorum’ un karşılığı ‘seni seviyorum’ olmalı… ‘İyi akşamlar’ diyene ‘sana da’ demek ânı incitmez mi hiç?

Letafet Hanımla Bostanlı iskelesinde vedalaştık. Giderken “iyi günler dilerim” dedi. “Size de” deme gafletinden uzak “iyi günler dilerim” dedim. Ayrı yönlere doğru yürüdük. Adı Letafet değil aslında, o ismi ben koydum içimden ona. Ve ayrı yönlere yürümedik, ben onun yürüdüğü yoldan gitmeye çalışıyordum ruhumla…

Muhabbetle…