2025 yılı boyunca Türkiye’de en az 2105 işçi çalışırken hayatını kaybetti. Bu, Türkiye'de her gün ortalama en az 6 işçinin yaşamını yitirdiği anlamına geliyor. İSİG Meclisi’nin 2025 yıllık raporuna göre en fazla iş cinayetinin yaşandığı kent 277 ölümle İstanbul olurken; İzmir, İstanbul'un hemen ardından Türkiye genelinde en çok işçi ölümünün yaşandığı ikinci şehir oldu. Ölümlerin en yoğun olduğu alanların başında 493 ölümle inşaat gelirken onu 414 ölümle tarım ve orman işçileri ve 272 ölümle taşımacılık sektörü izledi. Yine geçtiğimiz yıl 94 çocuk işçi hayatını kaybetti. Ayrıca emekli olduğu halde geçinemediği için çalışmak zorunda kalan 50 yaş ve üzeri 684 güvencesiz işçi de yaşamını yitirdi. Yaşanan ölümlerin en önemli sebebi ise işyerlerinin güvenlik açısından yeterince denetlenmemesi oldu. Emek Araştırmaları Derneği’nin hazırladığı rapora göre ülkemizdeki 2 milyonu aşkın kayıtlı iş yerinin yüzde 99,8’i ücret, fazla mesai ve izin hakları gibi temel çalışma ilişkileri yönünden hiç denetlenmedi. İş sağlığı ve güvenliği konusunda ise her 100 bin iş yerinden sadece 319'una müfettiş gitti. Müfettişlerin yetersizliği denetimlerin etkin olmasını engellerken işçi ölümleri ise tüm hızıyla sürüyor. Bu yılın da ilk 4 ayında Türkiye genelinde iş cinayetlerinde yaşamını yitiren emekçi sayısı şimdiden 622'ye ulaşmış durumda.

Şeref Özcan

1 müfettişe 2445 işyeri

Raporda yer alan veriler, denetim kapasitesindeki gerilemenin yıllara yayılan bir sorun haline geldiğini gösteriyor. Çalışma süreleri, ücretler, fazla mesai ödemeleri ve sosyal güvenlik uygulamalarını kapsayan teftişlerdeki düşüş ise çok daha çarpıcı oldu. 2010 yılında 29 bin 292 olan denetim sayısı, 2024 yılında 5 bin 421’e kadar geriledi. Öte yandan Türkiye, iş müfettişi başına düşen iş yeri sayısında birçok ülkenin gerisinde kaldı. Bulgaristan’da bir müfettişe 550, Portekiz’de 717, Malezya’da 1.345 iş yeri düşerken, Türkiye’de bu sayı 2 bin 445’e ulaştı. Çalışan nüfusunun son yedi yılda yaklaşık 4,5 milyon kişi artarak 32,6 milyona çıkmasına rağmen toplam müfettiş sayısının azalması, denetim sisteminin yükünü daha da ağırlaştırdı. Uzmanlar, yeterli denetimin olmadığı ortamlarda iş kazaları, kayıt dışı çalışma, ücret gaspı ve işçi sağlığını tehdit eden uygulamaların yaygınlaşma riskinin arttığına dikkat çekiyor.

‘İşveren lehine değişti’

Türkiye’deki iş yerlerinin yaklaşık yüzde 97-98’i 50’den az işçi çalıştırdığını belirten Emekli İş Başmüfettişi Şeref Özcan, “Çalışma Bakanlığı’nın yaklaşık 10-15 yıl önce proje bazlı denetim modeline geçti. Bakanlık belirli sektörleri ve belirli konuları seçerek denetim yapmaya başladı. Örneğin ‘bu yıl kimya sektöründe şu konuya bakacağım’ ya da ‘şu alt sektörde bu konuyu denetleyeceğim’ diyor ve bunun dışındaki alanlara yoğunlaşmıyor. Daha sonra bu uygulama ileri bir aşamaya taşındı. Bakanlık yılbaşında hangi sektörlerde ve hangi başlıklarda denetim yapılacağını işverenlere açıklıyor. Açıklanan alanlar dışında faaliyet gösteren firmalar da ‘bize bu yıl denetim yok’ diyerek rahat davranıyor. Bu yaklaşım denetimin kapsamını ciddi biçimde daraltan bir uygulama haline geldi” dedi. Müfettişlerin iş kazalarını doğrudan inceleyebilirken artık bunun da kalktığını aktaran Özcan, “Bakanlık doğrudan ceza yazmak yerine işverenlere süre vermeye başladı. Müfettişler bir eksiklik veya ihlal tespit ettiğinde, işverene bunları gidermesi için süre tanınıyor. Eskiden ceza uygulanmaması gerekiyorsa bunun gerekçelendirilmesi beklenirdi. Sonuçta ortada bir ihlal varsa, bunun yaptırımla karşılaşması esastı. Bugün ise sistem tersine döndü. İşveren süre talep ettiğinde çoğu durumda bu süre veriliyor” ifadelerini kullandı.

‘Habersiz denetlenmeli’

İşverenlere verilen ek süreye karşı çıkan Şeref Özcan, “Özellikle inşaat gibi hızlı ilerleyen sektörlerde bu ek süreler denetimin etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Örneğin bir inşaatın çatısında ciddi eksiklikler tespit edildiğini düşünelim. İki ay süre verildiğinde, müfettiş yeniden geldiğinde çatı işi çoktan tamamlanmış oluyor. Temelde tespit edilen bir eksiklik için süre verildiğinde ise bir sonraki denetime kadar inşaat çok daha ileri aşamalara geçmiş oluyor. Böylece denetimin önleyici etkisi kayboluyor” şeklinde konuştu. Müfettişlerin re’sen denetim yapma yetkilerinin de fiilen sınırlandırıldığını vurgulayan Özcan, “Firmalara denetim için gidecekleri tarih bildiriliyor ve ona göre firmalar da eksiklerini kapatıyor. Böyle olunca da aslında sıkıntı devam ediyor. Bu nedenle denetimler habersiz yapılmalı” şeklinde konuştu.

Kaynak: Filiz Erol