Masmavi bir yolculuk zamanı, günlük telaşları ve gerginlikleri geride bırakma zamanı, aylardan Haziran, hareket noktamız Fethiye Ece Marina, sıcak mı sıcak bir hava, pürüzsüz bir deniz ve hafif esen ılık bir rüzgar. Çok değerli arkadaşım ve son derece başarılı bir kalp cerrahı olan Cüneyt Narin’in “Narince” teknesi ile yaptığımız keyifli tekne turumuz işte böyle başladı...
Maviliklere doğru yeşil bir yolculuk: Çiçekli Köyü, Ula.
İzmir’den Fethiye Ece Marina’ya başlayan kara yolu rotamızı, Sakar Geçidi yerine Ula’nın Çiçekli Köyü üzerinden tercih ettik. Bu tercihin başında ekşili tavuğu başta olmak üzere eşsiz lezzetler sunan Radyocu Kemal Restaurant bulunuyordu. İkinci sebep ise doğanın içinden sessiz sedasız bir yolculuk yapma imkanı tanıyan Karaböğürtlen Köyü’nün çevresindeki muhteşem dağ yolu oldu. Daha sonra vakit kaybetmeden soluğu Fethiye Ece Marina’da aldık çünkü daha görecek nice güzellikler, akıllarda kalacak pek çok muhteşem manzara vardı.
Tabloları kıskandıran bir güzellik: Göbün Koyu
Fethiye Marina’ya vardıktan sonra 12 mil uzaklıktaki Göbün Koyu’nda kendimizi bulduk. Eğer resim yapan biriyseniz benim gibi "Keşke paletim ve boyalarım burada olsaydı da bu manzarayı ölümsüzleştirebilseydim" deme şansınız çok yüksek, çünkü mavinin ve yeşilin dansı, Göbün'de hiç olmadığı kadar özel. Bu koyun öyle bir havası var ki, neredeyse güzelliğini tarif etmekte zorlanıyorum diyebilirim. İnsana yaşadığını hissettiren, ayaklarını yerden kesen, huzurun da ötesinde bir havası var Göbün’ün. Bu koyu, en az bir kere ziyaret eden gezginlerin de benimle aynı duyguları paylaştıklarına adım gibi eminim. Pırıl pırıl, turkuaz renkte tertemiz bir deniz, hemen kıyıda gökyüzüne doğru yükselen yemyeşil nefes dolusu ağaçlar, denizin temizliğinden şımarmış balıklar, içinize çektiğinizde hissettiğiniz mis gibi deniz kokusu, daha ne ister ki insan. Hemen kıyıda bulunan Göbün Restaurant’ta tadına doyamadığımız bir tandır ile bu müthiş günü sonlandırdık. Sabah koydan yavaş yavaş ayrılırken aklımızda Göbün’ün eşsiz manzaraları ve hafif bir hüzün kaldı.
Bitmeyen Güzellikler: Göcek Koyları
Göbün Koyu’ndan çıktıktan sonra sırasıyla her birinde ayrı bir güzellik keşfettiğim Merdivenli Koy, Martı Koyu, Binlik Koyu, Hamam ve Manastır Koyu, Küçük ve Büyük Sarsala, Sıralıbük Koyları’na uğradık. Günün yorgunluğunu, “temiz” sıfatının az kaldığı Kille İskelesi Koyu’nda doyasıya attık. Sabah 6’da başlayan günümüzün en büyük şansı ise tarihlerin, yılın en uzun günü olan 21 Haziran’ı göstermesiydi, hiç ama hiç bitmesin istedik.
Kendinizi unutacağınız bir koy: Bedri Rahmi
Günlük telaşlar, trafik, iş stresi, gerilim, bunalım, bunların hiç biri yok burada, sadece huzur, sakinlik, kendini size aşık edecek bir doğa, yavaş akan bir hayat, geri döndüğünüzde yüzünüzde bir gülümseme ile hatırlayacağınız güzellikler var bu koyda. Kendinizi bile unutacağınız enfes bir yer var Göcek’te, bunun adı Bedri Rahmi Koyu. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kayalara resmettiği inanılmaz sanat eserine hayran kalmamak elde değil. Bu tarihi güzelliğin hemen kıyısında o berrak denize girmek ise asla tarif edilemez bir duygu, kelimelerle anlatılamaz. Teknede, akşam kaptanımızın fırında yaptığı köfte patatesi keyifle yedikten sonra dinlenmeye geçtik fakat koyun öyle bir çekim gücü var ki gece 2’de resmen bizi çağırdı ve sessiz sedasız bir şekilde denize girmekten kendimizi alamadık. Mistik ve derin bir atmosfere sahip olan bu koy, sanki hep burada yaşıyormuşsunuz hissini size verirse asla şaşırmayın. Çünkü Bedri Rahmi, gerçekten hayatı yaşayanların koyu, her zaman hatırlayın; kendinizi, denize ve doğaya bırakın, hissedeceksiniz gerçek şifa her zaman orada...