Yeni türediler.

Adlarını da “Yerel rehber” koydular. Hepsi sanırsınız gastronomi uzmanı.

Eğitim, kariyer sıfır. Hatta sıfırın altında.

Ama kurnazlar.

Çakalı bile sollarlar.

Gözlerine kestirdikleri bir restoranı ya da benzeri bir mekanı arıyorlar, “Biz falanca yerel rehberiz. Konuğunuz olmak istiyoruz” diyorlar.

Yetiyor.

Eğer biraz saftirikse; o mekan sahibinin eli ayağınıza dolaşıyor, hiç düşünmeden “Buyurun” diyor…

Sonrası felaket.

Hiçbir şeyden anlamayan bu kurnazlar, bir güzel itibar görüp karınlarını doyurduktan sonra “Tuzu çok, yağı az” diye kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra “Yine gelmeyi düşünüyoruz” diyorlar.

Ve sonra da sosyal medya denen o canavarın başına geçip salvo atışlara başlıyorlar.

Hem de ne atış. Tamamıyla desteksiz.

Ve ne yazık ki, bu adamların o desteksiz atışları kamuoyunda destek buluyor, bir yığın abuk sabuk yorumla o mekan, gereksiz yere yara alıyor.

Bu ülkenin gastronomi uzmanları var.

Biz bu kişilere ‘gurme’ diyoruz.

Bildiğim kadarıyla Mehmet Yaşin, Vedat Milor, Sahrap Soysal, Somer Sivrioğlu gibi isimler.

Gittikleri mekanlarda hesaplarını ödeyip kalkıyorlar. Yazmadan önce izlenimlerini doğrudan mekan sahibine ve şeflere aktarıyorlar.

Adam gibi iş yapıyorlar yani.

Peki, böyle yeni türeme madrabazların ayağını kesecek bir meslek örgütlenmesi yapılamaz mı?

Yani sonrasında mekan için abuk sabuk sallamalar yapan bu tipler, yok edilemez mi?

‘Gurme’ demek için daha bir fırın ekmek yemesini beklerken lokantalarda tabakları sıyıran, tiridine banan bu tipleri görmek istemiyoruz.

Diva’nın sinkafına övgünün anatomisi

Kendisini ta 1972’de soyadı ‘Erkoç’ olduğu günlerden beri tanıyan biri olarak alışamadığım hareketlerini bugün de tekrarlamasını onun nasıl bir kimlik biriktirdiği şekliyle ve sadece dudak bükerek karşılıyorum.

Hakime saldırıp da hapse girmesindeki psikolojisi, o kimlik arayışı günlerine dek geldiği için ancak ‘Yorum yok’ denerek geçiştirilebilirdi. Öyle oldu.

Bu güne geldiğimizde; oturmuş bir ‘kimlik’in oturmamış davranışları aynı hoşgörüyü sineye çekmez. Sineye çekmediği gibi biraz da sitem sunar:

“Yaşından başından….” diye başlayarak.

Velinimeti dinleyici, biraz geç kaldığında böyle bir sitemde bulunduğunda ona ‘Defolun’ deyip sonra da usturuplu bir sinkaf çeken aynı kimliğin artık savunulacak yeri kalmamıştır ve kalmamalıdır da.

Ama gelin görün ki, öyle olmadı.

Anlı şanlı sosyal medyacılar, “Yarabbi şükür” diyerek karşıladılar bunu ve dediler ki:

“Diva o. Böyle davranışlar divalarda sıkça görülür ve bizim divaya da yakışan budur.”

Yaşanan tabloyu daha da berbat ettiler.

Uzun değil ama yakın geçmişimizde örneği az bulunan böyle bir yaşanmışlık, toplumumuzun önemli bir travmasıdır.

Velinimetine sinkaf çeken bir zihniyete prim vermektir ve örneklerinin çoğalmasını istemektir.

Yani kısaca topluma ihanettir.

Bir gün doktorsuz kalırsak

Tıp eğitimine gençler, artık eskisi kadar ilgi göstermiyor.

Nedenleri çok:

Bir defa eğitim 6 yıl sürüyor. Sonrasında zorlu çalışma dönemi, yoğun hasta…

Gece nöbetleri, yetersiz maaş. Stres falan.

Onun için bu yıl üniversiteler de Tıp Fakültelerine olan kontenjanlarını kısıtlı tuttu. Ege Tıp bu yıl 328, Dokuz Eylül Tıp da 200 civarında öğrenci alacak. Gençler, bir de hekimlikteki hataların yargıya taşınması ile ilgili tereddütler nedeniyle temkinli davranıyor.

Bu gidişle bir gün doktor bulmamız zorlaşır mı, bilmiyorum.