ABD Başkanı Donald Trump, ikinci başkanlık döneminin ilk yılında aldığı kararlarla küresel iklim politikalarında sarsıcı bir etki yarattı. 20 Ocak 2025’te göreve başlayan Trump, ilk yılını tamamladığı süreçte enerji, çevre ve iklim başlıklarında attığı adımlarla hem ABD içinde hem de uluslararası arenada yoğun tartışmalara neden oldu.
Paris Anlaşması’ndan çıkış ve fosil yakıta öncelik
Trump, göreve başladığı ilk gün, ABD’yi yeniden Paris İklim Anlaşması’ndan çekti. Aynı gün imzaladığı “Ulusal Enerji Acil Durumu İlanı” başlıklı kararnameyle petrol ve doğal gaz boru hatlarının inşasına öncelik verilmesini kararlaştırdı. Federal arazilerde fosil yakıt arama ve üretimini kolaylaştıran düzenlemeler yürürlüğe girerken, rüzgâr enerjisi kiralamaları ve deniz üstü rüzgâr projeleri askıya alındı. Trump yönetimi ayrıca, 2030’a kadar kara ve denizlerin yüzde 30’unun korunmasını hedefleyen ve “30’a 30” olarak bilinen doğa koruma girişimini sonlandırdı. İklim değişikliğiyle ilgili çok sayıda veri ve içerik de federal kurumların internet sitelerinden kaldırıldı.
Plastik pipetlere dönüş ve çevre mevzuatında gevşeme
Şubat ayında Trump’ın federal kurumlarda kâğıt pipet kullanımını yasaklayan ve plastik pipetlere dönüşü öngören kararı, çevre çevrelerinde sert eleştirilerle karşılandı. Mart ayında ise ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (Environmental Protection Agency) yeni başkanı Lee Zeldin, sera gazı raporlama programı ve “cıva ve hava toksinleri standartları” dâhil olmak üzere 31 çevre düzenlemesinin yeniden gözden geçirileceğini açıkladı. Aynı ayda imzalanan bir diğer kararnameyle, ulusal ormanlar ve kamu arazilerinde odun ve kereste üretiminin artırılması hedeflendi. Çevre örgütleri bu adımın, koruma statülerini zayıflatabileceği ve geniş çaplı ağaç kesiminin önünü açabileceği uyarısında bulundu.
Kömür geri döndü, yenilenebilir geri çekildi
Nisan ayında Trump, kömür endüstrisini yeniden canlandırmayı amaçlayan kararnameye imza attı. Kömürün “enerji güvenliği ve ekonomik büyüme için vazgeçilmez” olduğu vurgulanırken, EPA çok sayıda kömürlü santrale hava kirliliği düzenlemelerinden geçici muafiyet tanıdı. Temmuz ayında yayımlanan ABD Enerji Bakanlığı raporu ise sera gazı emisyonlarının ekonomik etkilerini daha sınırlı gösterdiği gerekçesiyle bilim çevrelerinde tartışma yarattı. Aynı dönemde Trump, yenilenebilir enerji kaynaklarını “güvenilmez ve yabancı kontrolünde” olarak nitelendiren bir yürütme emri imzalayarak, rüzgâr ve güneş enerjisine sağlanan federal sübvansiyonların kademeli kaldırılmasını istedi.
Veri tabanları donduruldu, iklim programları iptal edildi
Mayıs ayında National Oceanic and Atmospheric Administration (NOAA), 1980’den bu yana kullanılan “milyar dolarlık hava ve iklim felaketleri” veri tabanının artık güncellenmeyeceğini duyurdu. Ağustosta EPA, önceki Başkan Joe Biden döneminde başlatılan ve düşük gelirli hanelere güneş enerjisi erişimi sağlamayı amaçlayan “Solar for All” programını iptal etti. Uydu tabanlı karbondioksit izleme projelerinin bütçeleri kesilirken, emisyon hesaplamalarında kullanılan veri tabanlarının da güncellenmeyeceği açıklandı. Bu kararlar, ABD’nin emisyon izleme kapasitesini ciddi biçimde sınırladı.
“İklim değişikliği büyük bir tezgahtır”
Trump, 23 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “İklim değişikliği dünyaya karşı yapılmış en büyük tezgahtır” ifadesini kullanarak yenilenebilir enerji politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Bu açıklama, ABD’nin küresel iklim müzakerelerindeki konumunun daha da zayıfladığı yönünde yorumlandı. Kasım ayında Brezilya’nın Belem kentinde düzenlenen COP30’a ABD’den üst düzey hiçbir yetkilinin katılmaması da dikkat çekti. Buna karşın Trump karşıtı bazı eyalet ve yerel yönetimler zirvede temsil edildi.
Uluslararası kurumlardan çekilme
2026’nın ilk günlerinde Trump, aralarında iklim politikaları açısından kritik öneme sahip Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC) ve Intergovernmental Science-Policy Platform on Biodiversity and Ecosystem Services (IPBES)’in de bulunduğu 66 uluslararası kuruluştan çekilmeyi öngören kararnameye imza attı.
Küresel etkiler tartışılıyor
Uzmanlara göre Trump’ın ilk yıldaki bu kararları, yalnızca ABD’nin iklim hedeflerini değil, küresel iklim yönetişimini de doğrudan etkiliyor. Fosil yakıt odaklı politikalar, veri şeffaflığının azalması ve uluslararası iş birliklerinden çekilme adımları; iklim krizine karşı küresel mücadelenin en büyük aktörlerinden birinin sistem dışına itilmesi anlamına geliyor. Trump yönetiminin bu yaklaşımı sürdürüp sürdürmeyeceği ve uluslararası toplumun buna nasıl yanıt vereceği ise 2026 boyunca iklim diplomasisinin en kritik başlıklarından biri olmaya devam edecek.





