Gıda fiyatlarında son yıllarda yaşanan sert yükseliş, vatandaşın mutfağındaki yangını her geçen gün büyütüyor. Özellikle sebze ve meyvede yaşanan astronomik fiyat artışları nedeniyle dar gelirli vatandaş için sağlıklı ve dengeli beslenmek giderek zorlaşıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) geçmiş yıllara ait madde fiyatları üzerinden yapılan hesaplamalara göre, 20 yıl önce 30 temel sebze ve meyveden oluşan bir alışveriş sepeti yalnızca 44 lira 21 kuruşa doldurulabilirken, bugün aynı sepet için 3 bin 538 lira ödemek gerekiyor. Böylece sebze ve meyve sepetinin maliyeti son 20 yılda yüzde 7 bin 903 artış gösterdi. Sebze ve meyvedeki fiyat artışları özellikle son 10 yılda hız kazanırken, vatandaşın alım gücü aynı oranda yükselmedi. Bugün 30 çeşit ürünün yer aldığı sepetin bedeli, en düşük emekli maaşının yaklaşık yüzde 18’ine, asgari ücretin ise yüzde 13’üne denk geliyor. Bir zamanlar sofraların vazgeçilmez ürünleri arasında yer alan birçok sebze ve meyve artık dar gelirli vatandaşın bütçesini zorlayan kalemler haline geldi.

Şampiyon: maydanoz

Sepette yer alan ürünler arasında zam şampiyonu maydanoz oldu. 2006 yılında kilosu 30 kuruş olan maydanozun fiyatı bugün 132 liraya yükselirken, artış oranı yüzde 43 bin 900’e ulaştı. Kırmızı lahana yüzde 18 binlik artışla 1,01 liradan 180 liraya, karnabahar ise yüzde 14 binin üzerinde zamlanarak 1,58 liradan 225 liraya çıktı. Patates, ıspanak, domates ve şeftali gibi temel tüketim ürünlerinde de fiyat artışları yüzde 6 bin ila 8 bin arasında gerçekleşti. Meyvelerde ise çilek yüzde 16 binlik zamla ilk sırada yer alırken, ayva yüzde 14 bin, üzüm ise yüzde 11 binin üzerinde artış gösterdi. Ortaya çıkan tablo, vatandaşın pazarda artık kilo yerine gram hesabı yapmak zorunda kaldığını bir kez daha gözler önüne serdi.

‘Zararına satıyorlar’

Tarım sektöründe yaşanan fiyat dalgalanmalarının temelinde üretim planlamasındaki eksiklikler ve denetim yetersizliğinin bulunduğunu aktaran Ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “Uzun yıllardır üretim, tüketim ve ihracat dengesini gözeten kapsamlı bir tarım politikası oluşturulamaması, hem üreticinin hem de tüketicinin zarar gördüğü bir yapıyı ortaya çıkarıyor. Bir yıl yüksek gelir sağlayan ürünlere ertesi yıl çok sayıda üreticinin yönelmesi nedeniyle arz fazlası oluşuyor, bu durum da fiyatların sert şekilde düşmesine ve üreticinin maliyetini dahi karşılayamamasına neden oluyor. Birçok çiftçi ürününü tarlada bırakmak ya da zararına satmak zorunda kalıyor. Tarımda sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için iç tüketim, ihracat kapasitesi ve nüfus artışı dikkate alınarak yıllık ve uzun vadeli üretim projeksiyonlarının hazırlanması gerekiyor” dedi.

Hamdin Erişen (1)

‘Fiyat da alım gücü de düştü’

Pazar tezgâhlarında birçok sebze ve meyvenin fiyatının son haftalarda gerilese de satışlardaki durgunluk esnafın yüzünü güldürmediğini aktaran İzmir Pazarcılar Odası Başkanı Hamdin Erişen, “Domatesin kilogramı 25-30 liraya kadar düşerken, birçok pazarda 3-4 kilo domates 100 liradan satılıyor. Patlıcan, biber ve diğer yaz sebzelerinde de benzer bir tablo yaşanıyor. Ancak fiyatlardaki düşüşe rağmen vatandaşın alım gücündeki zayıflık nedeniyle pazarlardaki hareketlilik beklenen seviyeye ulaşamıyor. Yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan vatandaş, gıda harcamalarında da daha temkinli davranıyor. Bu durum pazarcı esnafının satışlarına doğrudan yansırken, birçok esnaf gün içerisinde beklediği müşteri yoğunluğunu göremiyor. Satışların düşmesi nedeniyle bazı esnaflar ürün alımında da daha temkinli hareket ediyor. Yaz aylarının başlamasıyla birlikte hafta sonlarında kent merkezlerinden sahil bölgelerine yönelen vatandaşlar da pazar yoğunluğunu azaltan etkenler arasında gösteriliyor. Özellikle cuma gününden itibaren başlayan tatil hareketliliği, hafta sonu kurulan pazarlardaki müşteri sayısının düşmesine neden oluyor. Hem alım gücündeki gerileme hem de mevsimsel hareketlilik nedeniyle pazarcı esnafı, fiyatların ucuzlamasına rağmen beklediği satış rakamlarına ulaşmakta zorlanıyor” dedi.

Osman Sirkeci-2

‘Tüketici pahalıya alıyor’

Hangi bölgede hangi ürünün ne kadar üretileceğine ilişkin yönlendirici politikaların oluşturulması gerektiğinin altını çizen Ekonomist Osman Sirkeci, “Hem arz fazlasının hem de ürün yetersizliğinin önüne geçebilecek en önemli adımlar arasında gösteriliyor. Öte yandan enerji, mazot, gübre ve işçilik maliyetlerindeki artış da üretim maliyetlerini katlayarak yükseltiyor. Türkiye’de tarımsal üretimin büyük bölümünü gerçekleştiren küçük ve orta ölçekli çiftçiler, artan girdi maliyetleri nedeniyle üretim yapmakta her geçen gün daha fazla zorlanıyor. Üretim aşamasında başlayan maliyet baskısı, ürünün tüketiciye ulaşana kadar geçtiği her halkada büyüyerek devam ediyor” ifadelerini kullandı. Sorunun bir diğer boyutunu ise tarladan sofraya uzanan tedarik zincirinin oluşturduğunu vurgulayan Dr. Sirkeci, bazı ürünlerde tarladaki fiyat ile market veya manav rafındaki fiyat arasında birkaç katı aşan farklar oluştuğunu da sözlerine ekledi. Tarımda üretimden pazarlamaya, depolamadan ihracata kadar tüm süreci kapsayan planlı bir yapının oluşturulması gerektiği belirtiliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yanı sıra ziraat odaları, birlikler ve ilgili kurumların ortak hareket ederek üretim planlamasını güçlendirmesi, fiyat istikrarının sağlanması ve hem üreticinin hem de tüketicinin korunması açısından kritik önem taşıyor. Aksi halde üreticinin zarar ettiği, tüketicinin ise pahalı gıdaya ulaşabildiği mevcut tablonun devam etmesi kaçınılmaz görünüyor” sözlerine yer verdi.

Kaynak: Filiz Erol