5 Haziran Dünya Çevre Günü yaklaşıyor. Öncelikle 9 Mayıs 2017 yılında Antalya’da öldürülen Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftini saygıyla anıyor, bütün yaşam savunucularını sevgiyle kucaklıyorum.
5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde konuşulacak ve yazılacak çok konu var. Bu konuları 6 Haziran Pazartesi günü İzmir’de yapılacak etkinlikler kapsamındaki (saat 18:00 Mimarlar Odası İzmir Şubesi Önünde başlayacak) forumda konuşacağız. Özde insanları ve özde doğa dostlarını bu etkinliğe bekleriz. Çocuklarımızın geleceği için mücadele etmek sadece biz yaşam savunucularının görevi değildir. Bu hepimizin en önemli görevidir-sorumluluğudur.
Etkinlik afişi yazımın içinde yer alıyor.
Ben bugün sularımız konusunda paylaşımda bulunacağım.
Tatlı sular ve yerel tohumlar yaşamsal kaynaklardır.5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde hepimiz gözlerimizi kapatıp düşünelim su ve tohum olmasa yaşayabilirmiyiz? Elbette yaşayamayız. Evet başlıkta da yazdığım gibi “sularımız” diyorum. Çünkü yeraltı ve yer üstü suları hepimizindir. Doğal kaynaklardan faydalanmak bu topraklarda yaşayan herkesin hakkıdır.
İklim krizinden dolayı düzensiz yağışlar su rezervini etkiliyor. Su kıtlığı tüm dünyanın en önemli sorunu. Gelecekte tohum ve su savaşlarının olacağı öngörüsüne bende katılıyorum. O yüzden çok uluslu şirketler tatlı suları satın alıyorlar. Bizim ülkemizde de birçok su kaynağı özelleşti- satıldı. Türkiye yenilenebilir su kaynakları sıralamasında 42. sırada. Dünya’da 1.4 milyar insan temiz ve güvenli suya erişemiyor.
Dünya’daki toplam tatlı suyun sadece yüzde yarımı(%0,5) göllerde ve akarsularda.(Kaynak: SU hayat veren iki damla-Abdullah Aysu.)
Bu durumda bir damla su bile çok kıymetli.
Ama ülkemizde sulara hiç önem verilmiyor. Yaşamın sürekliliğini sağlayan bu en önemli madde her geçen gün hızla tükeniyor. Tarımın ve köylülüğün bitirilmesi, yığınların kentlere göç ettirilerek her alanda iyi birer alıcı kitlesi oluşması politikalarından dolayı birçok sorun yaşanıyor. Bunlardan en önemlisi su sorunudur. Kentler plansız bir şekilde tamamen ranta dayalı olarak büyüyor. Örneğin Çeşme, Urla ve Bodrum en çapıcı örnekler. Bu şehirler daha ne kadar büyüyecekler? İstanbul’u geçene,hatta sonsuza kadar büyümeye devam edecekler mi? Bu şehirlere göç eden insanların büyük çoğunluğu varsıl insanlar. Onlar paralarının gücüyle o şehirlere uymuyor, o şehirleri kendilerine uyduruyorlar. O bölgelerde toprakları satın alarak tarımı bitiriyorlar, köylülüğü-çiftçiliği bitiriyorlar. Ekolojik sistemi bozuyorlar. (Urla’da yüzbinlerce zeytin katledildi. “Zeytin Sevdası” Göknur Yumuşak Yeni bakış)
En önemlisi ve yaşamsal olanı yeraltı sularını tüketiyorlar. Yeraltı sularını hem konutlarda kullanarak bitiriyorlar hem de 3-5 dekara kadar varan çim bahçelerinde kullanarak bitiriyorlar. Çim alanlar sadece görsellik için tesis ediliyor. Ama çim dünyada en fazla su tüketen bir bitkidir. Çim alanlar suyu adeta sünger gibi çekerler.Kurak geçen yaz aylarında gün aşırı sulanması gerekir çimlerin. Buralarda kullanılan su kaynakları yeraltı sularıdır. Her sitede yada müstakil evde bir su kuyusu var. Parası olan kuyu açabiliyor. Oysa kuyular tarım yapılan yerlerde açılabilir. Yazımın başında sular hepimizin dedim ama ne yazık ki bize de ait olan bu yaşamsal maddeyi varsıllar hoyratça kullanarak tüketiyorlar.
Urla’da ve Seferihisar’da 5’er yıl çalıştığım için Yarımada Bölgesi’ni çok iyi bilirim. Bu bölge çok su kıtlığı olan bir bölgedir. Hiç yer üstü kaynağı (dere akarsu, nehir, yoktur. Tek içme suyu kaynağı yeraltı sularıdır. İşte o yeraltı suları Yarımada Bölgesi’nde de (Seferihisar, Urla, Karaburun, Çeşme) vahşi, tamamen ranta dayalı yapılaşmadan dolayı tükeniyor. Ben 2000’li yıllarda Urla’nın varsıllarının yaşadığı bölgelerde birçok yapay nehir gördüm. Bütün konutlar havuzlu. 5 dekar çim alanı olan malikaneler gördüm.Aradan 22 yıl geçti ve Urla tamamen betona teslim oldu. Doğal olarak varsıllar tarafından yer altı sularının hoyratça kullanılması had safhaya ulaşmıştır. Yeraltı suları belki de bitme noktasına gelmiştir.
Yeraltı sularının yok edilmesi derelerin çayların ve nehirlerin zayıflamasına ya da tamamen kurumasına ve çevrelerindeki ekosistemin de ölmesine neden oluyor.
Şimdilerde yarımada tek içme suyu kaynağı olan kuyu suları varsıllar tarafından sınırsızca kullanılarak hızla tükenmeye başlamışken birde başımıza büyük Çeşme projesi çıktı. Çeşme Projesi’nde konutlar için yer altı suları hoyratça kullanılacak zaten; evlerin çim alanları yetmiyormuş gibi birde büyük golf sahaları yapılacakmış.
Golf sahaları dekarlarca çim alandan oluşuyor. 18’lik golf sahalarının toplam uzunluğu normal olarak 5400 metreyle 7000 metre arasında değişiyor.(Kaynak çim tohumu satan bir firma.)
Sizce bu koşullarda yeraltı sularının tükenmeme ihtimali var mı? Yok, kesinlikle sular tükenir.
İklim krizi kapıda zaten, etkilerini yaşamaya başladık.Yeraltı suları hepimizin diyorsanız sizde yaşamsavunucularının yanında yer alarak bu projeye hayır deyin.Mademki sular hepimizin o halde sularımıza sahip çıkalım. Şunu unutmayalım, o varsıllar buraları talan ettikten sonra su krizi yaşandığında dünyanın başka sulak bölgelerine göçerler ama bizim başka gidecek yerimiz yoktur. Yapacak bir şey yok demeyin, vardır. Bütün farklılıklarımızı bir tarafa bırakarak haklarımız ve çocuklarımızın geleceği için dayanışma içerisinde güç birliği yaparak bize dayatılan yaşamlara dur diyebiliriz. Azda olsa kalan yerel tohumlara, sulara, topraklara, sahip çıkabiliriz. Bu Dünya hepimizindir. Doğadaki bütün kaynaklar bütün canlılarındır.
6 Haziran Pazartesi günü gelin, hep birlikte çocuklarımızın geleceğine ve haklarımıza sahip çıkalım.
Daha yaşanılası bir Dünya umuduyla sevgiler…
"5 Haziran Çevre Günü'nde Çeşme Projesine hayır diyoruz"
Göknur Yumuşak
Yorumlar