Benim köşemi takip edenler özellikle tarım, toprak, küresel ısınma, yaşadığımız iklim krizi konusundaki hassasiyetimi bileceklerdir. Bugünkü yazımda da bizim için yaşamsal anlam taşıyan sürdürülebilir ekosistem, sürdürülebilir ve onarıcı tarım konusunda yapılması gerekenleri irdelemeye çalışacağım.
İklim krizi sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde. İklim krizi nedeniyle aşırı kuraklık ve aşırı yağış arasında gidip gelen sarkaç artık yeni normalimiz. Bir yanda aşırı kuraklık ve susuzluğu, öte yanda sel ve taşkınları konuşuyoruz. Bu da bize gösteriyor ki, iklim krizi, sadece bilim insanlarının gündeminde değil, artık yaşamımızın tam da göbeğinde.
Yazımın girişinde “Onarıcı tarım” dedim. Konuyu açarsam; Endüstriyel tarımın yıprattığı toprak ekosistemine karşı geliştirilen onarıcı tarım modeli, organik madde ve mikrobiyel canlılığı artırarak toprak sağlığını yeniden tesis etmeyi hedefliyor. Adı üstünde “Onarıcı tarım”. Konu ile ilgili görüşlerinden yararlandığım Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi İbrahim Ortaş, kar odaklı üretim anlayışı yerine ekosistemin sürdürülebilirliğini merkeze alan bütüncül bir yaklaşımın gerekli olduğunu vurguluyor.
Toprağın canlı bir ekosistem olduğu 1990’lı yılların sonunda geç de olsa fark edilmişti. İkinci Dünya Savaşı sonrasında küresel ölçekte tarımsal talebin arttığı bir vakıa. Tarımda verimliliği artıran mekanizasyon, kimyasal gübre ve pestisit kullanımı bu ihtiyacı karşılamada çok büyük yarar sağladı, ancak bu durum aynı zamanda “Canlı ekosistemi” yıprattı, yordu. Bu durumdan doğan farkındalık ve ertesinde ilgili çevrelerin kafasında oluşan “Neler yapmalı?” sorusu, “Mineral bileşenler dışında, yeterli sayıda mikroorganizma ve bitkiye ihtiyaç duyulan toprak için en yapıcı çözümlerin başında gelen “Onarıcı tarım”ı gündeme getirdi. Çünkü, mikrocanlılık ve onları besleyecek organik madde oranının yüzde 3’ün üzerinde olmadığı bir toprakta ekosistemden söz etmemizin mümkün olmadığı bilimsel bir gerçek.
Toprak, su ve hava kalitesini iyileştiren, biyolojik çeşitliliği artıran ve iklim değişikliğiyle mücadeleye çok büyük oranda yardımcı olan “Onarıcı tarım” modeli, bir yanda nitelikli ve besleyici özellikli gıda üretimi yapıyorken, öte yandan toprak ekosisteminin durumunu iyileştiren ve zenginleştiren yöntemleri içinde barındırıyor. Bu yöntemin özellikle ilk önceliği, üst toprak yaratma, su döngüsünde iyileşme, biyoçeşitlilik artışı, ekosistem hizmetlerinde zenginleşme, tarımsal üretimde kullanılan toprağın sağlık ve niteliğinde artış ve karbon gömme kapasitesinin artırılması yoluyla iklim değişikliğine karşı yapılacak mücadeledir.
Yazımın giriş bölümünde görüşlerinden yararlandığımı söylediğim Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş, konu ile ilgili “Toprak sağlığını iyileştirmek için başta organik madde, mikrobiyal aktivite ve toprak yapısındaki şekillenmeye bağlı olarak su-besin elementi tutma kapisetesinin sağlanmış olması gerekir” diyerek, doğamızın taşıyıcı dinamosu olan toprağımızın, içerdiği mineraller, organik maddeler ve yararlı organizmalar ile tam bir sağlık üretim sistemi olduğunu ifade ediyor.
Yeryüzünde kayaçların üzerinde ayrışan, bitki ve su gibi aktif faktörlerle şekillendirilen toprakların birbirlerinden farklı olduğu, altı çizilmesi gereken bir gerçekken, “Bu koşullarda biyoçeşitliliği olan, organik maddesi yüksek toprakların olduğu ortamda bitkilerin gelişmesi için besin elementi enzim, vitamin ve antibiyotik gibi hizmetlerin daha çok sağlanmakta olduğu, karbon tutulumunu ve iklim dayanıklılığını güçlendirmekte, toprakta yağışlara bağlı su döngüsü optimize edilerek ekosistem hizmetlerini yüksek derecede desteklemekte olduğu ayrı bir gerçeklik.
Sözün özü; Bütün bu yukarıda saydığım bileşenler ve etmenler ışığında, yazımın içeriğinde görüşlerinden yararlandığım Prof. Dr. İbrahim Ortaş hoca bana; “Bu bağlamda öncelikle toprak yapısını kısa sürede bozan, toprakların işlevlerini azaltan girdilerin ve yönetimlerin anlaşılması, bunların alternatifleri bilimsel ilkelere uygun belirlenmelidir” diyerek insanlık aleminin, kısa sürede daha fazla tarımsal ürün ve gıda elde etmek adına başlattığı endüstriyel tarım sisteminin iflas ettiği”ni belirterek “Artık klasik sürdürülemeyen tarımsal üretim yaklaşımlarının ötesine geçerek toprak ve ekosistem bileşenlerini yeniden canlandıran bütüncül bir paradigma değişimine gereksinim doğmuştur” saptamasında bulunarak “Onarıcı toprak sistemi ile değişik bitkilerin toprak ile ekosistem işleyişi içinde uygulanabilmesiyle toprak yeniden sağlığına kavuşabilir” diyor.